Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ağustos '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1414
 

Osmanlı Devleti nerede kuruldu?-1

Osmanlı Devleti nerede kuruldu?-1
 

r.alıntı


OSMANLI DEVLETİ NEREDE KURULDU? – 1

“Bilim alanında vesveseli(işkilli) olmak, miskin(pısırık) kurumların mezunlarına inanmaktan daha iyidir.” ATATÜRK-1928(1)

GEÇMİŞİ BİLMEK…

Değerli hocam Prof. Salih Özbaran, Master yaptığım sırada Tarih Metodolojisi dersinde şöyle derdi: “Hiç kimse tarihi inceleyemez; yalnızca geçmişin kalıntılarını inceleyebilir. Tarihçinin temel görevi, daha çok kalıntı bulmanın ve elimizdeki kalıntıların tüm değişik türlerinden daha çok öğrenmenin, daha kesin ve ince yollarını ortaya çıkarmaktır. Geçmiş ölüdür, ama ondan vazgeçilemez. Ölüdür, çünkü hiçbir yönde değiştirilemez. Vazgeçilmez, çünkü kalıntıları ve sonuçları günlük yaşantımızda bizi çevrelemektedir ve belirtildiği üzere, makul gerekçelerle bizim için büyük önem taşır. Tarihçinin (ve arkeolog, epigraf, antropolog, arşivist, kütüphaneci ve müzeciye kadar varan geniş yardımcı kolların) sosyal görevi; geçmiş hakkında ne öğrenebilirsek, onu öğrendiğimizden emin ve geçmişin sahip olduğumuz bu tür bilgi ve kavramının doğru, inanılır ve kesinliğinden emin olmaktır.

XX.yüzyılın başında meslekten yetişen ve önde gelen tarihçilerin bile inandıkları yaygın bir görüşe göre; tarihçinin ciddi olarak ilgi duyabileceği tek kaynak <ı>belgelerdi. “Belge yoksa tarih de yoktur” doktrini esastı; üstelik arkeoloji, nümizmatik ve bir düzine başka uzmanlaşmış çalışmaların fazlaca belgelere dayanmadan, geçmiş bilgisine pek çok katkıda bulunduğu bir dönemde…

Günümüzde hiçbir tarihçi bu görüşü benimsemez. İşe yarar bilgi çıkarabileceği geçmişin kalıntıları, kemik veya kap parçacıkları, yıkıntı halindeki yapılar veya eski paralar, yer altındaki eski kuruluşlar, toprak üzerine çıkarılmış ve yalnızca havadan fotoğraf ile keşfedilebilen modeller, resimler, eski destanlar ve halk ezgileri olabilir. Belgeler şüphesiz, onun en önemli bigi kaynaklarından biridir ve belge yığınları son zamanlarda bunaltıcı şekilde artmıştır. İlk önce yalnızca belgeleri kullanma yoluna gidenler ve belgelerden kazanılan bilgiyi işleyip, oldukça kesin metodları ortaya atanlar çoğunlukla Ortaçağ Tarihçileri idi. Ancak son zamanlarda Ortaçağcı daha çeşitli kaynakları inceledi. Öte yandan yakın dönemlerin tarihçisi kendisini olağanüstü belge yığınları karşısında buldu. Belge sayısının yarattığı bu durum alışılmış kanıtlama ve yorumlama metodlarını işlemez duruma getirdi.(2)

Türk Tarihçilerin duayeni Prof.Fuad Köprülü'nün ilgi alanı çok geniş olmasına rağmen onun nazarında "Tarihçiler yalnız Ortaçağla uğraşanlardır. İlkçağ arkeolojidir. Yeniçağ gazete koleksiyonu karıştırmaktır. Ortaçağ ise yazılı vesikaları arşivde araştırmak, kütüphanelerde vak'anüvislerin ağdalı dille yazdıkları eserleri okuyup anlamaktır. Müverrih yalnız ortaçağı inceleyenler arasından çıkar."(3)

*

Bir Ortaçağ Tarihçisi olan Prof.Halil İnalcık’ın, bir deryadan farksız Osmanlı arşivlerinde bulduğu yeni belge, bilinen bir olayın mecrasını değiştirecek bir özelliğe sahip olmayıp; Tarih Dünyasında temkinle karşılandığı halde, kamuoyunda epey patırtı kopardı.

Prof.Fuad Köprülü
ve Prof.Ömer Lütfi Barkan’dan sonra Tarih alanında uluslararası çaptaki değerlerimizden Prof.Halil İnalcık; "Osmanlı 1302'de ve Yalova'da kuruldu" tezi ve bu tez için sempozyum düzenlenmesi, 1299’da Beyliğin kurulduğu Söğüt’ü ve bazı kesimleri kızdırdı… Yıllardır öğretilenin aksine "Osmanlı Yalova'da kuruldu" fikrini tüm Türkiye'ye aşılamak isteyen "Tarihçilerin kutbu" olarak bilinen Prof. Dr. Halil İnalcık'ın dayandığı nokta ise tespitleri… Geçen yıl Osmanlı Devleti'nin kuruluş tarihinin 1302, kurulduğu yerin de Söğüt değil Yalova olduğuna dair bir makale yayımlayan Prof. Dr. Halil İnalcık'ın iddiaları, bazı tarihçilerin ve 727 yıldır Osmanlı Devleti'nin kurulduğu yer olarak Söğüt Şenlikleri'ne ev sahipliği yapan Bilecik'in Söğüt İlçesi Belediye Başkanı Osman Güneş'in tepkisini çekti. Yalova Belediye Başkanı Yakup Bilgin Koçal ve Yalova Üniversitesi Rektörü Prof.Niyazi Eruslu ise konuyu hemen sahiplendiler.(4) Osmanlının Söğüt'te değil Yalova'da kurulduğunu resmen açıklayan Prof.Halil İnalcık'ın kanıtına geçmeden önce bilimsel kişiliğini tanımada yarar var.

*ORD.PROF.HALİL İNALCIK YALOVA’LI DEĞİLDİR!

*26 Mayıs 1916 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Savaşlarla geçen bir dönem yaşadı. Kırım kökenli milliyetçi bir Türk olan babası, Atatürk’ün Sakarya Meydan Savaşı’nı kazanmasına o kadar sevinir ki “Zafer-i Milli” adında bir şekerleme çıkardı. Aile 1924 yılında Gazi’nin Ankara’sına geçip, buraya yerleşti. Gazi İlkokulu’nda okudu. 1930’da babası aileyi bırakıp Mısır’a yerleşince, ona annesi baktı. Ortaokulda biraz haylaz bir çocuk olduğundan yatılı olarak Sivas Öğretmen okulu’na verildi. 1932 yılında ise Balıkesir Necatibey Öğretmen Okulu’na nakledildi. .

*1935’te başlayan Üniversite eğitimi sırasında İnalcık, dönemin önde gelen isimlerinden dersler aldı; bunlar arasında Fuad Köprülü, Şemsettin Günaltay, Muzaffer Göker, Yusuf Hikmet Bayur gibi isimler vardı. Ortaçağ tarihi derslerini aldığı Köprülü, İnalcık üzerinde büyük bir etki bıraktı ve meslek yaşamı boyunca kendisine örnek oldu. Halil İnalcık 1940 yılında mezun olduktan sonra Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde kalarak, Yakınçağ Tarihi Bölümü’nde asistan oldu. Buradaki akademik yaşantısı, 1972 yılına kadar sürdü.

*Geçmişte Uluslararası Tarih arenasında iki büyük üstad vardı: Fuad Köprülü, Ömer Lütfü Barkan. Bu iki usta Türk tarihçiliğine getirdikleriyle bir yön vermişti. Günümüzde Halil İnalcık…

“Bana, siz bütün kariyeriniz boyunca ne yaptınız diye sorarsanız şunu söyleyebilirim: Bütün çabalarım Türk tarihçiliğini modern tarihçilik düzeyine çıkarmaktır. Benim tarih anlayışım devletlerin tarihini ortaya çıkarmaktan ziyade halkın tarihini, halkın geçmişte nasıl yaşadığını, sosyal hayatını, ekonomisini, gündelik yaşantısını ve bunları belirleyen şartları ortaya çıkarmaktır. Bizim tarihçiliğimiz ise bu konulara yeni yeni ilgi duyuyor.”

Halil İnalcık tarihçilik anlayışını Fransız Annales ekolu(5) doğrultusunda tanımlar ve çalışmalarını temelde bu bağlamda sürdürdü. Bunun en önemli örneğini 1977 yılında Fernand Braudel Araştırma Merkezi’nde Immanuel Wallerstein’ın düzenlediği uluslararası bir konferansta sunduğu bir bildiride görmek mümkündür. İnalcık bu bildiride Annales yönteminin Osmanlı ekonomik ve sosyal tarihine bakışta kökten değişiklikler getirebileceğinden nasıl yararlı olabileceğinden söz eder. UNESCO’nun çıkarmayı tasarladığı Dünya Tarihi adlı kitapta kendisine görev verilmesi, onun tarihçiliğine olan ulusyararası saygının bir işareti sayılabilir. .

“Tanzimat ve Bulgar Meselesi” başlıklı doktora tezini iki yıl içinde tamamlayıp, doktora payesini aldı. İstanbul arşiv belgelerinden derleyerek hazırladığı bu çalışması Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlandı. Belgelere dayanarak hazırlanmış bu tez büyük ilgi uyandırdı. Öyle ki, o sırada Dekan olan Enver Ziya Karal’ı Bulgar elçiliğinden bir heyet ziyaret eder ve bu tezin Bulgar tarihine yaptığı katkılardan dolayı tebriklerini sunar. Bu da, İnalcık’ın ileride birçoklarının kabul edeceği tarafsız ve doğru tarih yazımı konusundaki hassaslığına bir örnek oluşturur.

Dört uzmanla birlikte hazırladığı son eseri “An Economic and Social History of Ottoman Empire” bugün dünya üniversitelerinde el kitabı haline gelmiştir. İnalcık bu eserle Osmanlı Türk Tarihinin medeni yüzünü dünyaya tanıtmakla övünüyor.(6)

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Halil İnalcık’ın Tarih Dünyası içindeki yeri ve çalışma yöntemini gördükten sonra, savunduğu tezi ve anti tezleri ikinci bölümde inceleyeceğiz.

*

DİPNOTLAR

1- Aydoğan Demir : Türk Tarihine Giriş, s.6, Bornova-1984

2- Salih Özbaran : Tarih Metodolojisi, İzmir 1983

3- Bülent Arı-Osmanlı Araştırmaları

(http://www.os-ar.com/modules.php?name=Encyclopedia&op=content&tid=501891)

4-Basın, 27.7.2009

5- Annales : Tarihin, alanlararası ve karşılaştırmalı çalışmayla yazılması, böylece, tarihin bir “bilim” olarak kabul edilmesi iddiasını taşıyan tarih okuludur. Adını Annales d’histoire économique et sociale” adlı dergiden almıştır. Diyebiliriz ki, XX. yüzyılın ikinci çeyreği, çok önemli bir düşünsel dönüşümün müsebbibi; tarih yazımı anlayışını baştan başa yeniden yenileyen; tarihin, alanlararası ve karşılaştırmalı çalışmayla yazılması, böylece, tarihin bir “bilim” olarak kabul edilmesi iddiasını taşıyan (tarihin bir bilim olarak kabulünün ilk çabalarını henüz XIV. yüzyılda İbn-i Haldun’un kaleme aldığı Mukaddime”de ve XVIII. yüz yılda Vico’nun kaleme aldığı Yeni bir bilimin ilkeleri”nde görmekteyiz) iki fransız tarihçiye, Marc Bloch ve Lucien Febvreye tanıklık etmiştir. Annales’ın tarih anlayışı durmadan başlangıcındaki anlamının dışına taştı: mümkün olan bütün alanları (yerbilim, ruhbilim, edebiyat vb.) içeriğine taşıdı; tarih boyunca egemen olmuş “olayanlatıcı (vakanüvis) tarih yazımının” ve XIX. yüzyılın “olgucu ya da deneyci tarih anlayışının” , önce kurumsal, yapısal tarih; daha sonra kırsal, yerbilimsel, iklimsel tarih, hatta zihniyetler tarihi, nüfusbilim tarihi, ırkbilim tarihi gibi çeşitli yan dallarının katkılarıyla, “bütünsel tarih” anlayışına evrilmesine çalıştı.

(http://sozluk.sourtimes.org/?t=annales) Ekolün en ünlü sembol ismi ise “Akdeniz ve Akdeniz Dünyası” eseriyle, XVI.yüzyılı tarih, coğrafya, tarım, teknoloji ve düşünsel çerçevesi içinde ele alan çok kapsamlı incelemesiyle Doktora ünvanı alan Fernand Braudel’dir.

6-Gökhan TOK :Dünyaca Tanınmış Tarihçimiz Halil İnalcık, Bilim ve Teknik s.357

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 214
Toplam yorum
: 1200
Toplam mesaj
: 138
Ort. okunma sayısı
: 5055
Kayıt tarihi
: 03.08.08
 
 

Emekli eğitimci, araştırmacı yazar, şairim. Ülkemin cennet ile cehennemi bir arada yaşadığı bir zama..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster