Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Haziran '11

 
Kategori
Resim
Okunma Sayısı
2032
 

Maleviç: Susan hiçlik

Maleviç: Susan hiçlik
 

Doğanın sesine kulak vererek kendi iç sesine ulaşır insan. İşte Kazmir Maleviç’de bir anlamda bunu gerçekleştirmiş bir ressamdır. 

1879’da Kiev’de dünyaya gelen Kazmir Maleviç’in ailesi Polonya kökenliydi. Babası şeker fabrikasında yönetici olduğundan, Ukraynanın pek çok farklı köyünde yaşamak durumunda kaldı. Bu yüzden 12 yaşına kadar köklü bir sanat eğitimi alamadı. 

Ancak, sanatsal yatkınlık onun ilgisini, yaşamak zorunda kaldığı köylerdeki el sanatlarına yöneltti. Bu yörelerde gördüğü duvar süsleri, el sanatları ve yöresel süslemelerden çok etkilendi. Bir süre sonra bu sitilde resimler çizmeye başladı. 

Yeteneğinin farkında olan Maleviç, 1895 te Kiev’e giderek resim eğitimi almaya başladı. 

Babasının ölümü üzerine 1904 de Moskova’ya taşındı. Moskova Resim, Heykel ve Mimarlık Okulu’nda eğitime başladı. 1910 yılına kadar F.Rerberg atölyesinde eğitim gördü. 

1911 de Vladimir Tatlin’le birlikte “Gençler topluluğu” sergisine katıldı. Bu resimler, Maleviçin Rus halk sanatından ve Avangart ressamlardan etkilenerek yaptığı resimlerdi. Bu yapıtlarda kübist-futurist ögeler açıkça gözlenmekteydi. 

Maleviç, ‘1913 yılında, sanatı nesnel dünyanın yükünden kurtarma yolunda göstermiş olduğum umutsuz çabada “kare” biçimine sığındım’der. Yepyeni bir sanatsal bakışın haberini böyle vermişti. 

1915’te Rusya’da “son futurist resim sergisi” başlığıyla bir sergi düzenlendi. Bu serginin baş köşesine de Maleviç’in beyaz zemin üzerine bir siyah kareden oluşan “Sıfır Biçim” adlı tablosu asılmıştı. Sergiyi gezenlerde hem şaşkınlık hem de öfke yarattı. Hatta bunun resim olup olmadığı bile tartışıldı. 

Oysa Maleviç bu resminde sanatın geçmişle tüm bağını koparıp sıfırdan yani hiçten başlaması gerektiğini imliyordu. Bu yüzden tablosuna “Sıfır Biçim” adını vermişti. O, nesneler dünyasının hiçlik içinde yok olması gerektiğine inanıyordu. Bu yapıt herhangi bir nesneyi göstermiyordu. Hatta herhangi bir çağırışım ya da duygu da uyandırmıyordu. Her tür ruhsal titreşimlerden arınmış biçimdi. Yani “susan hiçliğin sembolü” idi. İşte böyle bir düşüncenin ürünüdür bu resimler. 

Bu anlayış aslında endüstri çağının sanattaki yansıması gibidir. “De Stijl” olarak adlandırılan bu akımda bireysel yada ulusal anlayışları yadsıyıp, tüm insanlar için ortak bir sanat dili geliştirmeyi amaçlar. Doğanın geçiciliğini değil, insanın ruhunu temsil eder. 

Maleviç’in yayınlanmamış bir yazısında bu düşüncesini şöyle dillendirir. “ Hiçbir şey fani değildir. Bu sadece vücutlar için değil fikirler için de geçerlidir. Bilinçli ya da bilinçsiz insanların içinde bir sembol başka bir formda yeniden doğacaktır”der. 

Maleviç’e göre nesneler dünyası insan tasarısının ürünüdür. “sıfır biçim” ise nesneleri ve onların uyandırdığı duygu ve çağırışımları dan da arınmış bir dünyanın temsilcisiydi. Yani “susan hiçliğin” sembolüydü. 

Malevich, nesneler dünyasının hiçlik içinde yokolması gerektiğine inanır. “sıfır biçim” bu inancın sembolüdür. Malevich’e göre resim, “susan hiçliğin sembolü”dür. Malevich “sanatı nesneler dünyasının yükünden kurtarabilmek için, kare biçimine sığındım”der. “sıfır biçim” insanlık tarihinde mal-mülk hırsının yok olacağı, her tür çıkarın, bencilliğin ötesinde insanlara mutluluk getirecek çağın habercisiydi. Bu çağa “suprematizm-nesnesiz dünya” çağı diyor. Bu yaratıcılık çağı olacaktı. Nesneler dünyasına atılan insan “hiçlik” içine atılacak, eriyecekti. Ancak bu yok olma anlamı taşımaz. “hiçlik” nesnelerin boyunduruğundan kurtulmak, özgürleşmekti. Evrene ve evrensele açılma özgürlüğüdür. Biraz bizim tasavvuf anlayışını çağrıştırır. 

Rusya’daki siyasal ortam Maleviç’in sanatsal açılımını dünyaya duyurması için çok fırsat tanımıyordu. Akademide öğretmenlik ve müzelerin korunmasıyla gibi görevler üstlendi. 1927’de Varşova, Berlin ve Münih’i ziyaret ederek sanatınının ve eserlerinin Avrupa’da tanınmasını sağladı. 

Bilindiği üzere 20. yy teknolojide devrimlerin yaşandığı dönemdir. Bu teknoloji ve materyalizme karşı duyulan tepki sonrası ortaya çıkan bir sanat anlayışıdır. 

Suprematist sanatın yalın biçim ögelerinden oluşan maketler geleceğin şehircilik ve yapı sanatlarına örnekler veriyordu. Bu çizimler, günümüz mimarisinin habercisi gibidir. 

Malevich, eşitliğin dengesini arıyordu. Ona göre bireysel ayrıcalıklar, hiçlik içinde eriyip, silinecek. Süprematist sanatın varmak istediği “kozmik-bütün”eşitliğin dengesi olacaktı. 

Malevich resimleri renkten gittikçe uzaklaşır. Malevich uyumu irili ufaklı dörtgenlerin uzay içinde çeşitli yönlerdeki hareketiyle ifade eder. Maleviche göre maddeden arınmış suprematist sanat, insanları yaratma özgürlüğüne kavuşturacak, insanlara kardeşlik içinde dünya vaat ediyor. 

Maleviç, 15 mayıs 1935’te Leningrad’da öldüğünde, yatağının başında sanatsal felsefesinin açılımı olan “siyah kare” adlı tablosu asılıydı. Mezar taşına ise, siyah bir kare içeren beyaz bir küp konuldu. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir ressamı daha anlayacağımız bir tarzda bizlere sunduğun için teşekkürler. Senin anlatımın bize resmi daha bir sevdiriyor. Devam lütfen.. Selamlar

Coskun Karabulut 
 19.06.2011 10:11
Cevap :
Böyle düşünmeniz beni sevindirdi, çok teşekkürler Coşkun bey. Yazmak için daha geniş zamanlarım oldukça, eylemlerim devam edecek... Selamlar...  19.06.2011 11:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 32
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 8597
Kayıt tarihi
: 11.07.08
 
 

İzmirliyim. İstanbul Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi mezunuyum. Serbest çalışan diş hekimiyim. M..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster