Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
465
 

Nazım Hikmet Oratoryosu

Nazım Hikmet Oratoryosu
 

Haftanın bütün günlerini severim. Her sabah uyandığımda içime yeni günün sevinci doluyor. Cuma gününü ayrı bir seviyorum, hafta sonunun habercisi olduğu için. Ve işte bir Cuma gününde başımdan geçenleri anlatmak istiyorum.

Tarih sevenler için 2 Kasım 2007.

Gece olmuş ve işlerimi tamamlamış bulunmaktayım. “ Baba” koltuğunu kapabilmenin mutluluğu ve rahatlıyla bütün dikkatimi elimdeki, Ram Oren’ e ait “ Afrika Prensesi” romana vermiş durumundayım.

Cep telefonumun sesi ile irkildim. Sevmiyorum gece telefonlarını, kötü bir haber getirmelerinden korkuyorum hep. Annem arıyordu. Ne tesadüf idi bu, biraz önce 246 sayfada okuduğum bir satırla zaten onu hatırlamıştım. “Anne, kız ötesinden her şeyi paylaşan iki arkadaş gibiydiler” bizim gibi diye geçirmiştim içimden.

Bir şey mi oldu? heyecanla açtım telefonu;

” Kanal Türk aç ve izle! ”

Kısa ve öz, tam olarak ne olduğunu anlayamadan telefonu kapatmıştı bile.

Belli ki önemli, kaçırmak istemiyor.

“ Eh, anne yine yapacağını yaptın” isteksizce kitabımı kaldırım yerine, emri uygulamaya koyuldum.

Bir siyasi tartışma izleyecekmişçesine hazırlamıştım kendimi kanalı bulana kadar. Annem emekli Sosyal Öğretmenidir ve benim “a-politik” tutumuma çok kızıyor zaman zaman.

Bir de ne göreyim! İnanamadım!

Dev bir Koro, Senfoni Orkestrası ve Piyanonun başında Fazıl Say.

Nazım Hikmet Oratoryosu.

Büyüleyici Aspendos ortamında.

Daha önce dinleme fırsatım olamamıştı.

Nazım Hikmet dizeleri ve Fazıl Say’ ın muhteşem müziği.

İkisini ne kadar çok sevdiğimi biliyor Annem.

Zaten hayat dolu şiirlere, Fazıl Say bu sefer müziğin evrensel diliyle, yeniden hayat vermiş.

Tüylerim diken, diken, gözlerim dolu, izledim bu şöleni.

O an canlı dinlemeye o kadar çok isterdim ki….

Duygularımı, kelimelerle anlatabilmenin imkansızlığı ile içim buruk, keşke ifade edebilsem.

Çocuklar da şiirlerden söylüyor… Çok güzel!

Kulaklarımda adeta yankılanıyor dizeler:


“Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri

Siz toprak altında derin uykudayken

……………………………

Biz toprak üstünde derin uykudayız

kalkıp uyandırın bizi!

uyandırın bizi! ”

Bu günlerde de ne kadar anlamlı geliyor bana…

İzlerken ve dinlerken 1997 yılında iş ile ilgili (dili bildiğim için) bulunduğum Rusya’ yı hatırladım.

Kasvetli ve soğuk bir ülke.

Bir hafta için gitmiştim ve zor kalabilmiştim, güneşli ve sıcak ülkemin özlemiyle. Kasım ayların son günleriydi, Petersburg.

Günlerin çok çok kısa, geceleri korkunç uzun ve karanlık.

Nazım Hikmet’in mezarı o ülkede olması gerçekten üzücü. Orada yapayalnız !

Moskova’ da olsaydım Mezarına gidebilir miydim bilemiyorum. Giderdim herhalde.

Birden kendimi suçlu hissettim. Sanki Onun daha çok hakkı var Anadolu topraklarında uyumaya.

Ben yirmi beş yıl tanımadığım, tanıyamadığım bu Ülkeyi

buradayım.( Bulgaristan' da doğup büyümüştüm )

Şiirin tercümesi olamaz, ancak Fazıl Say, müziği ile bütün Dünya’ya onların güzelliğini ve derinliğini tüm dillere aktarabildiğini düşünüyorum. Ben çok etkilendim ve çok beğendim.

Fazıl Say ‘ ı yürekten alkışladım.

En kısa zamanda DVD’sini almak istiyorum.

Eğer imkanınız varsa alın, dinleyin ve izleyin, Lütfen………..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 143
Toplam yorum
: 330
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1393
Kayıt tarihi
: 13.03.08
 
 

Doğduğum ve büyüdüğüm şehir Kırcali, Bulgaristan. Yıl 1964. Makina Mühendisiyim. Evli ve iki çocu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster