Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '16

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
44
 

Muhalefet demokrasi onurudur

Muhalefet demokrasi onurudur
 

sibirya kıyılarında kendiliğinden ortaya çıkan kartopları


Türkiye gerçekliğini sadece iç siyaset algısıyla kavrayamayız. Mesele iç siyasetin de üstünde daha geniş küresel boyutta sorunlaşmaktadır. Irak ve Suriye’de Rusya-ABD-AB-İran-Araplar ve daha birçok devlet silahlı güçlerini sahaya sürerek kendi çıkar oyunlarını oynamaktadırlar. Rusya ve ABD görünür biçimde saflarını ve destekledikleri çatışmacı tarafları belli etmektedirler. ABD’nin Suriye’de PKK türevi PYD/YPG örgütüne silahlı destek ve müttefik olması Türkiye’nin terörle mücadelesini oldukça zorlaştırmaktadır. Bölgede gruplar ve mezhepler çatışması adeta uluslar arası birlik güçleriyle teşvik edilmektedir.
 
Resmin içbükey aynadan iç siyasete yansıtılan kısmını yeterli bulup ve manzaranın tamamını küresel mercekle tarayarak görmeyip de sorunsalı dönüp dolaşıp sadece AKP ve Tayyip kusuruna bağlamak, bizi farkında bile olmadan hainlerin ve TC bağımsızlık gücüne alerjisi olan devletlerin hizmetine sokar. Dikkatli olmak, geniş düşünüp geniş kuşkuyla irdelemek gerekir.
 
AKP demokratik bir gerçekliktir; gene demokratik hak gereği bir sorun ve tehlike olarak algılanabilir de. Ancak, varsayılan “AKP tehlikesini” muhalefet sadece demokrasi içinde kalarak bertaraf etmeyi düşündüğünü halk nezdinde bilinir yapmalıdır. Seçmen, Türkiye’nin güçlenmesinden rahatsız olanların eylem ve söylemlerine yaslanmayan muhalefetten emin tutulmalıdır. AKP iktidarının düşmanı siyasi muhalefetin iktidar yoluna süpürge değildir. Bu yanılgılı tavır Türkiye’yi uluslar arası güç oyununda zayıf düşürüyor.
 
Siyasi görüş AKP iktidarını Türkiye geleceği için hayırlı bulmuyorsa hayırlı olanı iktidar yapmak sadece şiddetsiz siyasetle demokratik hak sayılmaktadır. Çok partili sisteme rağmen halkın uyanmadığı söyleniyorsa çoğunluk hâlinden memnun sayılmalıdır. Ya da muhalif partilerin çoğunluğa güven vermediği varsayılmalı ve demokratik siyaset bu tespit üzerine kurgulanmalıdır.
 
Demokrasilerde çoğunluğun hâlinden memnun olması yeterli olmaz elbette, azınlığın da memnun edilmesi demokrasinin ahlâkındandır. İdeal olan tüm tahakküm unsurlarını kaldırmak ve özgür bireylerin tümünü mutlu edecek bir kurumsal toplumsallığı işlevsel kılan demokrasidir. O da gene ilerletilen demokrasi içinde muhalif bilincin evrimleşmesiyle olacaktır.
 
Hatırlamakta fayda vardır. FETÖ, PKK, PYD/YPG, DAİŞ terör örgütleri Türkiye için öncelikli doğrudan tehlike ve tehdittir. Demokrasimiz içinde çözülebilir niteliğinden dolayı, muhalefetin AKP’yi bu tehditlerin üstünde bir tehlike gibi gösterir söylemi bence orantılı bir tehdit algısı vermiyor; bu yüzden de muhalefetin bazan haklı olduğu AKP uyarıları halk nezdinde gereken ilgiyi görmüyor olabilir diye de düşünüyorum.
 
Terör, devletin terör unsurlarıyla barışçıl ve demokratik ilişki kurmasıyla çözülebilir nitelikte bir sorun değildir. Çünkü terör barışçıl demokratik yollarla değil, şiddet unsurlarıyla demokrasiyi baskılayarak amacına ulaşmayı kendine tek yol yapmıştır. Terör örgütü kendi iradesiyle silah bırakmadıkça devletin kendisiyle barışçıl ve demokratik ilişkiye girmesini beklemek gaflettir.
 
Şimdi, bazılarının lanetlediği AKP Hükümeti’nin içte ve dışta FETÖ, DAİŞ, PKK, PYD/YPG ile çatışmasını Cumhuriyeti yok etme tasarımını gizleme gayreti gibi gösteren görüşler kimin işine yarar diye düşünmek gerekir. Bu arada TC gemisini dünya ekonomisinin dar boğazından geçirmeye çalıştığımızı da unutmayalım lütfen. Düşünmüyor veya düşünüp de samimiyetle cevaplamıyorsak aklımızı yatırdığımız bilincimizin güdümlü öğreti olabileceğinden kuşku duymaya başlayarak bir daha düşünmeliyiz. Düşünüp düşünüp gene de tüm sorunların ve özellikle de fetö belasının sadece bir Recep Tayyip Erdoğan tasarımı olduğunda ısrar eden inanca sarılmışsak, bizi geleceğin tarihinden başka ikna edecek güç kalmamış demektir. Keşke sorunumuz Recep Tayyip Erdoğan’ın kendini kurtarmak için giriştiği bir oyundan ibaret olsaydı... Şimdi burada aklıma geldi; 15 Temmuz Gecesi Sayın Cumhurbaşkanı kendini kurtarmak için yurt dışına kaçmış olsaydı TC kurtulur muydu acaba?
 
“İlker Başbuğ, Türkiye o gece bir felaketin eşiğinden dönmüştür. Allah korusun başarılı olsalardı bugün Türkiye'nin nerede olduğunu düşünmek dahi istemiyorum. Ama inanın ki eğer onlar başarılı olsaydı bugün Türkiye'de ne demokrasi ne laik devlet sistemi ne hukuk devletinin zerresi ortada kalmazdı. Bu yaşanılan olay ciddi, vahim kapsamlıdır bana göre. Bu yaşanılanları 'bir oyun' diye değerlendirilmesi veya diğer terimlerle değerlendirilmesinin yanlış olduğunu düşünüyorum.” (Sayın İlker Başbuğ’un TBMM 15 Temmuz FETÖ darbesi soruşturma komisyonuna verdiği ifade)
 
Muharrem Soyek

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu yazın önce kabul edilmemişti sanırım.Şurada bir cümlen var: Demokrasilerde çoğunluğun halinden memnun olması yeterli olmaz; azınlığın da memnun edilmesi demokrasinin ahlakındandır.

Kerim Korkut 
 10.11.2016 16:28
Cevap :
Çok uğraştım, Yazı reddedildi durdu. Ben de başlığı değiştirip bir de İlker Başbuğ'dan alıntı koydum. Baktım onaylanmış. Editörler bana kalırsa yazıları okumuyorlar. Yorumuna aldığın cümle demokrasinin baş ilkesidir bana göre.  11.11.2016 19:28
 

Mevcut haliyle demokrasi handikap ta olabilmektedir, bu doğrultuda demokrasi sistemine akılcı düzenleme gerektiğini gözlüyorum...

Kadri KANPAK 
 09.11.2016 19:11
Cevap :
Evet haklısınız. Demokrasi varsa çare de vardır. Şimdilik görünürdeki sorun seçilmiş siyasetçinin dokunulmazlık zırhına güvenip arsızlaşması. Bu hâlledilebilir. Yargı bağımmsızlığı kendini denetleyebilir unsurlarla güçlendirilir ve dokunulmazlıklar tümüyle kaldırılırsa sorun çözülür. Tüm dokunulmazlıklar bir koşulla kaldırılmalıdır. Seçilmiş siyasetçi hakkındaki yargısal süreç kesin hükme kadar tutuksuz işletilmelidir. Aynı koşul basın yayın suçlarına da uygulanmalıdır. Sorun yapan demokrasi değil bana göre; insanın dünyayı kendine benzetme, benzetemediğini de kendi hükmüne alma hırsından çıkıyor. Demokrasi çare için kullanılmadığında sorun olmaya başlar.  10.11.2016 17:21
 

Yazarın yorumu: Mesele partinin sol siyaset yapmasında değil. Siyaset yapmasını bilmeyişinde. "AKP ve PKK" işbirliği yaptı demek siyaset dilinde ağır bir hakarettir. AKP seçmeni bunu kendine yapılmış da sayabilir. "Ben de mi terör destekçisiyim?" der. Değil diyemezsiniz çünkü o AKP'ye oy vermiştir. Seçmenin gördüğü başka bir manzara: Halk nezdinde, AKP hükümeti Demokratik Açılımı rafa kaldırdığından bu yana PKK'ya karşı en şiddetli mücadeleyi vermektedir; hatta, ABD ve AB ülkelerini PKK destekçisi olmakla suçlayacak kadar kararlıdır. Üstelik PKK yanında FETÖ ve DAİŞ ile de mücadele ettiği kanısı somut biçimde halkın gözüne sokulurken Sayın Kılıçdaroğu'nun "Bunlar PKK-FETÖ-DAİŞ ile aynıdır" imasıyla konuşması algıda terör desteği görülebiliyor. Hele de HDP milletvekillerinin tutuklu yargılanmasına karşı milleti sokak direnişine çağırması hepten yadırgandı. Sorun muhalefet olmakta değil, geçmişin sopasıyla iktidarı kovalarken AKP seçmenini ürkütmeden milli bir güven duygusu veremeyişte..

Muharrem Soyek 
 09.11.2016 18:05
Cevap :
Solcu, siyasetini seçmenin yaşamsal ihtiyaçlarıyla yapmalıdır. Türkiye seçmeninin çoğu imalar ve bazen süslü bazen sert sataşmalarla yapılan siyasi dalaşı sever; fakat oyunu dalaşa değil kendine verir. Kendi dediğimiz elbette kendi ihtiyacıdır.  11.11.2016 19:18
 

Sağduyunun sesi satırlar... Evet, mevcut hükümet terörle mücadelesinde kayıtsız şartsız desteklenmelidir. Ama hükümet de bütün milletin, yazdığınız gibi azınlıkta kalanların da hükümeti olduğunu her daim hatırnda tutmalı, bütün vatandaşlara karşı eşit mesafede durmalıdır. Selâmlar...

İsmail Hakkı CENGİZ 
 08.11.2016 16:21
Cevap :
Sorun da burada kendini belirginleştiriyor. İktidarın tüm vatandaşlara, tek kişilik bir muhalif azınlık olsa bile demokratik hak ve özgürlükler adına devlet hizmeti götürmesi ve o kişinin yaşam biçimine güvence olması gerekirken muhalif siyasetin de aynı davranışla iktidarın yanlışlarını eleştirirken tüm seçmenlerin hassasiyetine özenli bir dil kullanması gerekiyor. İktidara hakaret ve aşağılama toplumsal gerçeklikte kendisini dışlayıcı bir politika olarak göstermektedir. Bu nedenle siyasi eleştiride edepli ve yapıcı olmaya gayret edilmelidir. Ağız dalaşı polemiklere itibarla popülist siyaset yapmanın muhalefete oy olarak dönmediği bir demokrasi deneyimidir.  09.11.2016 12:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 375
Toplam yorum
: 2804
Toplam mesaj
: 236
Ort. okunma sayısı
: 1542
Kayıt tarihi
: 04.08.08
 
 

Parasız yatılı Darüşşafaka Özel Lisesi'nde iki yılı hazırlık sınıfı olmak üzere yedi buçuk yıl ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster