Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ağustos '19

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
723
 

Minimalizm

Minimalizm, Fransızca kökenli “minimum” sözcüğünden türemiştir. Türk Dil Kurumu tarafından Minimum’ un, sözlük anlamı “ Bir şey için gerekli en az veya en küçük miktar (derece, nicelik)” olarak tanımlanırken, matematikteki ifadesi de, “değişken niceliğin inebildiği en alt basamak, asgari, minimal” şeklinde tanımlanmıştır. Minimalizm ne demek ? Özetle ‘’sadecilik’’ denilebilir.

Minimalist, minimalizmi bir yaşam tarzı, bir hayat felsefesi olarak benimseyenlere verilen ad.

İnsanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için yeme, içme ve barınma gibi en temel ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyor. Ancak zamanla dinlenme, eğlenme, spor gibi neredeyse temel ihtiyaç olarak kabul edilen ihtiyaçlar yaratılmıştır. Zamanla insanlar sürekli daha fazlasını istemiş ve sürekli olarak tüketim peşinde koşmuştur. Bitmek tükenmek bilmeyen bu tüketim talebinin çok çeşitli nedenleri var. Örneğin; yarınlarımızı ipotek altına alan kredi kartları… Bugün sosyal medyada yapılan paylaşımların pek çoğu, ben daha iyisine, daha güzeline ulaşabilen biriyim demenin ifadesidir. Zira tüketim arzusunun altında yatan asıl gerçek, yaptıklarımızla, sahip olduklarımızla beğenilme, takdir görme gibi duygusal ihtiyaçlardır. Bu duygusal ihtiyaçlarımızı törpülemeden tüketim arzusunun önüne geçebilmek mümkün görünmüyor.

Fransız sosyolog Jean Baudrillard, ‘’Tüketim Toplumu’’ adlı kitabında;

‘’Gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda birey, tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inanır. İnsan bu süreçte bir yandan kendini toplumsal olarak diğerlerinden ayırt ettiğine inanırken, bir yandan da tüketim toplumuyla bütünleşir. Dolayısıyla tüketmek birey için bir zorunluluğa dönüşür. İnsani ilişkiler yerini maddelerle ilişkiye bırakır. Artık geçerli ahlak, tüketim etkinliğinin ta kendisidir.’’ der.

Diğer yanda, Fransız Marksist filozof, yazar Guy Debord, 1967 yılında yayımladığı ‘’Gösteri Toplumu’’ adlı kitabında; ‘’Kapitalizmle şekillenen tüketim ilişkilerinin ülke ve ideoloji ayırt etmeksizin bir gösteri biçimi yarattığı ve bu durumun kaçınılmaz olarak dünyanın tek bir pazar oluşuyla sonuçlanacağını’’ iddia etmektedir.

Günümüze baktığımızda bundan 50 yıl önce ortaya atılan bu görüşlerin doğruluğunu tüm çıplaklığıyla görmekteyiz.

Minimalizm, aşırı tüketim üzerine düşüncelerin yayılmaya başlandığı 1960’ lı yıllarda ilk  defa konuşulur olmuş. Minimalizm deyince akla ilk gelen fazla eşyalardan, giysilerden kurtulmak…İlk defa minimalizmle ilgili yazılar okuduktan sonra şöyle bir oturup düşündüm ve evime baktım. Gerçekten evde bulunan eşyaların ve giysilerin hemen hemen yarısını kullanmadığımı gördüm. O güzel, bunun işlevi fazla, bunun renkleri çok hoş diyerek, ne çok şey almışız ve evin bir köşesine yerleştirmişiz. Dolabımı dolduran gömlek, kravat, takım elbise vb. giysileri özel sektörde çalışırken almıştım. Şirket toplantılarına geçen yılın modası olan takımla gittiğinde tüm gözler sanki bana bakıyor gibi gelirdi. ‘’Bugün çok şıksın’’ dediklerinde çok hoşuma giderdi. Ne mahalle baskısıymış..Demek ki biz çoğu satın almayı, hatta kararlarımızı çevre baskısı nedeniyle yapıyoruz.

Ancak minimalizmi sadece obje ve giysi sadeliğini sağlamak olarak görmememiz gerekiyor. Günümüzde minimalizmi temel alan çeşitli hayat görüşleri ve yaşam felsefeleri oldukça etkili. Minimalizmi bir hayat görüşü olarak belirleyen bir birey için sade bir yaşam tarzı vazgeçilmez bir koşuldur. Hatta bu birey için diğer bireylerle iletişimde ‘’ gerekmiyorsa konuşmamak’’ da bir minimalist davranıştır. Sanatta, örneğin,  minimalist fotoğrafçılıkta, sadelik ön plana çıkmakta, en az obje ile çok şey anlatılmaya çalışılmaktadır.

Zamanla her karar alma sürecinde, hayatın her aşamasında minimalizm açısından ne yapılması gerektiğini düşünmek bence minimalist olmak için yeterli. Zira tüketimi tamamen durdurmak için yaşam şeklimizi çok radikal biçimde değiştirmemiz gerekiyor. Tam anlamıyla minimalist olmanın şartları nedir? Kapsamı nedir? İdeal bir minimalist nedir? Bu tanımlamaların herkes için değiştiğini düşünüyorum. Şehirde yaşayan bir insanın vazgeçemeyeceklerinin olması son derece doğal. On, on beş konutun bulunduğu, şehir merkezinden oldukça uzak bir köyde yaşamakla zaten minimalist yaşamış oluyorsunuz.  

Sonuç olarak, satın alma süreçlerinde, insan ilişkilerinde, özel yaşantımızda özetle tüm yaşantımızda bir minimalist gibi düşünmek ve davranmak bize büyük bir rahatlık sağlayacaktır. Bu suretle karşılaştığımız olumsuz etkileri azaltarak yaşam kalitesini yükseltmemiz mümkündür. Bir yerde ‘’ herkes gider Çeşme’ ye, AVM’ ye, biz gideriz tersine’’ yapmamız gerekiyor. Kalabalıklardan kurtulmuş olacağız. Diğer yandan, belki de gelecek nesillerden ödünç aldığımız bu dünyayı sorumsuzca kullanmayı önlemenin bir yolu minimalist düşünceden geçiyor.

Platon, minimalizmi yıllar önce şu sözü ile ne kadar güzel açıklamış ;

‘’Önemli olan, hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır’’

 

jale kasap bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 33
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 931
Kayıt tarihi
: 23.01.11
 
 

1981 yılında Eğe Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nden mezun olmuştur.1984-1992 yıllarında Türkiye Z..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster