Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Şubat '11

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
12279
 

Osmanlı'da Haremin gerçek yüzü (1)

Osmanlı'da Haremin gerçek yüzü (1)
 

 

Yıllar önce, Ann Chamberlin’in Safiye Sultan adlı 3 cilt kitabını soluksuz okurken “harem” gerçeği ile yüzleşmiştim. 

Osmanlı tarihinin önemli bir geçiş dönemini bir hadımın ağzından anlatmıştı Chamberlin. Kadın ve erkek dünyasını aynı anda gözlemleyebilecek olan yalnızca hadımlardı demişti kitabın bir yerinde. 

Kitap 16. yy Osmanlısında geçiyordu. Venedikli bir asilzadenin kızı olan güzeller güzeli Sofia Baffo korsanlar tarafından kaçırılarak, Şehzade Murad’a verilmek üzere, Osmanlı haremine satılmıştı. 

Kısa zamanda haremin en önemli kadınları arasına girmiş ve sultan anasının gözdesi olmuştu. Sofia (Adı sonra Safiye olarak değiştirilmişti) ile aynı gemide bulunan İtalyan gemici Giorgio Veniero’nun sonu ise Sofia kadar parlak olmamıştı. Sofia’ya duyduğu tutkulu aşk, hadım olup, erkekliğini kaybettikten sonra da devam etmişti. 

Kitabın beni en çok etkileyen kısmı Giorgio’nun hadım edilme bölümleriydi. Okurken kanım çekilmiş, insanlığımdan utanmış, gecelerce kâbus görmüştüm. 

Şehzadelerin onlarca kardeşlerini sağır ve dilsizlere boğdurtması veya bir çuvala koyup denize attırmaları da beni derinden üzmüştü. 

Saray ve harem entrikalarına, hadımlar arasındaki ölümcül mücadele ve erotizmin en uç ve en sapa boyutlarına tanık olmuştum. 

Şimdilerde “Muhteşem Yüzyıl” adlı dizi yayınlanıyor ve insanlar bu diziyle, harem gerçeğini anlamaya, öğrenmeye çalışıyorlar. 

Bu yazı dizisinde, Osmanlı sultanları ve saray hayatı üzerine pek çok araştırmaya imza atmış, emekli tarih öğretmeni, NTV kanalının tarih uzmanı, tarihçi Necdet Sakaoğlu’nun NTV yayınlarından çıkan kitapçığı, “İffet – Saray - ı Şahane” “harem” adlı kitabından bilgiler aktaracağım. 

Haremle ilgili en doğru bilgileri Necdet Sakaoğlu gibi önemli bir araştırmacı tarihçiden öğrenmenin doğru olacağını düşünüyorum. 

<><><><> 


PADİŞAHIN SIR SIZDIRMAYAN EVİ, HANEDANIN CAN DAMARI HİZMET VE EĞİTİM KURUMU KADIN VE HADIMLARIN DÜNYASI… 


HAREM 

Harem, padişah sarayının en az bilinen yeri. Eldeki bilgiler, saray arşivindeki harem teşkilatıyla ilgili harcama, tamirat v.b. belgelerden, Topkapı Sarayı’ndaki mekanın fiziki özelliklerinden, vakanüvislerin tarihlerine sızan olaylardan, yabancı seyyah ve elçilerin anlatılarından oluşuyor. Bunların yorumundan ortaya, sıkı bir protokol, hiyerarşik bir düzene rağmen, tarihe yön veren dramatik olayların yaşandığı bir kadın dünyası çıkıyor. 

HAREMİN GERÇEK YÜZÜ 

Yahya Kemal Beyatlı, “Saray kelimesinin bizde de Frenk’te de bir kadın rayihası vardır. Daha ilk ziyaretinizde sezersiniz ki Topkapı Sarayı erkek değil, dişidir. Birinden ötekine geçilen bu yüzlerce oda, bir vücut ten cenneti imiş. İslav kızları, kömür gözlü Rum kızları, ela gözlü Latin kızları, saz benizli Çerkes kızları….” Diyerek, Büyük Osmanlı Sarayı’nın asıl cazibesinin Harem’den kaynaklandığını vurgular. 

İtalyanca “seraglio” sözcüğünün anlamları arasında “harem” ve “vahşi” hayvan kafesinin bulunması da ilginçtir. 

“Harem – Saray” deyiminin Osmanlılardan önce de Selçuklu Sarayında kullanıldığını ise İbn Bibi’nin El – Evamirü’l Alaiyye adlı Selçuk namesinden öğreniyoruz. 

Osmanı Sarayının Harem Dairesi bir kompleksti. Divan Meydanı’nın kuzeydoğu köşesindeki Kubbealtı ile Dış Hazine’nin arkasından Enderun Avlusu kuzey kanadının arkasında devam ederek Mabeyn (İkballer) Taşlığı ve Dairesi ile son bulan başlı başına bir dünya idi. Bugün boşa olan bu dünyanın her noktası, sanki ziyaretçilerden kaçıp saklanan cariyelerin hayalleriyle doludur. Abdurrahman Şeref Bey “Harem/i Hümayun ayrıca bir âlemdir. Dikkatle gezilmeye ve her kısım ve dairesi dikkatle incelenmeye şayestedir” der. 

“Harem” sözcüğünün çağrışımları son derece renkli, müzikli, eğlenceli olagelmiş; dışa kapalılığı oranında kendi içinde açık saçık, güzel cariyelerin kaynaştığı, padişahların seks dünyası olarak algılanmıştır. Oysa saray haremini, padişahla düşür kalkan yüzlerce cariyenin bulunduğu bir kızlar cenneti sanmak, yanılmaktır. 

Buna karşılık iyi örgütlenmiş, düzenini ve disiplinini yüzyıllarca koruyabilmiş, Enderun’la benzerliği olan bir hizmet ve eğitim kurumu; buna koşut olarak tahttaki padişahın, annesi, eşleri ve çocuklarıyla bir arada yaşadığı kapalı ortamdı diye tanımlamak daha doğrudur. Sözcük anlamı “yasak mekan” olan harem; birkaç bin yıllık bir süreçte, Doğu’da Akdeniz uygarlıkları ortamında kazandığı zengin kültürle Osmanlı yaşamına da erken dönemde girmiş, ancak saltanat sarayının en önemli dairesi olma özelliğini İstanbul’un fethinden sonra ve Bizans sarayı geleneklerinden de etkilenerek 16. yüzyıla doğru kazanmıştır. 

Doğu ülkelerinde “perde” “zenane”, “Enderun” denilen haremin, Osmanlı Sarayındaki resim adı Darüssade-i Şerife (Kutlu mutluluk evi), halk dilinde de Harem Dairesi idi. Harem-i Has, Saray-ı Duhteran, Sultana Sarayı, Harem-saray, İffet-saray-ı şahane, Harem-i İsmet-makrun deyimlerine de kaynaklarda rastlanılmaktadır. 

Hindistan saraylarının harem dairelerine verilen “perde” adın, Topkapı Sarayı Hareminde bazı kapılar için kullanılmış olması ilginçtir. Harem-i Hümayun ise Osmanlı Padişahlarının özel yaşamına ayrılan Harem dairesiyle birlikte Enderun’u ve Dördüncü Yer’deki köşkleri kapsıyordu. Ancak, Harem-i Hümayun’un iki önemli örgütü ve bölümü, Harem Dairesi ile Enderun’du ve her ikisi yüksek sağır duvarlarla birbirinden soyutlanmıştı. 

Ottaviano Bon, Harem ve Enderun’da 2000 kişinin yaşadığını, bunun 1100-1200’ünü genç-yaşlı cariyelerle hizmetçilerin oluşturduğunu yazmaktaysa da, sayıların hayli abartıldığını; çünkü ne Harem ve ne de Enderun mekânlarının bu mevcutları alabilecek genişlikte olmadığı aşikârdır. 

(...Devam edecek...) 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Harem bana haram olsun! :-))

Mehmet Sağlam 
 28.02.2011 17:01
Cevap :
Madem öyle, olsun Mehmet Bey :) Teşekkürler...  28.02.2011 17:14
 

Nilgün Hanım, bir solukta okudum yazınızı, kaleminize sağlık. Devamını sabırsızlıkla bekliyorum, saygılarımla, sağlıcakla ve mutlu kalın...

Dilek Yaka 
 28.02.2011 14:33
Cevap :
Dilek Hanımcığım, en az ben de sizin kadar merakla hem öğreniyorum hem de hazırlıyorum diğer bölümleri. Epey uzun olacağa benziyor. Yarından sonra aktaracağım 2. bölümü. (Küçük kitapçıktan yazıyorum, bu yüzden zaman alıyor.......) Teşekkürler beğeniniz için, eksik olmayınız. Saygı ve sevgilerimi sunarım.  28.02.2011 16:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 562
Toplam yorum
: 1939
Toplam mesaj
: 119
Ort. okunma sayısı
: 8446
Kayıt tarihi
: 30.03.10
 
 

Kişisel gelişim uzmanıyım. Yaşam Koçu, İlişki Koçu, NLP Uzmanı ve Eğitmeni, Kuantum Yaşam Koç..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster