Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mayıs '14

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
250
 

Otoriter demokrasi...Ülkemizin yönetim şekli şu anda bu mudur?

Otoriter demokrasi...Ülkemizin yönetim şekli şu anda bu mudur?
 

Diktatör mü, yoksa "öncelikli büyük idealleri" olan "otoriter bir demokrat" mı?


BU YÖNETİM ŞEKLİ, "BÜYÜK İDEALLERE ULAŞMAK İÇİN" DOĞRU OLABİLİR Mİ?

Ülkemizde son zamanlarda ülke yönetimimin, muhalefet tarafından "diktatörlük" olduğu söylense de, bana göre, bloğumun başlığında da belirttiğim gibi, "otoriter demokrasi" sistemidir...

Bu sistem, özellikle, "Gezi Olayları"ndan sonra daha da belirgin bir hale gelmiştir....Tarihimize kısa bir dönüşle biraz gerilere bakarsak, bu yönetim şeklinin bize hiç de yabancı olmadığını görürüz.

Doktora öğrenimin sırasında "Meşrutiyet Dönemi" derslerinde hocam olan Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu  bir günlük gazeteye her hafta yazdığı yazılardan birinde, "Liberal değerlerle otoriterliği bağdaştırmaya çalışan bir yapılanmanın" Tanzimat sonrasından itibaren başladığını belirtmiştir.

Bu süreçte, bazen "liberal değerler" önem kazanırken bazen de "otoriterlik" tırmanmış: ama karma yapı, yani, "liberallik ve otoriter yapı" hep korunmuştur...

Tanzimat'ın getirdiği yenilikler, toplumun sosyal ve kültürel açıdan yükselmesine yönelik atılımlar olmasına rağmen, bunların ne kadarının kabul edileceği ve ne kadarının reddedileceği Padişah'ın "mutlak iradesine" bağlı kalmıştır.

1876 Birinci Meşrutiyet Anayasası --Kanun-u Esasi--  ise, yalnızca Batılı devletlerin gözlerini boyamak ve Osmanlı'ya bağlı milletler yararına müdahale planlarını bozmak amacı ile bir göstermelik olarak yürürlüğe konmuştur(1) Bu anayasya uygun bir "parlamento" tesis edilmesine rağmen, "Padişah'ın mutlak otoritesi" devam etmiştir...Bir anlamda "baskı ve aydınlanma", padişahın izin verdiği ölçüde birlikte yürürmüştür.

İttihat ve Terakki ise, "otoriterliği" kurumlaştırırken, "hürriyeti ilan eden", "cemiyet-i mukaddese" olarak bilinen "liberal değerlerin" savunuculuğunu kimseye bırakmamıştır(2).

Bir an düşünelim, "modernleşme" ve "ulus-devlet" oluşumunu "temel hedef" ya da "öncelikli" ve "büyük ideal" olarak kabul eden M. Kemal, bu hedefler ulaşmak için "demokrasiyi" ve onun değerlerini hiç düşünmüş müdür? Düşünse bile, öncelik "büyük ideal"inde olmuştur.

Yine Erken Cumhuriyet döneminde, M. Kemal Atatürk'ün talep ve talimatı ile 12 Ağustos 1930'da kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası da, "otoriter yapı" ve "liberalliği" birlikte götürmek amacını taşıyordu. Bu partinin, iktidar olmak gibi bir isteği yoktu. Görevi, yalnızca mevcut hükümete -- CHF Hükümeti -- siyasal bakımdan yumuşak bir rakip olmaktı. Bu nedenle de, Atatürk, bu partiyi yakın arkadaşlarına kurdurmuştur.(3)

Biraz günümüze yaklaştığımızda da, özellikle Turgut Özal dönemini de, "liberal demokratik" değerlerle "otoriterliğin" birlikte yürütüldüğünü görüyoruz...Çünkü, Turgut Özal'ın aklındaki "temel hedef", ülkemizin en büyük sorunu olan "Kürt sorunu"nu ortadan kaldırmak ve tam bir "barış ve demokratik" yaşamı tesis etmekti...Bu nedenle de, bu amacı, "liberal demokrasi" ve onun değerlerinin önünde tutulmuştur.

Günümüz Hükümeti'nin, özellikle Başbakanı'nın, aynen Turgut Özal gibi, "öncelikli" ve "büyük" ideallere ulaşmak için, demokrasiyi tam reddetmemekle beraber, biraz "taviz" verdiği söylenebilir. Ama bu, bazılarının dediği gibi "diktatörlük" değildir bana göre... 

NOT : Bir diktatör ile idare edilen bir ülkede, insanların burundan aldıkları nefesler bile, günlük sayılarla sınırlandırılır...:))

Bloğumun sonunu, hocam Şükrü Hanioğlu'nun bir saptaması ile noktalayayım. Hocam şöyle diyor(4) : Karma bir yapının idealleştirildiği toplumumuzda "öncelikli" ve "büyük" ideallere ulaşmak için "demokrasi"den taviz verilmesi anlamlı görülmektedir.

Ben de derim ki, iktidar ile muhalefet el ele vererek, 32 yıllık eskimiş Anayasamızı yırtıp çöp sepetine atmadıkları ve  yeni bir anayasa yaparak ülkemizi gerçek demokrasiye ulaştırmadıkları sürece hoşlanmadığımız bu sistem, yani "otoriterlik ve ve demokrasi"  birlikteliği  sürüp gidecektir...

Öncelikli hedefin, "otoriterlikten" soyutlanmış "liberal demokrasi" olması için yeni bir anayasa şarttır....

cdenizkent

 ----------------------   :

(1) Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, cilt VIII.3.b. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayını, 1957, ss. 212-213

(2) Şükrü Hanioğlu, "Karma" demokrasimiz fabrika ayarı mı?

(3) Cemil Koçak, "Siyasal Tarih", Sina Akşin yönetiminde Türkiye Tarihi -4, İstanbul: 1989,s.107

(4) Şükrü Hanioğlu, A.g.y.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Selamlar cdenizkent bey, bence MB idaresi bloglara ilave ettiği "Önerilerine Ekle" seçeneği gibi bir şıkkı yorumlara da ilave etmeli zira verdiğiniz yorum cevabınızı böylelikle tüm MB yazanlarına duyurabilmek isterdim. Cevabınızdaki temennileriniz, temennimdir... Sağlıcakla Kalın...

Yorum Dükkanı 
 29.10.2019 16:27
Cevap :
Merhaba Arkadaşım...Bu konu "milliyet blog" yönetiminin işidir...Onlar düşünsünler...Selamlar.  29.10.2019 19:42
 

Bu yazınızı okuyunca "demokrasi" kavramı üzerinde bir blog daha yazmam gerektiğini anladım ama bunu ne zaman yapabilirim bilmiyorum. Yalnız sizin yazınızın önemli bir eksikliği olduğunu düşünmeden de edemiyorum. Şöyle ki yazınızın sonuna doğru "gerçek demokrasiye ulaşmak" gibi bir ifade kullanıyorsunuz ama "gerçek demokrasi" dediğiniz şeyin nasıl bir zümrütü anka kuşu olduğu sorusu havada kalıyor. Bence sizin öncelikle "gerçek demokrasi" nin somut, işlevini açık ve net bir şekilde ortaya çıkartan bir tanımını yapmanız gerekmez mi? İleri demokrasi, gelişmiş demokrasi, otoriter demokrasi gibi çeşit çeşit demokrasi ifadeleri havada uçuşup duruyor ama sonunda da "demokrasi sandıktan ibaret değildir" şeklindeki anlamsız tanımlamalara çakılıp kalıyoruz. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 08.05.2014 12:24
Cevap :
Merhaba Mustafa bey...Gerçek demokrasinin tanımını kim yapmış ki, ben de yapayım; ya da hangi ülke gerçek demokrasiyi yaşamış ki bizim ülkemizde yaşansın..."Demokrasi, halkın kendi kendini idaresidir" diyerek eski Yunan'a(Atina) mı gideyim; yoksa "demokrasi, batının böğrümüze sapladığı bir hançerdir" diyerek fanatik İslamcıların yanında mı yer alayım? Benim demokrasiden anladığım; "İnsan merkezli, insan hak ve özgürlüklerini eşitlikçi olarak öne çıkaran, halka inen, halkı kucaklayan,insanları ötekileştirmeyen onun rahat ve huzur içinde yaşamını sağlayan bir yönetim şeklidir...Bunun adının "demokarsi" olması da şart değildir...Biliyor musunuz, böyle bir yaşam şeklini, halkını seven onun için yüreği çarpan bir diktatör bile sağlayabilir...Yukarıda sıraladığım yaşam şeklini öne çıkaran bir yönetim, adı ne olursa olsun benim makbulümdür...Bu halk yıllarca, demokrasisi olamayan "otoriter" bir yönetimle yaşamıştır. Şimdi, bu otoriterliğe bir de "demokrasi" eklenmiş, ne güzel...Selamlar.   08.05.2014 18:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 973
Toplam yorum
: 2471
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1385
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster