Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mayıs '11

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
966
 

Onlar biraz farklıydılar (İşte benim seçtiklerim.)

Onlar biraz farklıydılar (İşte benim seçtiklerim.)
 

İnsanın kendinden söz etmesi kolay değil be dostlar. Hani yani şöyle kafasını gözünü yarmadan, şişmeden, şişinmeden kendinden bahsetmek zor iş vesselam… Bu yüzden olsa gerek; pek çok MB üyesi kendi “Hakkında” bölümünü kaleme alırken biraz işin ucundan tutmakla yetinmiş, zaten “profil” bölümünde olan verileri hakkımda bölümünde yinelemiş. 


Bu çok mu önemli? 


Bakış açısına göre değişir elbet. Sayfamızın “vitrini” olarak kabul ettiğimden, yazısını okuduğum her üyenin “hakkımda” bölümünü de okurum ben, Vitrindeki “albeni”, içerdeki malların (yazıların) kalitesi hakkında az da olsa bir bilgi verir bence. Hoş; bazen de tam tersi olur tabii. Vitrin şıkır şıkırdır ama raflardaki mallar hayal kırıklığı yaratabilir. 


İlk okuduğum “hakkımda” yazısı sevgili Ali Gülcü’nündür. Gerçekten de Ali, hakkında bölümünde anlattığı gibidir. Sözü isterseniz Ali Gülcü’ye bırakalım… 


“Askere giderken, rahmetli anneannem avlunun ahşap kapısına kadar yalınayak yürüdü… Yaz aylarında suyu çekilen kuyudan doldurulmuş buz gibi suyun yere dökülürken toprakla sevişmesi hâlâ kulaklarımda. Her zamanki kahverengi şalvarı ayağında, gözleri nemli ve dudakları titreyerek, ben toprak yolda ilerlerken arkamdan seslendi: “Su gibi git, su gibi gel, giderken arkana bakma…” 


O gün, bu gün arkama hiç bakmadım. Geride kalanlar, yıpranmış kilometre taşları hiç ilgilendirmedi beni. Başım dik, görebildiğim kadar ileriye baktım. Moralimi bozan olaylar, sınırlarımı zorlayan insanlarla da karşılaştım ama bildiğimden, doğrularımdan hiç şaşmadım. 


Böyleyim ben. Her şeyden birazım. Balıkçı, fotoğrafçı, yazar, program yapımcısı, DJ, şair, kötü gün dostu, oğul, dayı, ağabey, aşçı… Kimilerine göre “gazoz ağacı”… Kimilerine göre de “safın teki”… İyi yürekli, sinirlerini aldırmış ve yıllarla yaşlanan… Hayalleri olan, hayallerinin peşinde koşan, bana göre; ‘Zamane dervişi/ Sazlı gölün tahta iskelesiyim…’ İçimdeki insan sevgisi her geçen gün azalsa da, ömrüm kıyıya köşeye sıkışmış iyileri aramakla geçiyor. 


Burada olma sebebim de bu zaten; iyileri bulmak, iyilerle paylaşmak… Eskisi gibi değilim artık. Gürültüyü kaldırmıyor şu kocabaşım! Şimdilerde yalnızlığı seviyorum. Yalnızken daha fazla üretebildiğimi 34 yaşında anladım ama anlamak da mesele tabii. Kitap kahramanlarının arasında kayboluyorum bazen. Beni kendime getiren dışardaki çocuk sesleri oluyor.” 


Evet; öykü tadında bir hakkımda yazısı değil mi? Sevgili Ali 2006 Ağustosunda siteye üye olurken bunları yazmış. “İyileri bulmak, iyilerle paylaşmak”… 


Hızımızı almışken bir “hakkımda” yazısına daha var mısınız? Üstelik “gümbür gümbür” bir yazı… 


Söz, Alev Meisel Hanım’da efendim… 


“ Dinleyenin olmadığı yerde anlatmanın önemi: ‘Nasıl yazan oldum?’ 


‘Yalnız doğar, yalnız göçer’ eskilerde kaldı. Şimdilerde ise ‘doğar göçerler’ aralarına ‘yalnız yaşarı’ da aldılar! Doğanın değişmez kuralı; doğmak, göçmek tek başına! Kalabalığın içinde yalnızlığa mahkûmiyet kimin icadı? Ağızdan çıkar çıkmaz buhar oluyor, önce hecelere, sonra harflere bölünüyor, yok olmadan kelimeler… Örs, çekiç ve salyangoz bulamadıklarında… 


Bir zamanlar ‘can kulağı ile olanı varmış’ derler… ‘İlk kez duyuyorum, söyleseydin keşke! Ne zaman söyledin, hatırlamıyorum? Senin yanlışın var! Ama ben öyle anladım; kusura bakma daha iyi açıklayabilirdin!’ 


Baş edemeyince kâğıt kalem şahidim oldular! Saati, günü, tam tekmil tarihiyle aynaları, kapıları, dolapları mesajlarla dopdolu, renkli, çiçekli ve böcekli kâğıtlar süsledi! 


Biraz rahata erdim lâkin bağımlılık yaptı yazarak meram anlatmak! En sağlıklı, güvenilir iletişim yöntemi. Yazanların sözleri kaybolmaz, tıkalı kulaklara çarpıp yaralanmaz! Okurlar pijamalı veya şortlu! Yatakta, koltukta zaman bulduklarında sözleri gözleriyle dinlerler. Beyin; gerçekten az kullanılan organları yok sayıyorsa; işte, ben de böyle ‘YAZAN’ oldum sayelerinde.” 


Evet; Alev Hanım da Mart 2007’de üye olurken, kâğıt, kalem sevdasının nasıl başladığını anlatmış. 


Kabul etmek gerekir ki, her iki üye de farklı yaklaşmış konuya. 


Sevgili Ali’nin dediği gibi “İyileri bulmak ve iyilerle paylaşmak”… Biraz zor ama pek de imkânsız değil dostlar. 


Hayatla barışık ve kendinden emin insanlar elleriyle koymuş gibi bulurlar iyi ve güzel olanı. 


“Ben güzele güzel demem” söylemi onlar için geçerli değildir. 


Her iki üyeyi de canı yürekten kutluyorum efendim. 


Güzel pazarlar.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İki arkadaşımızı da tebrik ederiz.Gerçekten anlamlı girişler.Önce kendinizi anlatmadan başkalarını anlatamazsınız.

Kerim Korkut 
 28.05.2011 6:48
 

Hakkımda bölümünü bir aynaya benzetsem de yorumlar ve yanıtlar: Ultrason cihazlarının günışığına çıkaramadıklarını gözler önüne serebiliyorlar. Yeri gelmişken değinmeden geçemeyeceğim; oran vermeden;yazanların yazılarındaki uslup ve yorum-yanıtlarından yansıyanlar: Üç aşağı beş yukarı dengede kalabildiği gibi...Tam tersi de zuhur edebiliyor. Nasıl olur da (değerli yazan) tüm bu sözcükleri yan yana dizebiliyor...Diğer yandan uyarıcı etkisi olan bu dizilişler sayesinde vaktinde önlem alma şansı doğuyor. Yazılarını severek okuyorum; yorum ve yanıtlarını severek okuduğum gibi yeri geldiğinde öfkelenerek okuyorum. Bu öfke niye dersen...Bu dünyada kıymetli enerji sadece doğanın aşkına harcanmalı. Geri kalanı için kayıp, enerji kaybı sayılır. Bence... Ve bir ekleme daha...Sen- ben- o- olmasa da kervan yürüyor; yürür de lâkin herkesin yeri dolmuyor; aslı gibi olmuyor. Kısmet olsun yakında görüşebilmek umuduyla...Selamlar.

Alev Meisel 
 23.05.2011 18:52
 

...bana yeterli oldu. Hiç düşünmeden, kervana katıldım. Üyelik bölümündeki sorulanları bir çırpıda yanıtladım; kim okur, yorum, tık kaygısıyla bugüne dek tanışmadım. Sen önerdiğine göre arada sırada yazdıklarımı okuyacağını hayal etmek bile beni sevindirdi çünkü senin deneyimin vardı, gazetelerde yazıların kol geziyordu. Bir zaman sonra, herkese gelen; kısa bir süre önce herkese gelmeyen davetler: Senin davetin kadar sevindirmedi. Rağbet etmek de aklımdan geçmedi çünkü kafamın estiği gibi değil önüme konan şablona; isteğe uygun yazmam gerekecekti, ben böyle iyiyim sayende; gözlerim kulaklarım dünyada olanlara daha duyarlı oldular. Yine bir eleştirin sayesinde, kendimi inceledim ve siyaseti takip etmeden yazı yazabilmenin tadı tuzu olmadığını gördüm. Senin armağanın: Yaşam tarzımı, düşünce dünyamı değiştirdi ve kendimi daha iyi tanımama vesile oldu işte bu yüzden sana teşekkür ederim. Hakkımda bölümlerini,senin yorumlarını, Ali Gülcü'nün yazılarını;Üstünüstadın şiirlerini kaçırmam.

Alev Meisel 
 23.05.2011 18:16
 

Doğruyu söylemek gerekirse, o başlardaki “hakkımda” yazısını yazan ben değilim sanki... Yıllar geçtikçe kaşarlaştığımı hissediyorum... Daha hissiz, daha vurdumduymaz, daha bananeci; aslında daha korkak daha hesapçı ve daha garantici... O günden bugüne dokuz yüze yakın yazı kaleme almışım Ümit abi... Her yazıda daha küçülmüşüm... Her yazı hakkımdan gelmiş anlayacağın... Ve çok teşekkür ederim...

Ali Gülcü 
 22.05.2011 23:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 312
Toplam yorum
: 4634
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1648
Kayıt tarihi
: 10.02.07
 
 

Önceleri konuşurdu insanlar, "yazmak", sonraların işi... Duygu ve düşüncelerimizin yanı sıra gözl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster