Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Nisan '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
124
 

Müsteşarın kötü günü

Müsteşarın kötü günü
 

Keçiler, kuşlar, düşler...


Selim hiçbir zaman güçlünün yanında olmamıştı.

Mahallede oynarken küçük çocukları koruyup yardım ettiği için az dayak yememişti. Takım tutmaya başladığında zor durumda olanın arkasına takıldığı için şampiyonluk yüzü görmemişti. Yıllar geçip yaşamın gerçeklerine yaklaştığında da güçlü olup yönetenlerin yanında olmamıştı. Sinemaya gittiğinde esas oğlana değil, gülünüp dalga geçilen yan karaktere sempati duymuştu. Ona dayatılanı reddetmek kişiliğinin bir parçasıydı. Bunu bilgiyle, sağduyuyla yapmaya, anlık tepki ve parlamalardan uzak durmaya çalışıyordu.

Uzun süredir önemli değişiklikler olduğunu görüyordu. yurdun egemenliğini kutlamak isteyenlerin günün birinde engellenebileceği bir zamanlar asla düşünülebilecek bir olay değildi. Eskinin egemen değerlerini savunmak, neredeyse bir zamanların ülkeyi bölme suçlamasına yakın bir yerde görülüyordu artık.

Selim devletten, bürokrasiden hep uzak durmuştu. Güçlünün yanında olmama eğiliminden kaynaklanıyor olmalıydı bu. Patronunun azarladığı işçiye duyduğu sempati, onun eve varınca karısına söylediği ters bir sözle yok oluveriyordu. Eşinden dayak yiyen bir kadın çocuğuna bir fiske vursa Selim'in gözünde bitiveriyordu. Öfkeyle dışarı fırlayan çocuk hırsını rastladığı bir köpekten çıkarmaya kalksa onun çocukluğunu unutuveriyordu.

Devlet yönetimiyle ilgili aklında kalan somut bilgiler okuduklarına ve izlediklerine dayanıyordu. Müsteşarların önemini biliyordu. Yönetimler değişse bile bu üst memurlar devletin sürekliliğini sağlıyor, işler aksamadan belirli bir düzen içerisinde gidebiliyordu.

Selim dağ keçisinin düşlerini yazmayı planlarken bir müsteşarın kendini içinde bulduğu çatışma onu düşündürmüştü.

Bu kez müsteşar mağdur durumda görünüyordu. Nedense onu haksızlığa uğramış herhangi birisi gibi görüp kendini yanında hissedemiyordu. Yine de temel haklar ve hukuk gerekleri onun için de geçerli olmalıydı. Evet, sıradan bir insan için geçerli görülmeyen kavramların özel durumlarda hatırlanması doğru değildi ama bu ayrı bir konuydu.

Sıradan insanların kaderini belirleyen güçlüleri düşündü. Verdikleri kararlarla insanları sevdiklerinden ayırabilen, yerlerinden edebilen, özgürlüklerini yıllarca alabilen, mesleklerini bitirebilen, tüm olanakları yakınlarının önüne serebildiği gibi uzaktakileri yoksulluğa da itebilen kural koyucu ve uygulayıcıları. Artık çok ince iplerin üzerinde oynanıyordu oyunlar.

İnsanlar güç ellerindeyken kendilerini yenilmez görüyor, bunun etkisiyle kolayca acımasızlaşabiliyorlardı. Durum değişip kendileri için anlayış ve hoşgörü beklediklerinde geçmiş yanlışlarını görebiliyorlardı ama iş işten geçmiş oluyordu.

Gözünün önünde bir resim belirdi. Düştüğü anda başka darbelerin de gelebileceği korkusuyla saklanan bir devlet görevlisi. Geleceğini ona bağlı gören bir politikacı. Bir öykü olabilir miydi? Yazmaya koyuldu.

....

İnsan yaşamının ne zaman, nereye gideceğini bilemiyor.

Özgürlüğüne düşkün, araştırmayı ve okumayı seven bir aydınken günün birinde bürokrat olacağı hiç aklına gelmezdi.

Ama olmuştu işte. Siyasetçiler güvendikleri kişileri yanlarında görmek isterler. Bunlar bir de bilgi ve becerileriyle sıyrılıyorsa, sonuç alabilecek güçteyse çok özel bir değer verirler, asla yitirmek istemezler.

Böylece kendini geri dönüşü olmayan bir yolda bulmuştu. Her iş gibi bunun da riskleri olduğunu biliyordu ama insanlar, nerede olurlarsa olsun tümüyle özgürce karar veremiyor, kendi seçimlerini yapamıyorlardı.

Yine de son yaşadıklarının olacağını önceden bilse belki yine de uzak durmanın bir yolunu bulmaya çalışırdı.

Nedenini kimsenin henüz tam olarak bilemediği bir yanlışlık acı ölümlere yol açmıştı. Bunun için bir sorumlu bulunması gerekiyordu. İnsanları kurtarmak için elinden geleni yapmak isterdi, ama onun da atabileceği adımlar sınırlıydı. Karmaşık çıkar ilişkileri zincirinden herkesi mutlu edecek bir son çıkarabilmek hiç kolay değildi. Barış ve çözüm umutları bir anda paramparça olabiliyordu.

Geldikleri noktada artık kendi özgürlüğü bile tehlikedeydi. Temel hukuk kuralları içinde davranması beklenen, ama kimin nasıl kontrol ettiği pek de bilinemeyen çarkların arasına düşecek olursa nasıl çıkacağını kendisine güvenen siyasetçi bile söyleyemiyordu.

Birkaç gün yok olması, ortada görünmemesi gerekiyordu.

Alacakaranlıkta sığındığı küçük taş barakada aklından gökten yağan ateşler, yiten küçük bedenler geçiyordu. İnsanlar yönetenlerin acımasız olduğunu sanıyorlardı. Ama çok iyi biliyordu ki hemen herkes aynı konuma geldiğinde benzer biçimde davranıyordu.

Yarın nerede olacağının kaygısı aklının bir köşesinde, son olay aklından geçmeye başladı.

17.20: Gelen dört araç görünmüştü. Araçlar bir vadide toplanıyordu.

18.25: Köyden kaçakçıların buluşma noktasına doğru ilk grup gelmişti.

18.55: Yeni bir grupta köylüler gelmişti.

19.16: Malı alan ilk grup geldikleri yoldan dönmeye başlamıştı.

19.40: Gruplar bir alanda toplanıyordu.

21.24: Sınıra yakın bir alanda bekleniyordu. Topçu atışları yapılıyor olmalıydı.

21.36: Karanlıkta gören mekanik bir kuş uçan canavarlara hedef noktalarını göndermişti.

21.36: İlk bomba atılmıştı.

21.43: İkinci bomba atılmıştı.

22.04: Üçüncü bomba atılmıştı.

22.24: Arkadan gelen bir başka grup ayrıca bombalanmıştı.

22.45: Köylüler telaş içinde oraya koşmaya başlamıştı.

23.00: Koşanlar olay yerine ulaşmışlardı.

Bunca ölümün yaşanacağı bilinse yine de barıştan uzak durulabilir miydi?

Öyle olduğunu, olacağını biliyordu. Evet, şimdi herkes üzülüyordu, başsağlığı mesajları veriliyor, özür dileniyor, tazminat ödeyerek acıların hafifletilebileceği sanılıyordu.

Ama böyle olamayacağını bilmeyen yoktu. En az bir ölüm acısını yakından görmüş, annesini, babasını, kardeşini, hele çocuğunu yitirmiş herkes bu ateşin asla sönmeyeceğini biliyordu.

Keşke sorunların çözümü, barışın sağlanması, insanların eşit haklarla bir arada yaşayabilmesi, dünyayı ve mutluluğu özgürce paylaşabilmesi için elinde bir güç olsaydı.

Ne yazık ki hiçbir dişli tek başına makinenin nasıl çalışacağını belirleyemiyordu.

Barakanın serinliğinde bir köşeye kıvrılarak kötü düşlerle dolu bir uykuya daldı.

....

Selim bitirdiği öyküsünü bir kez daha okudu. Böyle bir bürokrat var mıydı? Olabilir miydi?

Günün birinde güzel haberler de görmeyi umarak gazetesine döndü.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 254
Kayıt tarihi
: 08.01.12
 
 

1958 doğumlu. Mühendislik eğitimi aldı. Teknik alanda çalışırken kültürel konulara ilgisini sürdü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster