Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Şubat '18

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
442
 

Okullarda; Eğitim, Öğrenme ve Öğretim Yeterli Değil

Okullarda; Eğitim, Öğrenme ve Öğretim Yeterli Değil
 

Öğretmen ve öğrenci


Öğrencilerin, dinlenme tatilleri bitti. Okullarına dönmenin öğretmen ve arkadaşlarına kavuşmanın mutluluğunu yaşayan öğrenciler olduğu gibi mutsuz olanlar da yok değil. Birtakım öğrencileri, polis kafelerden toplayarak okullarına götürdü.(TV haberleri)
 
Peki, bu öğrenciler, neden okula gitmek istemezler? Okulların açılması, bu öğrencileri neden mutsuz eder? Bu öğrenciler, sorunludur, deyip geçebilir miyiz? Okullar, öğrencilerin beklentilerine yanıt vermiyor mu? Deniz Bayramoğlu'nun sunduğu Gündem Özel programına konuk olan Akademisyen Yazar Prof. Dr. Uğur Batı, öğrenme ihtiyacı yaratılması gerektiğini söyledi (CNN,4.02.2018) Öğretmenlerin yüzde 50’sine göre, öğrenciler istemedikleri bir dala girdikleri için derslere yeterli ilgiyi duymuyor!
 
Ne yapmalıyız? Eğitim –öğretme izlencelerini mi değiştirelim? Salt, eğitim-öğrenme, öğretme izlencelerini değiştirmek yeterli değildir. Oliver'e göre de, öğretim programlarının ulaşmak istediği, öğrenci davranışlarının geliştirilmesidir Eğitim, davranış değişikliğidir. Türk eğitim dizgesinde, her Milli Eğitim Bakanı değiştikçe izlenceler de değişmiş; ama öğrenci davranışlarının olumlu yönde değiştiğini söyleyemeyiz. Bu konuda, araştırmalar yapılıp araştırma bulgularından yararlanıldığı, söylenemez.
 
Tyler eğitimi,”bireylerin davranışlarını değiştirme süreci” olarak tanımlamıştır. Bu değişiklik, belli amaçlara göre olmalıdır. Eğitimin amacının, hangi ilke ve yöntemler doğrultusunda, hangi araçlarla gerçekleşeceğini planlamadan istenilen hedefe ulaşma zorlaşır. Planlamaya, eğitimden etkilenenlerin tümü katılmalı. Okul yöneticileri, öğretmenler, veliler, öğrenciler eğitimde alınacak kararlara katılmalı. Eğitim okulda başlayıp okulda bitmemeli. Evde, sokakta da devam etmeli; çünkü eğitim bir süreçtir
 
Eğitim en genel anlamıyla insanları belli amaçlarına göre yetiştirme sürecidir. Bu süreçten geçen insanın kişiliği farklılaşır. Bu farklılaşma eğitim sürecinde kazanılan bilgi, beceri, tutum ve değerler yoluyla gerçekleşir. Günümüzde okullar eğitim sürecinin en önemli kısmını oluşturur. Eğitim yalnız okullarda yapılmaz. Günlük hayattaki eğitim-okul bitişikliği, eğitim denince okulu anımsatır. Oysa, okul dışında da gençleri ve yetişkinleri bir mesleğe hazırlamak ve onların hayata uyumlarını kolaylaştırmak için açılmış kısa süreli eğitim veren kurumlar vardır. Ayrıca eğitim ailede, iş yerinde, asker ocağında, camide ve insanların oluşturdukları çeşitli gruplar içinde de yer alır. En geniş anlamı ile eğitim toplumdaki "kültürlüme" sürecinin bir parçasıdır. (Nurettin Fidan, Okulda Öğrenme)
 
Okulların eğitim deneyimi sınırlıdır. Ev, sokak eğitimiyle desteklenmeli. Başka bir deyişle, veli çocuğun eğitiminde, okula destek olmalı. Çocuğun eğitiminden, başarısızlığından okulu, öğretmeni sorumlu tutmak, çoğu kez sonucu değiştirmez.
 
Sokak, deyip geçilmemeli, günümüz çocukları sokakta oynamıyor; AVM’lerde bilgisayar oyunlarındalar. Sokaklar, geçmiş yıllardaki kadar güvenli değil; ama çocuk sokakta sorunlarla karşılaşır. Sorunları çözmeyi, arkadaşlarıyla iletişim kurmayı da sokakta öğrenir. Sokağın olumsuzlukları yok mu? Kuşkusuz var da gerçek yaşamdan soyutlanarak bilgisayar oyunlarına ya da cep telefonuna takılıp kalma, gençleri gerçek yaşamdan uzaklaştırıp sanal evrene kilitliyor.
 
Eğitimin en önemli amaçlarından biri de çevresiyle uyumlu, huzurlu, mutlu kuşaklar yetiştirmektir. Öğretmen, veli mutlu değilse öğrenci mutlu olabilir mi? Üstelik istediği okula gidemiyorsa! Ya da yakınındaki okula gidemediği için ailenin gelir kaynaklarının büyük bir bölümünü akıttığı özel okulda mı mutlu olacaktır? (Özel okul ücretleri ilden ile değişmekle birlikte İstanbul’da yıllık 33 000’le 71100 TL arasında değişmektedir. Bu okulların sınavlarını kazanmak da kolay değildir.) Nerde kaldı eğitimde fırsat eşitliği?
 
Eğitimin en önemli unsurlarından birisi öğretmendir. Etkili bir eğitim etkinliklerin yürütülmesinde öğretmenlere büyük bir sorumluluk yüklenmiştir. Sınıftaki öğretim ortamının düzenlenmesi, etkinliklerin belirlenmesi, ders araç gereçlerinin ve öğretim yöntemlerinin seçimi ve kullanılması bu sorumluluklar içerisinde yer alanlardan bazılarıdır. Bu işlevleri yerine getiren öğretmen, sınıfta etkin bir rol oynayarak öğrencilerin okulda bulundukları süre boyunca hem öğretimlerinde hem de kişisel davranışlarında önemli etkilerde bulunmaktadır. 
 
Öğretmenin, öğrencinin özgürlüğünün olmadığı okul, sınıf  ortamından yaratıcı, eleştirel bakış açısına girişimci ruhta kuşaklar  nasıl yetişir? Öğretmen, öğrenci sınıfta özgür olabilmeli;a ma özgürlük  Cumhuriyet ‘in temel felsefesiyle çelişmemeli.
 
Öğretmen, özgür, disiplinli; ama baskıcı olmamalı. Öğrencisine sevgiyle yaklaşmalı. Eğitimci Dr. Halis Özgü,”öğretmenliğin amentüsü, sevmektir.” derdi. Öğrencisiyle iyi iletişim kurabilen öğretmen, başarılıdır. Günümüz öğrencisiyle iletişim kurmak, kolay mı, diyen öğretmenleri duyar gibiyim. Haklılar, öğretmenlerimizin de yığınla sorunları var. Öncelikle mali, çevre, yönetim -özellikle özel okullarda veli-baskısıyla karşılaşan, yarının ne olacağını düşünen öğretmenin güvende,  başarılı olması düşünülemez. Öğretmenler, Atatürk döneminde devletin gücünü, desteğini arkalarında buldukları için en zor koşullarda canla başla çalışmışlar, çevrelerine örnek olmuşlar. Mali bakımdan da Atatürk’ün desteğini almışlardır.
 
Yıl: 1923’te TBMM’de milletvekillerinin maaşları düzenlenecek... Mustafa Kemal’e soruyorlar; “Sayın Başkanım vekil maaşları ne olsun?” M. Kemal şöyle diyor: “Öğretmen maaşlarını geçmesin. ”Peki ya şimdi? Öğretmenlerin hâlini ne siz sorun ne de ben anlatayım...  (Abbas Güçlü,11.11.2011 Milliyet) 
 
Abbas Güçlü, “Öğretmenlerin hâlini ne siz sorun ne de ben anlatayım... “diyor. Ben anlatayım:
 
 Yıl 1963 İnönü Başbakan, İbrahim Ökçem MEB’nı, ek ders ücreti bürüt 10 TL Muş/Varto Ortaokulu Edebiyat Grubu öğretmeniyim. Hiç unutmuyorum etin kg. fiyatı 6 TL.Bir saat ders ücreti karşılığı öğretmen,1,5 kg.et alabiliyordu. Etin kg.’ı bugün ortalama 50 TL Demek ki o yıllarda öğretmen bir saat ders karşılığında 75 TL alıyor. Bugün . Gündüz ek ders  12,80 TL’si 250 g. az et alabiliyor.
 
Yazar Özgür Bolat, "Temel sorunumuz şu; bizim okullarda öğrenme olmuyor. Öğrenme; deneyim sonunda kafamızda oluşan düşünme modelleridir. 'Okullarda ne kadar deneyim var?'” diye sorduğumuzda, bu çok az. Yüzde 5 - 10'u geçmiyor. Okullarda deneyim olmadığı için öğrenme de olmuyor.
 
Öğrencinin düşünmesine, düşünceleri söylemesine çoğu kez fırsat verilmiyor. Oysa düşünen, anlatılanı algılayan öğrenci, öğretmene sorar. Öğrencinin ilgisini çekmek isteyen öğretmen, derse soru sorarak başlayabilir. ”Soru sorma” da öğretme yöntemlerindendir.
 
Özgür Polat, “Okullarda ne kadar deneyim var?” söylemek istediği, belki de okulların gelenekleridir. Sözgelimi, Ankara’daki Fen. Gazi Anadolu, Atatürk, Gazi, Cumhuriyet, Deneme (denemesi kalmadı); İstanbul’da, İstanbul, Galatasaray, Kabataş… Liseleri gibi. Bu okulların seçkin, deneyimli öğretmenleri vardı. Bu illerde ve ülkemizin başka illerinde de geleneği olan okullar vardı. Gelenekleri süreklilik gösteriyor mu, bilmiyorum.
 
Temel eğitimi almadan üniversite kapısını aralamak zor gözüküyor. Üniversiteye girse bile temel bilgisi olmadığı için üniversitede, dersleri izlemekte, ödev hazırlamada, araştırma, inceleme yapmada zorlanacak. Üniversitede de eğitim aldığı alanda uzmanlaşma fırsatını bulabileceğini sanmıyorum. Bilişim, iletişim çağında; donanımlı, iyi yetişmiş; bilgi, beceri düzeyi yüksek eğitimli gençlerin iş bulma olanağı var. Böyle gençler de dünyada, dünya literatüründe yeri olan üniversitelerde yetişiyor. Demokrasinin, özgürlüklerin olmadığı ülkelerde, dünya üniversiteleri arasında yer alan üniversite çok azdır. Bu tip ülkelerde, bilim adamı da yok denecek denli azdır. Sözgelimi, 57 İslam ülkelerinde 230, Amerika’da 4 bin. Japonya’da 5 bin bilim adamı! İslam ülkeleri gayri safi milli hasılalarının yüzde 0,2’sini araştırma ve geliştirmeye harcıyor. Gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 5. İhracat içindeki yüksek teknoloji ürünlerinin payı Suudi Arabistan, Kuveyt, Fas ve Cezayir’de yüzde 0,3, Pakistan’da yüzde 1. Singapur’da bu rakam yüzde 58! (Ali Naili Kubalı)
 
Gündem Özel programına konuk olan Nörolog Prof. Dr. Zerrin Pelin, beynin öğrenme sürecinin nasıl gerçekleştiğini anlattı. Pelin, "Bilgiyi kalıcı hafızaya atabilmek için dikkatle yapmak ve tekrarlamak gerekiyor." dedi.
 
 Ülkemizin Ar-Ge’de ilk 16 ülke arasına girmiş olması önemli bir başarıdır. Sanayinin Ar-Ge’ye yaptığı katkı arttıkça sıralamada yükselme şansımız artacaktır. Patent sayısı açısından ülkemiz oldukça geride ancak üniversitelerimiz, TUBİTAK ve ilgili bakanlıkların patent almayı teşvik edici önlemleriyle bu sayıları artırılabilir. Bilim adamlarımızın yayınlarını, etki değeri yüksek saygın bilimsel dergilere yönlendirmeleri gerekiyor. Aksi takdirde üniversitelerimizin ve ülkemizin dünya sıralamalarında yükselmesi zorlaşır. (Prof. Dr. Ural Akbulut)
 
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “yeni bir çağ açıyoruz” diyerek başlattığı ve 2016’dan itibaren 4 yıl süreyle 10.6 milyon tablet dağıtılacağını sözünü verdiği Fatih Projesi hüsrana dönüştü. AKP’nin “cumhuriyet tarihinin en büyük projesi’’ olarak lanse ettiği Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) Projesi, aradan geçen yıllar ve harcanan milyarlarca liranın ardından hedefleri tutturamadı.
 
Scientific American Dergisi ve OECD raporları, ülkemizin milli gelirden Ar-Ge’ye ayırdığı pay henüz %1’i geçmiyor. (FATİH) Projesi’ne harcanan milyarlarca liranın bir bölümü Ar-Ge’ye ayrılsaydı % 1’de kalmaz,ülkemiz bilimsel araştırmada daha iyi durumda olabilirdi.
 
FATİH kapsamında yapılan ihalelerde yüz milyonlarca lira getirim dağıtıldığı eleştirilerine karşın Milli Eğitim Bakanlığı, bu yıldan itibaren çocuklara tablet yerine klavyeli bilgisayar dağıtılacağını açıklayarak teknoloji şirketlerine yeni bir gelir kapısı açmış oldu.
 
 
Diğer yandan çocuklar, çevre, dil kirliliği ortamında yaşıyor. Her gün yazılı ve sözlü basında boy gösteren kazaları, cinayetleri, ölümleri izliyor. Bu koşularda sağlıklı bir kişilik geliştirmesi, geleceğe güvenle bakması zor gözüküyor.
 
Özgürlüğü ve özgünlüğü ortaya çıkaran, daha yaratıcı, eleştirel bakış açısına ve girişimci ruha sahip, elinden gelenin en iyisini yapmayı hedefleyen bireyleri ortaya çıkarmayı amaçlayan girişimci öğretim anlayışının önemine ve gerekliliğine dikkat çekmek amacıyla yazılmıştır. 
 
Okulların sadece % 34’de kütüphane var. Bunun da ne kadarı açıktır, bilinmiyor.
Amerika'da teknolojiden uzak duran bir okul görenleri ve duyanları şaşırtıyor. Okulda bilgisayar ekranı ya da akıllı tahtalar yerine eski karatahtalar, tebeşirler, kâğıt ve kalem kullanılıyor. Öğrenmenin diğer temel malzemeleri ise örgü ve dikiş iğneleri...
 
Eğitim sistemimiz mevcut haliyle modası geçmiş, eski yüzyıllara ait ve artık günümüzde geçerliliğini yitirmiş becerilerin sergilendiği iş alanlarına kötü yetişmiş eleman yetiştirmekten ve mutsuz, amaçsız ama diploması olan bireyler mezun etmekten başka bir işe yaramıyor. Oysa girişimci öğretim sayesinde gelecek kuşaklar mutlu olmaları, başarılı olabileceklerine inanmaları ve kendi rüyalarını gerçekleştirebilmeleri sağlanabilir. Unutulmamalıdır ki kendi rüyalarını gerçekleştiremeyenler başkalarının rüyalarını gerçekleştirmek için çalışmaktan başka hiç bir işe yaramazlar.
 
Türkiye`nin artık daha iyi test çözen, tek yönlü düşünen ve hareket eden yani tek tip yetişen nesillerden ziyade daha yaratıcı, daha yenilikçi düşünebilen, çağın ve geleceğin sorunlarına çözüm bulabilecek bireylere ihtiyacı bulunmaktadır. Bunun da yolu bireysel farklılıkları dikkate alan performans tabanlı değerlendirmeler odaklı öğretim anlayışının eğitimde yerini alması ve kullanılmasından yani, girişimci öğretim ve girişimci öğretmenlerden geçmektedir.
 
Deniz Bayramoğlu'nun sunduğu Gündem Özel programına konuk olan Basketbol Koçu - Sosyolog Çetin Yılmaz, değerli olmak ile başarılı olmanın farklı şeyler olduğunu söyledi. Yılmaz, "Başarıda, nerede olduğun, nasıl bir aileden doğduğun, nasıl bir şehirde doğduğun, fırsat eşitliği gibi çok önemli kriterler var. Değerli olmak ile başarılı olmanın net bir şekilde birbirinden farklı olduğunu düşünüyorum" dedi.
 
Bir eğitimcimiz, eğitimde yenilenmenin her şeyden çok bireyin davranışlarının yenilenmesi olduğunu, bunun için de, eğitim amaçlarının saptanması ve bu amaçlar ile değerlendirme süreçleri arasındaki boşluğun doldurulması gerektiğini vurgulamaktadır.
 
Sonuç
Eğitim, yazboz tahtasına dönüşmüş; her gelen bakan döneminde, masa başında eğitimde değişiklik yapılarak gün geçtikçe eğitimin kalitesi düşürülmüştür. Öğretmen, öğrenciyi eğitmek şöyle dursun; sınıfta ders yapamaz duruma düştüğünü duyuyoruz. Bakanlık, yönetmelikleri değiştirerek, eğitimde yenilik yaptığını sanıyor. Salt, yönetmelik değiştirmekle eğitimde yenilik olmuyor. Bir değişiklik, eğitim çalışanlarının, öğrencilerin davranışlarında olumlu yönde değişiklik yapıyorsa yeniliktir. Yapmıyorsa yenilik değil, kargaşa oluşturur.
 
Türk Eğitim dizgesi’ nin bugünkü sorunu, yaptığını doğru şekilde yapamamak değil, doğru olanı yapmamaktır. Şimdiye kadar yapılanları yapmak, en iyi şekilde de yapılsa, sorunu çözmeyecektir
 
Asıl sorun; Türkiye’ye uygun eğitim felsefesini bilimsel araştırma bulguları ışığında saptayarak, çocuğun, erginin, yetişkinin düşünme irdeleme evrenini canlı tutacak, genişletecek; üretime dönük eğitim politikalarını oluşturulup uygulamaya konulamamasıdır.
  
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın hocam, eğitim ülkemizin çözümsüz bir konusu, bakanların değişmesiyle yeni bir eğitim modeli uygulanırken eleştirilerimizin de odağı oldu. Dış ülkelerden kesin dönüş yapan ailelerden edindiğimiz bilgilerden olmak üzere; eğitim-öğretimde ilk beş sene çocuğa ailede yaşam, ilişkiler, sevgi-saygı, toplum kaideleri öğretilirken onun ilgi alanı ile yeteneği tespit edilmekteymiş. Takip eden yıllar, yeteneğine göre eğitim dalında devam edermiş. Bizde her öğrenciye tekdüze eğitim...Sonra bizde yanlış olan bir algı var, hangi bölümü bitirirse bitirsin genç, o bölümle ilgili devletten iş bekliyor. Üniversiteyi bitiren her gence devlette iş mümkün mü? Kendi işlerini kurmayı deneseler belki daha mutlu yaşam kurarlar. Bana göre ideal iki örnek: bir kaç yıl evveldi, kurbanlık almaya gittiğimiz besihanede, dizlerine kadar çizmeli bir ziraat mühendisi ile muhatap olduk, kendine ait işi takdire şayan. Büyükçe bir çiçek galerisi açan komşu bayan da ziraat mühendisi, selam ve saygı ile.

Yurdagül Alkan 
 20.02.2018 13:30
Cevap :
Yurdagül Hanım,eğitim konusundaki görüş ve düşüncelerinizi,yorumlarınızı anlamlı ve yerinde buldum.Sağ olun.Selam ve saygılarımla.  20.02.2018 23:04
 

Özel okullar adeta ticarethane! Velev ki mükemmel eğitim veren kuruluşlar dahi olsalar, cehaletin “kaliteli” ve “kalitesiz” alınmasından öte ne faydaları var! Seneliğine 70 bin lira ödenen okulda öğretilen Türkçe dersi farklı mıdır? Çocukları en iyi eğitimi alsın diye varlarını yoklarını ortaya koyan ebeveynler asıl şoku mezuniyet sonrasında yaşamaktadır, çünkü iş yoktur! Oğlum tüm tahsil hayatı başarılarla dolu ve yüksek ihtisasını da yapmış bir biyolog; ama şu anda ne iş yaptığını söylesem siz de üzülürsünüz:( Oysa Beşiktaş Yıldızlar Takımı’nda oynayan bir futbolcuydu ve -bunu söylediğim için üzgünüm- keşke tüm enerjisini futbola verseydi(k)! Basit bir örnek vermem gerekirse, yaşamınız boyunca evinizin -Michelin yıldızsız- mutfağına mahkûmsanız Le Cordon Bleu aşçılık eğitimine 20 bin avro harcamanın gereği nedir! Bence eğitim kadar ekonomimize de önem verilmeli ve istihdam yaratılmalıdır hocam, yoksa sokaktaki "İyi eğitimli işsizler ordusu"nu büyütmekten öteye geçemeyiz:( Sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 20.02.2018 10:40
Cevap :
Ata Bey,devlet okulunu da özel okulu da biliyorum.Benim çalıştığım yıllarda,devlet okulunda eğitim-öğretim daha iyiydi, diyebilirim. Ancak,özel okul öğrencisi görüş,düşünce ve izlenimlerini,rahatlıkla aktarıyor,öğretmeni de pek dinlemiyorlardı.Başka bir deyişle disipline edilmeleri zordu.Oysa,devlet okulu öğrencilerini disipline etmek daha kolaydı.Bu nedenle de ders daha rahat işleniyordu;ama bilgi yüklemekle iyi mi yapıyorduk,tartışılabilir.Çocuğunu,özel okula gönderen veli,verdiği ücret karşılığında eğitimden beklediğini bulabiliyor mu derseniz, okuldan okula değişiyor; ama tek sözcükle, hayır.Torunlarımdan biliyorum. Nasıl bir eğitim-öğretim mi? Sınavlardan arınmış;doğayla iç içe okulların olduğu, öğrencinin bilgi ve yeteneğini geliştirebileceği,özgür,gelecek kaygı olmayan yetkin öğretmenlerin çalıştığı okullardan sağlıklı, özgüveni yüksek kuşakların yetişeceği,görüşündeyim,dostum.Sevgilerimle.   20.02.2018 23:58
 

Arkadaşım torunu için, "Çok zor kaldırıyorum ve gönderiyorum. Okul yansın!" dedi diyor. Bu çocuğun okula keyifle gidip başarılı olabilmesi mümkün olabilir mi? Bizler ise, okumayı bir şans okul ve öğretmenimizi kaynak olarak görür, tatillere gözyaşlarıyla çıkardık, öğretmen ve arkadaşlarımızdan ayrı kalacağımız için, emeğinize sağlık değerli hocam saygılar

Cemile Torun 
 19.02.2018 0:59
Cevap :
Cemile Hanım,benim küçük torunum okulunu seviyor.Büyük torun okulu sevmiyor.Okulun yapısı,öğretmenlerin,ailenin davranışları çocuğun okula karşı tutumunu etkiliyor.Selam ve saygılarımla.  19.02.2018 14:12
 

Hüseyin Bey değerli arkadaşım , o kadar anlamlı ve yerinde anlattınız ki, başka söze gerek yok sanırım. Yine de umudumuzu kaybetmeden güzel yarınları dileyelim. Sevgiler.

Şahin ÖZŞAHİN 
 18.02.2018 23:21
Cevap :
Şahin Bey,olumlu yorumunuz için teşekkür ederim.Selam ve sevgilerimle.  19.02.2018 14:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 325
Toplam yorum
: 1179
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1827
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster