Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Eylül '12

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
2142
 

Öfke bağımlılığı ve öfke hakkında ilginç gerçekler

Bugün bazı bilimadamlarının inandığı üzere, birçok duygu hatta öfke dahi alışkanlık yapabilir, alıştırılmış bir vücut daha da fazla artan ihtiyacını gidermek için bilinçaltı normal durumları kişiye abartarak kabul ettirir. Psikolojide de üzerinde önemle durulur ki duyguları tamamen bastırmak ruh sağlığı açısından doğru değildir. Diğer taraftan tamamen kontrol dışı bırakmak da hem biz hem de toplum açısından problemli sonuçlara yolaçar. Sürekli öfke içinde olan ve bunu bastırmadan ifade eden bir insanın toplum içinde ne kadar rahatsız edici olabileceğini ve dışlanabileceğini herkes bilir.

Konunun fizyolojik yönüne bakacak olursak diğer duygularda olduğu gibi öfkede de zaman içinde talep artışı olabilmektedir. Şöyle ki: Hücre üzerindeki reseptörler, aynı duygu nöropeptidiyle uzunca bir süre bombalandığında hücrede bu nöropeptide karşı alışkanlık gelişiyor. Ve alışkanlık mekanizması gereği sürekli daha fazlasını talep etmeye başlıyor. Beyin, örneğin öfke nöropeptidi ihtiyacını sinyal olarak aldığında, etrafta kızılacak şey aramaya başlıyor. Bazı insanlar bazen yerinde oturamaz, kaşlarını çatar, ortada hiçbir şey olmasa da  öfkelenir. Ne olduğunu sorduğunuzda, bilmiyorum, sinirim bozuk, keyfim yok cevabını duyabilirsiniz. Niye gözünün üstünde kaşın var ifadesi bu durumu çok güzel ifade eder. Yani hücreleri bu nöropeptide açtır ve doymaları için, yani öfkelenmek için bir bahane gerekir. Öfke baldan tatlıdır.

Neden herkesin sürekli birbirine bağırıp çağırdığı, öfke fırtınalarının estiği TV dizileri tekrar tekrar seyrediliyor bir düşünün. Neden Çünkü günlük bazda öfkelenme ihtiyacımızı karşılıyorlar onun için. Yapımcılar nöropeptidleri bilmeyebilirler ama insanları neye alıştıracaklarını, en uç duygulara nasıl hitap edeceklerini iyi bilirler. Öyle diziler vardır ki, paket program sunar, köküne kadar acıma duygusu, üstünlük hissi, öfke, sevgi hepsi bir arada. Acaba sanattan fazla nasibini almamış bu dizilerle kendimizi kaptırıp, duyguları bu şekilde yaşamaya ihtiyacımız var mı? Belki kimilerinin belli bir dönem için var.  İhtiyacımız olamasa ya da bilinçaltımız ihtiyaç hissetmese oturup izlemeyiz. Demek ki var birşeyler. Peki uzun vadede bizi herhangibir bakımdan geliştiriyorlar mı acaba?

Her ne kadar öfke gibi hoş olmayan duyguların bile bağımlılık yaptığına dair birçok kanıt olsa da birçok kişiye bu çok garip gelebilir. Neden canımızı sıkan bir duygu bağımlılık yapsın ki? Sanırım bu soru, insanın duyguları deneyimleyerek tanıması ve öğrenmesi ihtiyacı bakımından cevaplanabilir. Yani insan belli bir duyguyu derinlemesine yaşamadan, ihtiyacını gidermeden öğrenemez. Bu kimileri için 10 yıllar sürebilir, kimileri ise öfkesini kısa bir sürede iradesini kullanarak normal düzeye indirebilir. Yani öfke ihtiyacı, öfkelenme sıklığı ve biçimi toplumun kabul ettiği ve kendi günlük yaşantısını etkilemeyecek düzeye inebilir.

Bağımlığın müzminleşmemesi için, her öfke durumunda, mantığımızı kullanarak, öfke anının yaklaşmakta olduğunu hissediyorsak, kale almamaya ya da yorumda aceleye gitmemeye çalışabiliriz. Böylelikle, mantığın da yardımıyla, gittikçe daha az duruma öfkelenmeye başlayabiliriz. Normalde çok öfkeli birisi için bu, aylar, yıllar sürebilir. Etkili ve kalıcı biçimde değişmek için en önemlisi, gerçek bir öfke anında bunu bastırıp tutmamaktır. Yani öfke artık gerçekleşmişse veya gerçekleşeceği belliyse, etrafa veya kendimize zarar vermeden bu anı yaşayıp, laf söyleyebiliyorsak, söyleyeceğimizi söyleyip deşarj olmamız gerekir. Bu durum çok sık oluyorsa dahi, her öfke anı yaklaştığında değerlendirip, gittikçe daha fazla kontol edebiliyorsak, hücrelerimizin de öfke nöropeptidi ihtiyacı gittikçe körelir. Aynı anda da önceden bahsedildiği gibi beyindeki bizim öfkeli benliğimize ait sinir ağlarının uzun dönem bağlantıları zayıflamaya başlar. Kendimizi daha esnek hisseriz ve her basit olay çağrışım yaparak bu eski ve yanlış oluşturulmuş sinir ağında işlem görmez.

Doğal olmayan biçimde bastırılmış öfkeler birikim yapar ve mutlaka başka bir anda patlama şeklinde ortaya çıkar.  Bastırılmış öfke ayrıca geçmişle ilgili izlenimlerimizi değiştirir ve şimdiki gerçeklikle ilgili görüşlerimizi çarpıtır. Çünkü bastırma sonucunda halledilmemiş olan öfke, zihinde bazı algılarımızın objektifliğini bozar. Peki o anda öfkeyi bastırmakta mı olduğumuzu yoksa mantığımızla mı kontrol ettiğimizi nasıl anlayacağız. Bu ayrım ideal biçimde yapılamaz ve bu da normaldir. Önemli olan kademeli olarak öfkelenme sıklığımızı azaltma amacından ayrılmamak. Bazı sık öfkelenen insanlar, öfkenin bastırılmaması gerektiği fikrini ilk duyduklarından itibaren hemen benimseyip, aynı öfkeli rollerini hız kesmeden oynamaya devam ederler. Bu da değişimin mümkün olduğunu tam olarak bilmemelerinden ya da bilmek istememelerinden kaynaklanır.

Peki öfke anının gelmekte olduğunu ve değerlendirmemiz gerektiğini her seferinde nasıl hatırlarız. Bu tabii ki her seferinde hatırlanamaz. Kendini gözlemleme konusuna ileride değinilecek.

Trafikte bir arabanın izinsiz geçmesi vb durumların arkasından öfkenin doğal olarak kısa bir süre içinde geçmesi beklenir. Eğer uzun sürüyorsa bu artık normal sayılmaz. Gün içinde yaşanan bunun gibi basit bir olayın zihinde kurulması, meselenin uzatılması, yaratılan olumsuz düşünceler daha önce bahsedildiği şekilde tüketicidir. Sürekli ve uzun süreler öfkelenmenin, insanı fiziksel ve psikolojik olarak yıprattığı bilinir.

Ancak bu öfkenin tamamen yok edilmesi gerektiği anlamına gelmez. Bence öfke aslında başka duygu ile karışık yaşandığında farklı hissedilir. Örneğin sizin astınıza öfkelenme durumunuzda üstünlük hissi eşlik ediyorsa sizin için çok yıpratıcı olmaz. Ama hiç saygı duymadığınız ve çekindiğiniz bir üstünüz sizi azarlıyorsa, öfke ile karışık korku duyarsınız. Öfkenizi laf söyleyerek boşaltamazsınız ve bu sizin için çok daha yıpratıcı olabilir. Araştırmalar, öfkeli hastaların daha uzun yaşadığını göstermektedir. Bunun nedeni kısmen duygularını rahatça dışa vurmaları, kısmen de daha iyi bakım talep etmeleri olabilir. Belki de öfkelerinin türü fazla yıpratıcı değildir.

Her ne olursa olsun öfkenin harekete geçirici bir tabiatı vardır. Öfke bu bakımdan işe yarar rol oynar. Bize değişik durumlarda, ihtiyacımızın karşılanmadığı, isteklerimizin karşılanmadığı sinyalini verir. Bekarlığında kendince esnek ve sakin bir kişilik sabihi olduğunu düşünenler, evlendikten sonra sık sık öfke patlamaları yaşamaya başladıklarında, genelde suçu tamamen karşıya yüklerler. Halbuki öfkenin sağladığı bu muhteşem kendini tanıma fırsatının farkına varabilirlerse, kendilerini değiştirmenin önünü açmış olurlar. Yani öfke insana kendini yeniden tanıtmış olması bakımından  işe yarar rol oynar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 2482
Kayıt tarihi
: 12.07.12
 
 

Petrol Mühendisi  İlgi alanlarım: Psikoloji, kişisel gelişim, eğitim En çok yapmayı sevdi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster