Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Eylül '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
156
 

Milli takımlar ve komplekslerimiz

Türkiye spor tarihini bilen belli yaştaki insanlar için bugün gelinen nokta oldukça etkileyici.

Futbolda, basketbolda, kadınlar voleybolda alınan başarılar yıllardır arka arkaya geliyor ve henüz bir takımlar şampiyonluğu olmamış olsa da her an olmak noktasına gelindi.

Türkiye'deki sportif başarılar öncelikle güreş, sonra halterden geliyordu. Şimdi son zamanlarda atletizmde de başarılı olmaya başlandı. Ama orada diğerlerine göre henüz çok gerilerde Türkiye.

Türkiye'nin sportif başarılarını desteklemesinin iki nedeni var. Birisi gelişmekte olan bir toplum olarak hep nal toplamış olmanın buruk hayal kırıklıkları ve örselenmişlik.

Diğeri ise bizim yetişme tarzımız.

Türkiye'ye bakınca onca nüfusuna rağmen, onca toprak genişliğine rağmen, neredeyse bütün insanlık tarihine yerleşkelik etmiş değerli coğrafi yapısına rağmen, burada yaşayan insanlar hep geride kalmış.

O nedenle bir sporcumuz diğerlerini geride bırakarak finishe doğru koşarken böylesi bir halkın 'koş koş' nidaları atması anlamsız olmuyor.

Ancak öte yandan bizim yetişme tarzımız geçici de olsa hep bir handikap oluşturmuştur.

Bunu şöyle anlatabilirim.

Hep dikkat çeker. Milli marşlar okunurken, diğer ülke sporcuları gayet rahattır. Sağa bakar, sola bakar, gülümser vs. Bizimkiler ise put gibidir. Son basketbol şampiyonasında da böyleydi. Yabancılar gayet rahat idi. Ama bizimkiler, -tembih de edilmiş galiba- robot gibi bayrağa bakıyor ve içlerinden marşı okuyorlardı.

Yabancıların rahatlığı, sizce saygısızlıklarından mıdır?

Hiç alakası yok. Bu o ülkenin tarihiyle, kültürüyle, yetişme tarzıyla ilgilidir.

Bizi ülke de hiç kuşkusuz, belli bir kuşak nesle baskı yapılmıştır. Bu her sabah okula gittiğinizde okulda yediğiniz baskıdır. Öğretmen baskısı, okul baskısı, öğretmen dayağı, Atatürk baskısı, marş baskısı, Türküm doğruyum.. baskısı. Bu baskıya eşlik eden diğer baskılar, ailelere yansıyan baskılar.

Bütün bunların sonucunda bizde garip bir robotizm oluşuyor. Atatürk'ün bir halk adamı, bir filozof, bir düşünür, büyük bir yürek olduğunu düşünmekle birlikte, kişilere Atatürk üzerinden baskı yapıldığı da gerçektir.

Lafı başa getirirsek. Bu geri kalmışlık, ve yeteri kadar yetenek geliştirmemiş olmak, sportif anlamda kurumsallaşamamış olmak, bu yetişme tarzımızdaki baskıyla birleşiyor, geçici olmakla birlikte, sportif başarılarda son noktolardaki başarısızlıkların nedeni olmaya başlıyor.

Yabancı rahat, o yüzden sahaya çıktığında da rahat. Başarsa da olur başarmasa da.

Hep duyarız, normal ulusal müsabakalarda da, yabancı takımlar için maç bittimi her şey bitiyor denir. Oysa bizde, bu geri kalmışlık, bu robotizm, bu doymamışlık ve yetişme tarzındaki bozukluk, seyircile birlikte, olayı çığrındın çıkartacak noktalara varıyor.

Türk insanı bu robotizmi aşacak, ya da öyle kurumsal sportif kazanımlar elde edecek ki, bu kazanımlar bu handikapı ortadan kaldıracak.

Bu az gelişme ülke olmak ile robotizm içeren yetişme tarzının bir ayağı sporcular, diğer ayağı ise -çok kısa değinmiş bile olsak- seyircilerdir. Bir üçüncü ayağı var o da profesyonel spor yazar ve düşünürleridir.

Türk sporcusundaki ve seyircisindeki bu aşağılık kompleksi, az gelişmişlikten ve robotizmden kaynaklanan, bunlar da var.

Son örneğini Avrupa Şampiyonasında kadınlar voleybol takımı Rusya'yı yendi. Profesyonel spor adamı bunu öyle bir anlatıyor ki, Rusya'nın tüm başarılarını sayıyor, şunu şu kadar bunu bu kadar kazanan Rusyayı ezdik geçtik devirdik, yedik bitirdik.

Bu aşağılık kompleksini görünce, insanın, az gelişmiş bir ülkenin kendini gerçekleştirme imkanı olarak gördüğümüz sportif başarıya bile sevinesi gelmiyor insanın.

Bu ne bitmez aşağılık kompleksiymiş. Ben öyle görüyorum. Bütün uluslararası müsabakalarda profesyonel spor adam ve düşünürlerinin yorumları büyük ölçüde böyledir.

Rakibini elbette takdir et, ama başarını abartma. Başarını, yendiğini küçülterek abartırsan, özünde yaptığın kendi küçüklüğünü yansıtmaktan başka bir şey değildir.

Başarını abartma ki, başarısızlığının altında kalmayasın.

Türkiye'nin, burada yaşayan insanların, bunca yıl, az gelişmişliklerinden kaynaklı olarak sportif başarısızlıklarından ve hep nal toplamış olmalarından dolayı, bunu aşmaları, kendini gerçekleştirmeleri açısından, bu saçma sapan ülkenin bir vatandaşı olarak, bir özdeşleştirme ile mutluluk ve sevinç duyuyoruz.

Ama müsabakayı yorumlarken, sunarken, elde edilen başarıyı tanımlarken yetişme tarzıımızın yarattığı aşağılık kompleksinin buram buram kokmasından da bir o kadar rahatsız oluyoruz.

Türkiye sporcusu bu kompleksini aşmazsa zaten başarılı da olamayacaktır.

Çünkü son anda, eli ayağına dolaşacak, ve başarıyı da başarısızlığı da abartmayan doğallığı içinde yaşayan yabancılara karşı geride kalacaktır.

Sportif başarı, toplumun toplumsal gelişmişliğinden bağımsız olması düşünülemez. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 467
Toplam yorum
: 945
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1002
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye düş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster