Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mart '13

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
882
 

Kuantum Evreni

Kuantum Evreni
 

resim internetten alınmıştır


Kuantum dünyası, maddenin enerjiye dönüştüğü bir alana sokar bizi. O alanda artık atom altı parçacıklar kendi etraflarında dönen enerji toplaçlarından başka bir şey değildir. Orta okulda bize maddenin temel yapıtaşının atom oldugu öğretilmişken, kuantum fiziği  maddenin tek bir temel  yapıtaşı olmadığını atom altı parçacıkları ortaya çıkartarak gösterdi.  Artık atomaltı parçacıklar dilden dile dolaşmaya, hatta kadınların altın günlerinde sohbetlere konu olmaya bile başladı. 

Eski bilgilerimize göre, atomun mekanik yapısı katı parçacıklardan oluşmaktadır. Ancak şimdi atomun çekirdeğine ne kadar yakından bakarsak, katı parçacıkların birbirinden o ölçüde dağıldığını,  bu yoğun katı parçacıkların aslında  enerji girdapları olduklarını gözlemleriz.  Bu enerji yoğunluklarına kuark ya da foton denmektir. Gördüğünüz gibi, evrendeki tüm formların  temel yapıları mekanik fiziğe dayanmıyor. Tam tersine, görünmeyen bir enerjiye dayanıyor.  Ve bu enerji bölgesine, ALAN adı veriliyor. Farklı isimleri olmakla beraber, en yaygın kullanılan anlamları ilahi matriks, Kuantum Alanı ve ya Kuantum Hologramıdır.  Eğer taneciklerin neden o şekli aldığını öğrenmek istiyorsak, bizim bakacağımız tek yer alandır.

Hepimiz bedenimiz ve beynimiz vasıtasıyla enerji üreten varlıklarız. Hepimizin kendimize has bir titreşimi var. Enerji seviyelerimiz, tekamül etmişlik (farkındalık) ve arınmışlık düzeyimize, genetik yapımıza, çevresel koşullarımıza bağlı olarak farklılık göstermekte. Artık döllenme esnasında genetik kaderimizi berlirleyen  DNA kodlarımızın etkileyebileceğimizi ve hatta bunun 3 ile 6 ay arasında mümkün olabileceğini biliyoruz.

Filmlere konu olmuş kuantum dünyası bize yaşadığımız evrenin bir illüzyon oldugundan dem vurur. Çift yarık deneyi, illüzyonun nasıl gerçekleştiğini daha iyi anlama fırsatı verir. Thomas Young’un yaptığı bu deneyin amacı, ışığın dalga halinde mi yoksa parçacık halinde mi  hareket ettiğini anlamaktı. Çift yarıklı panelle yapılan deneyinin sonucunda,  plakalarda yan yana iki adet iz varsa bu ışığın parçacık(katı)  olarak hareket ettiğini, yok eğer birden fazla iz varsa dalgacık(enerji yoğunluğu) olarak hareket ettiğini görmüş olacaktı. Young,  arka arkaya gelecek şekilde iki panel yerleştirdi. Öndeki panele bir adet yarık açtı ve panele doğru  güçlü bir ışık kaynağı gönderdi. ELectronlar yarıktan geçerek, arka panelde tek bir şerit  oluşturdular. Ancak Young’un deneyinin asıl önemli kısmı, çift yarıklı panelle yapılanıydı.   Young,  electronları  iki yarıklı panele doğru gönderdiğinde, arka panelde iki şerit  yerine birden fazla şerit oluştu. Yani, arka panele çarpan electronlar, resimdeki gibi  dalga modeli oluşturdular. Tabii bilim adamları akıllıydılar.  Elektronlar birbirlerine çarparak arka panelde  dalga modeli oluşturuyor  olabilirlerdi. Bu olasılığı göz önünde bulunduran Richard Feyman, deneyi farklı bir şekilde tekrarlamaya karar verdi. Feyman bu sefer electronları, electron tabancasıyla tek tek ateşledi. Ayrıca  her ateşlemede namludan tek bir electronun çıktığından emin olabilmek için  electron tabancasına  bir sayaç bağladı. Tek tek ateşlenen electronlar tek bir yarıktan geçtiklerinde arka panelde yine tek bir şerit oluşturdular. Ama asıl önemlisi, electronlar  iki yarık bulunan panele geldiklerinde arka duvara geçebilmek için hangi yarığı kullanacaklardı.  Görünüşe göre, tabancadan tek bir parçacık olarak çıkan  electron, yarığa geldiğinde  kendisini potansiyel dalgasına dönüştürdü ve böylece tek bir elektron  hem sağdaki hem soldaki yarıktan  geçerek arka panelde bir çok şeritten oluşan iz bıraktı.  Sonuç kaçınılmazdı: electronlar tek tek ateşlenseler de, her iki yarıktan geçerek  dalgacık olarak davranıyorlardı.  Tabii bu durum, bilim adamlarının merakını daha da körükledi. Elektronun hangi yarıktan geçtiğini gözlemlemek adına ön panelin yanına  bir  gözlem-ölçüm cihazı koydular. Deney tekrarlandı. Bu sefer sonuç farklı gelişti. İki yarıklı panele ateşlenen electron arka panelde sadece iki şerit halinde iz bıraktı. Bu şu demek oluyordu:  Elektron, gözlemlendiğinin farkına varınca dalga olarak hareket etmek yerine parçacık olarak hareket etmeye karar verdi. Gözlemci yalnızca gözlemleyerek, dalga fonksiyonu çökertmiş oldu. 

Elektronlar gözlemlenmediklerinde dalgacık halinde ekrana yansırken, gözlemlendiklerinde katı parçacık olarak ekranda dağılıyorlar. Bu elektronlar gözlemlendikleri biliyorlar gibi değil mi? Bu da şu soruyu akıllara getiriyor? Gözlemcinin zihniyle bu electron arasında bir bağ mı, bir iletişim mi var?  Mutasavvıfların, 700 yıl önce söylediği, hepimizin görünmeyen düzeyde birbirimize bağlı olduğu gerçeği, bilim adamları,  dolanıklık olarak bahsettiği teoriyle kanıtlanmış oldu

Gözlemlemek sonucu değiştirmek için elimizdeki tek araçtır. Yani potansiyel  dalgalar halinde bulunan yaşamımızdaki tüm olasılıklardan gözlemlediğimiz yani zihnimizde odaklandığımız  durum, bizim fiziksel gerçekliğimiz haline dönüşecektir. Bizler, gözlemlediğimiz ya da beynimizde odaklanadığımızda, diğer olasılıklar ortadan kaybolur. Kuantum fizikçileri, bu duruma olasılık bulutunun çökmesi adını veriyorlar. Aldığımız görüntü ya da gözlemimiz, diğer potansiyel varoluş biçimlerinin algı alanı dışında bırakır. Örneğin, bir şeylere inandığınız  takdirde beyniniz çevreden gelen girdileri süzer ve o inancı destekleyecek resferanslar arar ya da  verileri toplar.

Atomlar ve elektronlar evrenin içinde bir çok yerde aynı anda varolabiliyorlar. Elektronların olasılık bulutunun içinde herhangi bir yerde bulunuyorlar. Bu yere olasılık bulutu adını veriyoruz. Biz gözlemleyerek elektronun yerini ve hızını tespit ettiğimiz zaman o olasılık bulutunun çökertmiş bulunuyoruz. Çünkü böyle yaparak odaklandığımız elektron, maddesel bir forma bürünerek parçacık haline geliyor. Elektronun diğer ihtimalleri de o anda biz gözlemci için ortadan kalkıyor. Dolasıyısıyla biz onları göremiyoruz, yerlerini de bilemiyoruz. Ama onlar olasılık bulutun içinde dalga boyu olarak salınımlarına ve varoluşlarını sürdüyorlar. Buna karşın, biz de tespit ettiğimiz elektrona gönderdiğimiz frekansla bağlantıda oluyoruz. Evrenin her yerinde her türlü bilgi ,durum, olasılık frekans dalgası halinde kayıtlıdır. Tek yapmanız gereken, arzu ettiğiniz durumun frekansıyla eşleşme ve uyumlanmayı sağlamak.  (Bu süreçte karşılaşılan zorlukları Gerçeğe Çağrı filmini yazdıgım bloğumda bulabilirsiniz.)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1438
Kayıt tarihi
: 05.04.11
 
 

Uludağ Üni. İktisat Mezunuyum. Muhasebecilik, bankacılık gibi muhtelif mesleklerde çalıştıktan so..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster