Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ekim '18

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
245
 

Kim Korkar Yaşlılıktan

Kim Korkar Yaşlılıktan
 

“Yani öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

Yetmişinde bile mesela zeytin dikeceksin

Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için.

Yaşamak, yani ağır bastığından.”

Ah, sevgili Nazım; sen ki henüz yaşlanmadan gidenlerdensin… Bugün 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü. Bu günü iç karartıcı bir yazı yerine şiirlerle kutlayarak renklendirmek istedim. Kim bilir belki de  kendime moral vermek istiyorumdur. Ne de olsa yaşlılık sınırını aştım artık…

Şiirler yaşlılığa övgü sayılmasalar da yaşlılığı anlatıyorlar. Biraz hüzün, biraz gecikmişlik duygusu ile uzun bir yolculuğa çıkma arifesinin telaşı içinde çoğu dizeler. Yaşamış olmanın bilgeliği,  yaşlanmayan bir gönlün kırık heyecanlarıyla birlikte:

“Ebedi aşığının dönüşünü bekler

Yalan yeminlerin tanıdığı çiçekler

Artık olmayacak baharlar içinde

Ey, ömrün en güzel türküsü,aldanış!

Aldan, gelmiş olsa bile ümitsiz kış…”*

Bedenin yaşlanıp, ruhun genç kalmasından daha acı ne olabilir?  Aynaya her bakışımızda bize biraz daha yabancı gelen bir yüz ve ruhun gençlik çığlıklarına çaresizce sessiz kalan örselenmiş bir beden görüyoruz karşımızda.  Ve hep bir soru takılıp kalıyor yüreğimize:

Ellerinin kuytusunda saklardım yüzümü

Çok mu geç, seni sevmelerin zamanı”**

Zira yaşlılıkta yaşanan aşklar hep umutsuz vakalardır. Sevmek için çok geç olduğu düşünülür hep. Oysa aşkın erkeni, geç kalmışı olmaz, o her yaşta gelir buluverir bizi.

Kimdir bana gülümseyen , yeşillik balkonundan

Demek gecelerden sonra nihayet gün doğuyor

Bir gülüşündür gençliğimi döndürdü yolundan

Yanan şu alnım elinin gölgesiyle soğuyor.”***

Aslında yaşlanabilmek bir mutluluktur. Yaşlılık çoğu kez yaşam içinde huzur dolu bir varoluşun başlangıcı sayılabilir çoğu kişi için.  Çiçero 60 yaşından sonra yazdığı “Yaşlılık” adlı eserinde  yaşlılığa övgüler yağdırır: “ Zevk düşkünlüğüne, yükselme hırsına, başkalarını geçmek için didinmeye, tutkuların tümüne kölelik ettikten sonra ruhun yapayalnız kalması, kendisiyle baş başa yaşaması  ne paha biçilmez bir zevktir. Eğitim ve bilgiyle beslenince, insana istediğini yapmak için gereken zamanı bırakan yaşlılıktan daha hoş bir şey olamaz.” Sizce de doğru değil mi?

Yaşlılığın tek tesellisi galiba yaşamış olmak! Ve de bilmek ve görmek...Bu arada bir de sevmişsen, eh, daha ne olsun? Behçet Necatigil  ille de “görmek” diyenlerden:

İçindeyim, diretiyorum çağa

Size ne miyim ben, siz bana ne siniz?

Bir hayal, bir masal mı eski

Ama ben görmüşümdür!”

 Necati Cumalı için sevmek /sevişmektir geriye dönüp baktığımızda bizi mutlu eden:

“Gençtik, aşıktık, deliydik

Seviştikçe  ağardı karanlıklar

Bunca dağın karlarını erittik.”

Doğru ve güzel yaşamak beraberinde doğru ve güzel yaşlanmayı getiriyor. Yaşadıklarından ders alanlara ve yaşlılığının altın günlerini mutluluk ve huzur içinde geçirenlere selam göndererek Halide N. Zorlutuna ile hoşça kalın diyorum:

“Her son gibidir: sürekli, gerçek, yalın

  Son noktası ömrümce süren bir masalın

İçlenmeye değmez, yolun ayrıldı diye

Üç beş günümüz var gülünecek, hoşça kalın.”

 

 

 

*Ahmet Muhip Dıranas / Olvido

** Refik Durbaş / Zamanı

***Cahit Sıtkı Tarancı / Serenad

 

Matilla, Nil ALAZ, Şahin ÖZŞAHİN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben Nazım'ın aksine "ölüme inanırım ama ölmekten korkmam" çünkü ölümde yaşamın bir gerçekliğidir. Doğum olmasaydı yaşam olur muydu? İşte ölümde öyle bir şey, aynı yaşlanmak gibi. Yaşlanmasaydık, hep yeni doğmuş bebek olarak kalsaydık da yaşam dediğimiz şey olmazdı. Yetmişinde bile zeytin dikecekmişin! Ne saçma bir düşünce. Bence yetmişinde bile yaşayacaksın, mümkün mertebe doya doya, içinden geçtiği gibi. Ama buradaki sorunda şu ki, yalnız başına yaşanmıyor ve yaşıtlarında artık ölümü bekliyor ve yaşamaktan korkuyorlar. Ya da sizin gibi "yaşlılık sınırını aştıklarını" düşünüyorlar. Dostane tavsiyem, edebiyatçılara, şairlere kulak asmayın, onlar zaten yavaş yavaş ölürler. Siz benim gibi yapın. Bakın ben "yaş 73 yolun yarısı eder" diyorum. Seneye Allah kerim. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 24.10.2018 8:56
Cevap :
Yaşlanmak hayatın gerçeği tabii. 65 yolun yarısı olmasa da ne gam, hiç dert etmiyorum elbette. Ten yaşlansa da gönül her daim genç... Sizin gibi mümkün mertebe doya doya, tadını çıkararak yaşamaya gayret ediyorum. Hayatımda bir takım sayılara yer vermiyorum. Her şeye kafayı takmıyorum. Kendimle barışığım kısaca. Sadece her sabah mutlu ve sağlıklı uyanabilmek bile bana yaşama sevinci veriyor. Selam ve sevgiyle...  25.10.2018 21:37
 

(II) Şimdi, geleceğe, yakınma nedeni bırakmamak için, yaşantım yine bir koşuşturma içinde geçiyor da olsa, o günlerden çok farklı, doygun ve huzurluyum. Geçtiğimiz gün kızlarıma önümüzdeki iki ay süresince yaptığım program-planlarımı gönderdiğimde, büyük kızımdan, "Tüh, keşke geçen sene randevu alsaydım!" diye yanıt geldi. Böyle bir yaşlılığı görebilmek için o kadar yaşanmış sıkıntılara değmez mi? Aynaya baktığımda her sabah, hoşuma gidiyor bu yaşlanmış yüz. Bazan gülüyorum bu yüze karşı, içtenlikle ve huzur içinde; "bak bu sabah da yüzünü görebildin" diyerek. Geçmişten "keşke"lerinin olmaması insanın, bu yaşlarda ne kadar güzel etkisi oluyormuş. Yarını beklemeden, geçmişe takılmadan, günün akşama kavuştuğu zamanki huzur ve güzelliği görebilmek çok güzel; yaşlanmak böyle olursa...

Mustafa Erdal GÜZELDEMİR 
 04.10.2018 23:40
Cevap :
İleriye dönük programlar yapmak ve o programa uygun yaşamak sanırım biraz da mesleğinizle ilgili bir alışkanlık. İçinizdeki pozitif duygulara, iyimserliğinize gıpta ettim. Yorumlar için teşekkür ederim.  05.10.2018 15:56
 

(I) Merhaba Sayın Koç, Yine, güzel aktarım ve yorumlarınıza ulaşabildim. Teşekkür ederim. "Yaşlanmak" üzerine neden bu kadar çok yazılır oldu ki? Evet, çokça yaş alındı. Çokça anılar heybemizde. Ancak ne farkına varabildik o yaşları alırken, ve ne anladık ki yaşadıklarımızdan? Bir koşuşturma, bir stres, şairin dediği gibi "hep bir nedenimiz vardı asıl yapmamız gerekenleri ertelememize". Epeyce bir süredir, artık ertelemeye nedenim kalmadığını anlayalı istediklerimi yapmanın, bir başka dinginlik içinde ruhum. Ancak, o koşuşturma içinde, yine bir koşuşturma arasında yaşadıklarımın özlemini duymuyor değilim. İçimi bu özlem kaplıyor, kendimle başbaşa kaldığımda. Çok genç yaşlarda kaybettikleri yaşam koşuşturması fırsatını anıyorum o güzel insanların, arkadaşlarımın. Ve, kendimi şanslı buluyorum, hem özlemle anabilecek de olsam, o anları yaşama fırsatını bulabildiğime ve şimdi hep o ertelediklerimin, hepsini olmasa da bir çoğunu, aklıma estiğinde yapabilme olanağına sahip olabildiğim için.

Mustafa Erdal GÜZELDEMİR 
 04.10.2018 23:40
Cevap :
Yaşlanmak üzerine neden mi bu kadar çok yazı? Aslında belli bir sebebi yok. Belki bu aralardaki ruh halim, belki mevsimin etkisi,belki hiçbir yaranın üflenerek geçmediğini öğrendiğim için... Bazı şeyleri biraz geç anlasam da hayatımda hiçbir şeyi erteye bırakmadım.Doğru ya da yanlış mutlaka yaptım.Bitmedi tabii, hâlâ yapmak istediğim çok şey var. Ama yapabilecek zamanım olur mu, o ayrı konu.  05.10.2018 15:51
 

Melek Hanım, günün anlamı dolayısıyla Facebook sayfama da koydum.

Şahin ÖZŞAHİN 
 01.10.2018 23:55
Cevap :
Sevindim, teşekkür ederim.  02.10.2018 11:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 218
Toplam yorum
: 1809
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2067
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster