Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mart '09

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
640
 

Ne alem milletiz…

Ne alem milletiz…
 

Afyon'mitinginde kadınlar



Seçimlere çok az kaldı….

Yazıma böyle başladım diye siyasi içerikli bir yazı yazacağımı düşünmeyin sakın…
Ben olaya daha farklı bir açıdan yaklaşacağım bu gün…

İster Türkiye'de ister yurtdışında yaşayın hiç fark etmez. Televizyonların ulaşabildiği tüm ülkelerdeki vatandaşlarımızın da gördüğü bir konuyu yazmak istedim…

Malumunuz yerel seçimler yapılacak…Yani illeri, ilçeleri, beldeleri ve mahalleleri yönetecek kişileri seçeceğiz.
Milletvekili seçimi olmamasına karşın adeta öyle bir hava taşıyan bir seçim arifesindeyiz.
Her kanalda liderlerin konuşmaları, birbirlerine sataşmaları, sert söylemler, karalamalar, sallanan dosyalar…
Kimin meydanı daha kalabalık tartışmaları, tencere dibin kara, seninki benden kara türü söylemler gırla gitmekte.
Sınırları zorlayanlar, hatta aşanları ibretle izlerken, medyatik yüzlerin her akşam bir kanaldan diğerine koşturmalarına, laf ebeliklerine şahit olurken benim dikkatim farklı bir yöne kaydı nedense.

Liderlerin kıran kırana meydan tartışmaları süre dursun ya o meydanları dolduranlara ne demeli?
Onca insan işini gücünü bırakıp her akşam sıcacık evinde istediği kanalda istediği lideri görüp, dinleyebilecekken nasıl olur da hiç üşenmeden o meydanlara gidip saatlerce yağmur, çamur, kar, soğuk demeden bekler işte bunu anlamakta oldukça zorluk çekiyorum.

Hani hava güzel olsa anlarım.
Haydi bir değişiklik olsun, hem yürüyüş yapmış oluruz, hem liderleri görürüz, hem de bu günü kendimizce eğlenerek geçirmiş oluruz diye düşünebilirler.
Yok..öyle değil galiba…zira bakıldığında hiçbiri eğlenmek amacıyla gelmiyor meydanlara…
Televizyonda bir saniye bile olsa görünürüm düşüncesi de değil bu…

Halkın yağmur çamur, kar demeden saatlerce meydanları doldurmasının yegane sebebi sevdiği lideri uzaktan bile olsa canlı olarak görebilme isteği midir?

Aşırı kalabalık, bağıran, çağıranlardan çıkan o gürültü, bayrak sallamaktan ağrıyan kollar, haykırmaktan kısılan sesler, soğukta saatlerce ayakta beklemekten sızlayan bacaklar bu insanlara yorgunluk dışında ne katar, ya da tüm bunların olacağı bilinmesine rağmen neden koşa koşa gidilir?
Üstelik eskiden kadınlar meydanlarda yok denecek kadar az iken şimdi en ön saftalar ve çoklar…

Simit, köfte, döner ekmek, mendil, su, amblem, resim, kitap, bayrak ve akla gelebilecek bilumum malzemeleri satmaya çalışanları anlamak kolay…Zira kalabalıkta bir şeyler satıp günü kârlı kapatmak başlıca gayeleridir…
Diğer çıkarcılar ise böyle günleri beklerler…Yankesiciler için mitingler bulunmaz fırsat…
Kötü niyet taşıyanların da amaçları açık, net belli.

Emniyet güçlerinin işlerinin bin kat daha artmasından dolayı gerilen sinirleri, hatta bazen vatandaşla yapılan münakaşalar, göz altılara varan sonuçlar, miting sonrası oluşan çevre kirliliği, itiş, kakış, sıkışan trafik, değişen yollar ve aklıma şu an gelmeyen bir dolu olumsuzluk bir araya geldiğinde insanın kolayca gitmekten vazgeçmesi gerekirken binlerce insanı bir meydanda toplanmaya iten asıl dürtü nedir?

Onca insan küçücük çocuğunu dahi alıp , her türlü açık tehlikeye rağmen akın akın meydanlara doluyorsa bunun mutlaka bir izahı olmalı.

Herhalde sosyologlar, psikologlar bunun bir araştırmasını yapmışlardır diye düşündüm.

İnanın çok merak ediyordum bu konuyu.
Hatta google'nin araştırma satırına "insanlar seçim meydanına niye dolar" , "eyleme katılma arzusu", "bireyin içgüdüsel hareketleri", "siyasi içgüdüsel hareketler" diye yazıp, bu ve benzer cümle ve kelimelerle araştırdım da…

Arthur Koestler, Siyasal Nevrozlar adlı denemesinde nevroz kavramını siyasete aktarıyor ama benim soruma cevap niteliğinde değil yazdıkları.

İnanın saatlerimi harcadım bu soruma yeterli cevap bulabilmek için ama heyhat, bizim bilim adamlarımızın bir araştırmasına, bilimsel tek satıra rastlamadım bu konu hakkında.

Sosyal psikoloji bilimi belki bana daha iyi cevap verir düşüncesindeydim. Zira sosyal psikologlar insanların birbirleri ile nasıl etkileşime girdikleri ve sosyal çevrelerinden nasıl etkilendikleriyle ilgilenirler…Bu bilim dalı kalabalık psikolojisini de irdeliyor ama benim merakım kalabalık psikolojisi değil.
Zira kalabalığın oluşmasından sonraki evreler değil, o kalabalığı oluşturan bireylerin toplanma öncesi düşünce ve davranış biçimleri önemli…
Bireyin olumsuz şartlara rağmen o kalabalığa katışmasının, bu arzuyu kuvvetle duymasının gerçek sebeplerini anlamak, öğrenmek istiyorum.

Şu internet denilen nimet(!) bize bir kelime yazdığımızda bir dolu yazı sunar güya, ama gel gör ki her zaman istenilen bulunamıyor işte…
İnşallah birileri bu konu hakkında ciddi bir bilimsel araştırma yapmıştır da ben de bulur, okur öğrenirim. Yazımı okuyanlar içinde bu konu hakkında bilgisi olan varsa lütfen benimle paylaşsın…

Her türlü curcunaya, olumlu veya olumsuz tüm yaşanmışlıklara rağmen, sağlıklı bir seçim günü diliyorum.
Aklın yolu ve hayırlısı ne ise o olsun…

Sevgi ve saygılarımla

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 180
Toplam mesaj
: 65
Ort. okunma sayısı
: 1948
Kayıt tarihi
: 17.07.06
 
 

Salyangozları bilirsiniz... Onları görmeseniz bile geçtikleri yerde bıraktıkları izlerden anlarsı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster