Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ocak '07

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
558
 

Kıbrıs, Denktaş, AB ve geçmişi yaşamak

Süleyman Demirel'in bir sözü vardır: ''Dün dündür bugün bugündür ''diye... Bazen bu söze hakvermişimdir bazen de ya öyle birşey mi olur diye kendime sormuşumdur... Söylenen sözleri söylendiği ortam ve şartlar içinde değerlendirmek en iyisi...

Şöyle düşünebiliriz mesela 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'nda Kıbrıs'a barış yapmak için yola çıktık ve gerçekten de bunu başardık, eğer zamanın hükümeti bu cesur ve kararlı hamleyi yapmamış olsaydı bugün Kıbrıs da bir tek Türk bulamayabilirdik. O gün o şartlarda bu harekat gerçekten çok gerekliydi, yapılmaması halinde sıkıntılı çok sonuçları olabilirdi. 1974 yılında yapmış olduğumuz ve haklı olduğumuz bir davada öyle bir noktaya geldik ki bugün toplumdaki sanayicisinden, işadamından, sanatçısına, memuruna, sokaktaki vatandaştan vb... kadar herkes ya biz o zaman yanlış yapmışız noktasına doğru hızla gelmeye başladı...

Hatta şu AKP iktidarı zamanında hükümetteki herkes şu Kıbrıs politikasında biz hatalıyız diye yaklaşık 30 yıldan beri süren devlet politikasından çark etmek zorunda kaldı. AKP nin zorlaması ile Kıbrıs'la özdeşleşen sayın Denktaş, bir kenara itilmek zorunda ve sahipsiz bir şekilde bırakıldı. Bugün bakıyorum sayın Denktaş'ın fikirlerini bir kenara atan insanlar, AKP yöneticileri ve sayın Kıbrıs cumhurbaşkanı Talat'ta dahil, sayın Denktaş'ın sözlerine yavaş yavaş gelmeye başladılar. Avrupa Birliği'ne girmek uğruna verilen tavizlerin devamı geleceği anlaşıldığından hükümet de artık AB ile bu işin olmayacağını görmeye başladı...

Annan Planı'nı reddeden Rumlar ödüllendirilerek AB alındı, evet diyen Türklere ise hala ambargo devam ediyor. AB nin ne kadar samimiyetsiz olduğu eskiden beri belliydi ama bu Güney Kıbrıs'ın AB'ye alınması ile Türkiye'nin Rumlara hava alanları ve limanları açmaması nedeni ile müzakerelerin askıya alınması ile perçinlenmiş oldu.

Olaya şu açıdan bakmamız gerekiyor. Siz Osmanlı olarak Avrupa'nın içlerine kadar girerseniz o insanlarda ister istemez bir nefret yaratırsınız. Osmanlı korkusu bu avrupalıların genetiğine kadar işlediği için bizim şu 1957 lerden beri girmeya çalıştığımız AB maceramız, hiç gerçekleşmeyecek gibi duruyor. Avrupayı yöneten ve lider geçinen o insanlar o mevkiilerde olduğu sürece de bu ne yazık ki pek mümkün gözükmüyor.

Zaten AB'de kafası çalışan bürokrat ve işi bilen kesim Türkiye'nin üyeliği için uzun bir vade koyarak, o uzlaşmadan ve önyargılardan arınamamış liderlerin tasfiye sürecine girmesini bekliyor. Aklıselim liderlerin işbaşına geldiği bir AB de bu tür problemlerin olacağını sanmıyorum. Geleceği gören ve vizyon sahibi liderler kendi geleceklerini düşünerek ilerde problemsiz kapılarıni bizim ülkemizede açacaklardır. Buna kesin ve yürekten inanıyorum. Şu anda AB olan temel düşünce çapsızlık düşüncesidir.Eminim o düşüncede bir gün zamana uyarak değişime uğrayacaktır.

işte dün ile bugün arasındaki fark... Geçmişinizden kopamıyorsunuz. Siz kopsanız başkaları kopamıyor... Dün doğru olarak gördüğünüz bazı şeylerin sonradan yanlış olduğunu farkedebiliyorsunuz. Aynı şekilde yanlış olarak gördüğünüz şeylerin de sonradan doğru olduğunu görebilirsiniz.

Bir güzel söz vardı nerde okuduğumu bilmiyorum ama yinede söyleyeyim... ''Çalışmayan saat bile günde iki kez doğruyu gösterir''...

Herkesin birbirlerinin fikirlerine saygı gösterdiği bir dünyada yaşamak en iyisi... Bugün Denktaş'a kötü bir lider diyen insanlar yarın onun ne kadar büyük bir insan olduğunu anlayacaklardır. Belki de Annan Planı'na evet diyen ve bu uğurda politika oluşturan AKP yöneticileri de davalarında haklı hale gelecektir, kimbilir...

Bugünü yaşayacağız... Ama dünden de dersler alarak... Geleceğe bakacağız ama ümitle... ve çalışarak...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu güne kadar T.C. hükmetlerinin izlemiş olduğu statükocu Kıbrıs politikası sayesinde , Türkler daima Dünya kamuoyuna , uzlaşması mümkün olmayan , adada zorla duran , hiç bir anlaşmaya yanaşmayan huysuz çocuk olarak tanıtıldı.Bu politikada yapılan ani ve keskin manevra ile Rumlar , geçmişte söyledikleri tüm iddialarının çürüdüğünü görüp sessiz kalmışlardır.Şu an AB ise , Türkiye ile daima bir metres hayatı yaşamak istediğinden dolayı önünde , her dediklerini kabul eden ve kendilerine kıvırma payı bırakmayan bir Türkiye karşısında , alelacele Rumları AB ye ortak alarak , onların arkasına saklanma politikası izlemektedirler.Kendi içlerinde de açmazlar vardır.Hem sizin dediğiniz üzere Osmanlı korkusu hemde AB içinde iki büyük güç olan ve birbirleriyle daima rekabet halinde olan Fransa ve Almanya nın , kendilerine ikinci bir cephe açmak istememesi , Türkiye'yi oyalamak için neden sayılabilir.Ben Türkiye'nin AB ye katılsın katılmasın bu işten uzun dönemde kazançlı çıkacağını düşünyorum.

Melih Togay 
 06.01.2007 11:08
Cevap :
Dediğiniz gibi uzun dönemde Türkiye bu işten kazançlı çıkacaktır,özellikle AB; Kuzey Kıbrıs üzerindeki baskıları kaldırma yoluna gidecektir,çünkü rum kesiminin alınmasının hata olduğunu büyük çoğunluk kendileri de kabul etmeye başladı.Birde şöyle ciddi bir durum var,Kuzey Kıbrıs'taki tazmin komisyonunu da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tanıyarak bu işin artık öncülüğünü yapmış oldu.Bunun devamının da yakınlarda geleceği kanaatindeyim...Yorumlarınız için teşekkürler...  06.01.2007 23:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 30
Ort. okunma sayısı
: 1250
Kayıt tarihi
: 03.08.06
 
 

Uludağ üniversitesi kamu yönetimi mezunuyum.  Para ve sermaye piyasaları sürekli ilgi alanımdır. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster