Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mart '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
380
 

Köşe yazmak

Köşe yazmak
 

Bir adam düşünün, gazete köşesinde, güzel kadınları yazıyor. Köşe yazısının altında kan ağlayan çocukların resmi.

Gittiği güzel sanat olaylarını yazıyor. Ve belki elinden sanat adına ne varsa alınan bir ülkenin, geleceği yazıyor köşesinin altında. Ufak anekdotlar yazıyor, güzel nüktedanlar yazıyor. Belki biraz kendini övüyor, biraz da eleştiriyor. Ama acıtmıyor kendine söylediği laflar. Çünkü kendini acıtmayacak kadar söylüyor. O yüzden bilmiyor acı ne demek. Yemek yiyememeninde çok acı vereceğinin farkında değil.

Halbuki köşesinin altında acıyan bir milletin gözyaşları var. Hangi çıkmaz da olduğunu bilmeyen bir millet var. İnsan bu kadar uzak mı olur yaşadığı doğup büyüdüğü topraklara. Onun, derdi sadece kendi etrafında ördüğü dünyada. Bir adamla bir kere hacca gitti diye, (!) bu kadar mı insan kendi köşesinin altında yazanlara duyarsız kalır?

Kafasını uzatsa altında yazılanları okusa içi hiç acımayacak mı? Belki yazıyor canım, hiç hakkını yemeyelim. Ama yazmak ile yazmamak arasında kalmış bir sıkışmışlık duygusuyla yazıyor. Belki işte yazıyor. Bence AYDIN DOĞAN Emin Çölaşan’a Ertuğrul Özkök’den daha çok saygı duymalı. Çünkü o gitmeyi bildi. Kapalı kapılar arkasında neler konuşuldu neler konuşulmadı bilmiyorum. Ama basında takip ettiğim kadar Çölaşan hala konuştuğuna göre hala bir şeylere karşı geldiğine göre, gitmeyi bildi. Gidebildi. Kalarak susmayı tercih etmedi.Kimsenin kendi Allahı olmasına izin vermedi.

Belki o da gider hacca ama dıştan gelen bir baskıyla değil, istediği zaman.

'Iğ, yani, Yani, bence de öyle.' Bu iki hece herşeyi ifade ediyor hale geldi.Birileri bir şey söylüyor.Kişi hemen iki tarafa da gelebilecek bir kelime 'yani'. Nasıl kendimizi kendimizi ifade edemiyor hale geldik?Bütün dünyalarımızı yaniler ve ığların içine hapsettik. Hadi kitap okumayı sevmeyen bir neslin geleceğinin atılmasına biraz katkıda bulunmuş olabiliriz, ama konuşma özürlü bir toplumun da kurulmasına yardımcı olmamalıyız. Kendimize dürüst olup, fikirlerimizi korkmadan söylemeliyiz ki bizden sonra gelecek olanlar da kendi fikirlerini söyleyebilsinler.

-Başımıza taktığımız başörtü sadece saçlarımızı örtmüyor ayrıca düşüncelerimizi örtüyor. Düşünmemeye, beynimizi bir organ gibi çalıştırmamaya, düşündüklerimiz ile birey olmamaya doğru götürüyor. İleriki nesiller düşünme yetisini kaybetmiş, beyin genetiği bozulmuş olacak büyük ihtimalle. Yani embesil.

Yazmak, yazma isteği duymak zeki insanların işidir. Kendime de pay düşürerek söylüyorum bunu. Bazen diğerlerinden hızlı düşünmek sonuca onlardan önce ulaşmanın özel bir yetenek olduğunu bilmeyiz ama bu özel bir yetenek. Hızlı düşünmek sonuçlara ulaşmak ve kağıda dökmek. Bir konu hakkında birçok perspektifden bakmak. Farklı pencereleri beyninde harmanlamak ve mesaj kaygısı olmadan kendini tamamlamak, bildiklerini başkaları ile paylaşmak. En büyük handikapım hızlı yazmak. On parmak da ve maalesef eminim herkese olan bana da oluyordur. Yanlış yazmıyorum ama imla ve dil bilgisi kurallarını ihlal ediyorum. Komik ama sonra tekrar geri dönüyorum ki, da, de eklerini arıyorum noktalamaları tamamlıyorum. Acaba diyorum yazarken bunlara dikkat eden var mı, aklına geleni bekletip şuraya nokta koyayım diyen var mı? Bunu merak ediyorum.

AYRIK OTUM.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 541
Kayıt tarihi
: 18.08.09
 
 

1971 Kars doğumluyum. Ama karadeniz kızıyım. Babamın mesleğinden dolayı eğitim hayatım farklı yerler..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster