Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mayıs '11

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
1636
 

Muhteşem soru işaretleri !

Muhteşem soru işaretleri !
 

Bizler ne zaman ne yapacağı belli olmayan, pratik zekası sadece Karadenizlilerle de sınırlı kalmayan, zihin ve beden gücünü şanlı tarihinden alan akıllı bir ulusuz. Son yıllarda uyanmaya başlayan Osmanlı ruhuyla yürüyüşümüz dahi değişti. Siz bir de benim Viyana kapılarına dayanışımı görmelisiniz! Ellerim Osmanlı şamarı şeklini almış, kafam beş derece arkaya yatık, omuzlarım dik ve yere sert basan adımlarla ilerliyorum. Biri de kalkıp "Neden böyle yürüyorsun?" dese, "Nasıl yürüyeceğimi sana mı soracağım bre melun! Tez vurun kellesini." diyeceğim de merhametine sığındım Devletlû Hünkârım derse bağışlayabilirim:) Elbette ki Büyük Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır. Arzumuz, tarihimizdeki gücümüze yine kavuşmamızdır.

TV kültürüm sıfıra yakın. Çocukken Uzay Yolu ve Görevimiz Tehlike müptelasıydım; ama yaşımla orantılı artan iş yoğunluğum nedeniyle TV artık hayatımda hemen hiç yer tutmuyor. Ofiste ve evde CNN ya da BBC açık oluyor ve ben çalışırken belleğime save olan görüntüleri de eve dönüş yolunda replay edebiliyorum. Gerçi Ceyda hemen stop'a basarak, "Sen sadece ACŞ'yi düşünebilirsin." diyor ya, neyse! Komik; ama Türkiye'de diziler reklamların arasında gösteriliyor! Prime Time'da da sadece reklamlar ve tek dizi var. Dünya üzerinde yüzlerce şehir gördüm ve açık yüreklilikle söylüyorum ki reklam ağırlıklı böylesi bir yayın akışı, gelişmiş hiçbir ülkede yok. Çevremden de duyuyorum, Türkiye'de en popüler iki dizi, "Fatmagül'ün suçu ne." ve "Muhteşem Yüzyıl." Saat 20:00'de başlıyorlar güya. 21:00'e kadar bir önceki haftanın tekrarı ve her 10 dakikada bir de 4 dakika reklam var. Gelecek program-pek yakında tanıtımları falan uzadıkça uzuyor. Nihayet dizi tekrar başlıyor; ama 20-30 sn geriden. Çünkü o kadar çok reklam var ki dizinin orijinal süresi yetmiyor. Şaşkınlık içinde ilk tepkim, "Benim suçum ne?" demek olmuştu! Vedat Türkali'nin de Fatmagül'ün suçuyla neden bu kadar ilgilendiğini bilmiyorum. Bence o dizinin adı, "Türk halkının suçu ne?" olarak değişmeli. Sakın gülmeyin; ama bu durumu nasıl protesto ediyorum, biliyor musunuz? Bazen sadece reklamları izliyorum! Dizi başlayınca da sesini kısıyorum. Beren Saat'in koltuk altını, İstanbul'daki tüm konut projelerini, Beyazıt Öztürk'ün Maldiv parodilerini, Şafak Sezer'in kırmızı paranoyasını ezberledim artık. Siz de deneyin, inanın akşamınız daha neşeli geçecektir. Hani, gazetelerin bulmaca ekleri oluyor ya, keşke Reklam TV diye de bir kanal olsa, diziler olmaksızın doyasıya reklam izlenebilse!!

Osmanlı tarihine ilgi duyarım ve Murat Bardakçı kadar olmasa da iyi bilirim. O "gücü" çok özlerim. Üç tane de tuğralı yüzüğüm var. Verdiğim fiyat tekliflerini Osmanlı Tuğrası hakkedilmiş yüzüğümle mi mühürlesem acaba diye de düşünürüm. Şöyle kırmızı mum üzerine. Hani, Kanuni de basıyor ya yüzüğünü! Bize iş vermeyen firmanın kapısına da Ordu-yi Hümâyûn'la dayanmayı hayâl ederim. Bunu seneye 1 Nisan'da mutlaka yapmalıyım:) Heyecanlandım birden. Osmanlı Tarihi'ne merakımdan Muhteşem Yüzyıl adlı diziyi fırsat buldukça izlemeye çalışıyorum. Salon filmleri aktörü Halit Ergenç'in performansı; 45 yıllık iktidarında imparatorluğu zirveye çıkartan, Osmanlı topraklarını iki misli genişleten Kanuni'nin ihtişamını yansıtmaktan uzak kalmış. Yapmacık ağız hareketleri ve ses tonuyla o görkemli padişahın karizmasını yakalamaya çalışsa da sınıfta ders verir havasından kurtulamıyor. Belki ilerleyen bölümlerde karakteri oturur. Diğer tüm karakterler çok başarılı; ama Ayşe Hafsa Sultan (Nebahat Çehre) ve Hürrem Sultan (Meryem Uzerli) çok çok başarılı. Hatta Meryem Uzerli bence gerçek Hürrem'den daha Hürrem! Dizideki diğer bir önemli karakter ise, 6 tuğ taşıyan ve Kanuni'den sadece Hilafet Tuğu eksiği olan Pargalı Damat İbrahim Paşa (Okan Yalabık) ya da nam-ı diğer "Muhteşem İbrahim." Sonu iktidar dönemindeki kadar şaşaalı olmasa da Osmanlı'nın dış politikasını yöneten bu önemli devlet adamını Okan Yalabık başarıyla canlandırıyor.

Biliyorsunuz, bizim Pargalı geçenlerde Mısır Valisi Ahmet Paşa'nın kellesini almak için kadırgalarla yollara düştü. Payitahttan hareketinden iki hafta sonra Rodos açıklarında ilerlerken Mısır'dan, Kadızade Mehmet Paşa'dan bir mektup geldi. İşte ben orada koptum!! Tamam, Kanuni zamanında Menzilhaneler vardı ve Topkapı Sarayı'ndan Edirne Sarayı'na atlı ulak gitmesini de anlayabiliyorum da denizin ortasındaki bir kadırgaya bu mektuplar nasıl ulaşıyordu? a. Elektronik posta ile. b. Kıyıdan jetski ile. c. Helikopterle. d. Yunuslarla. e. Yüzerek. Hadi hadi çekinmeyin, gülün! Sanki mübarek kadırga Osmanlı Payitahtını terk ettiği anda kıyı boyunca ona paralel atlılar koşuyor ve bir mektup ulaştırılacağı zaman kadırga duruyor, mektup kayıkla sahile ulaştırılıyor ya da alınıyor ve bir atlı da ileri-geri dört nala mektup taşıyor! İşte tam ben bu kurgularla doğru cevabı bulmaya, kendimi ikna etmeye çalışırken; Pargalı bir de cevap yazmaz mı, "Mektubum tez Kadızade Mehmet Paşa'ya ulaştırıla." demez mi!! Zil takıp oynamaktansa televizyonu kapatıp evden çıktım. O mektup Mısır'a nasıl gidecek Paşam? Hadi kıyıya ulaştı diyelim, atlı ulak kıyı boyunca Akdeniz'i dolansa, kaç ay sürer Mısır'a varması! Deniz yoluyla desek, e sen zaten denizden gitmiyor musun oraya? Senden hızlı Deniz Otobüsü var! Yok yok, kesin var bir bilmediğimiz de, Kurye-ül DHL mi yoksa? 16'ncı yüzyılda teknelere dağıtım yapıyorlar mıydı ki:) Belki de kadırganın reisi, "Levendler, Veziri-azam Pargalı Damat İbrahim Paşa'mızın Kadızade Mehmet Paşa'ya mektubunu tez jetski'yle Rodos'a, oradan katamaranla Marmaris'e, oradan da Havaş'la Dalaman'a ulaştırasınız; sonra daa Osmanlı Hava Yolları ile Mısır'a uçurasınız." demiştir!! Pilot da Hezarfen Ahmet Çelebi'dir mutlaka:) Bu diziyi böyle izleyen benden başkası da yoktur herhalde. Eminim ki erkekler Hürrem'in gözlerine ve elbisesinden fışkıran göğüslerine; kadınlar da saçlarının rengiyle, parmağındaki zümrüt yüzüğe bakmaktan detaylarla ilgilenememektedir. Bense gözlerime sunulanla değil, aklıma sunulmaktan kaçınılanlarla ilgiliyim. Sorularıma cevap bulamayınca da geriye Soap Opera tarzı bir yapım kalıyor. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu ayrıntı dikkatimi çekmemişte, ben Mohaç'a giderken Padişah'ın eline geliveren Hürrem mektupları için bir tarzan profili hayal etmiştim. Ağaçtan ağaca uçarak ve son sürrat hızla giden tarzanımsı ulaklar :)) Kaleminize sağlık.

Berrin Çoruk Aksu 
 09.10.2011 16:49
Cevap :
Karadan tatar ulaklar gidip geliyordu da denizden haberleşmeyi nasıl sağlıyorlardı bilmiyorum. Belki de güvercin kullanıyorlardı. Neyse, kimsenin diziyi bu dikkatte izlediği yok zaten. Herkes saray entrikalarına kilitlenmiş vaziyette izliyor. Teşekkürler Berrin Hn, sevgiler.  09.10.2011 19:41
 

neler yakalamışsınız Ata bey. kimse bakmaz bunlara ama çok haklısınız. Selamlar.

Kapadokyalı 
 20.06.2011 17:04
Cevap :
Ben bakıyorum da ne oluyor, sinir hastası oluyorum. Teşekkürler, sevgiler.  20.06.2011 18:45
 

Maalesef yansıtmaktan öte bir dizi...Şimdiki zamanda karşı komşunun evine çat kapı giremezken, herkes padişahla vur kapı konuşabiliyor :) saygılar

Gök Tengri 
 01.06.2011 22:36
Cevap :
O detaylara kimsenin baktığı yok! Sultanlar, harem mensupları, ziynet eşyaları seyircinin gözlerine perde indiriyor. Teşekkürler, sevgiler.  02.06.2011 5:14
 

Çok hoş bir giriş, çok hoş nükteler bunlar. Hani hiç bir diziyi izlemiyor olmama rağmen,keyifle okudum. Fakat reklamlar konusunu sittin senedir bilirim ve aynen sizin gibi, "Neden bir reklam kanalı yok kine? Devamlı onu açık tutardım" diye düşünmüşümdür. :)) "Reklam arası dizi" deyiminizle de aynı fikirdeyim. Kaleminize sağlık.

Emine Supçin 
 31.05.2011 12:04
Cevap :
Emekliliğimde yapacak bir iş daha buldum: Televizyon Eleştirmenliği:) Teşekkürler Emine Hn, sevgiler.  31.05.2011 19:41
 
 
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8321
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1149
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster