Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Temmuz '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
654
 

Resimgeçen

Resimgeçen
 

Genelde öykü kitaplarından pek haz etmem. Öykülerden birinin damakta bıraktığı tadın hatırına kitabın geri kalan tatsız tuzsuz öyküleri de okunur.

“Duvargeçen” de farklı değildi. Kitaba adını veren öyküde Parisli incecik, dikiş iğnesini andıran bir kahraman vardır. Sıradan bir muhasebecidir. Çevresindekilerce dikkate alınmaz, naifliği alay konusu olur. İçe kapanık dünyasındaki sıkıntılı akşamlarından birinde duvarlardan geçebildigini farkeder ve öykü gelişir.

Çay aldığımız kat arasında eskiden dışa açılan bir pencere vardı. Duvar ördüler, pencerenin baktığı yol manzarası kapandı. Duvarın, duvarsı soğukluğunu ılıtmak için olsa gerek pencerenin eskiden bulunduğu yere büyük bir tablo astılar. Ağaçlar, rengarenk çiçekler, taş döşenmiş bir patikanın sonunda sıcak bir ev var. Duvargeçen Parisli adam geldi aklıma. Minik bir adım atıp, tablonun içine girmek geldi içimden. Kuş sesleri eşliğinde resmin sol köşesindeki sarı eve yürümeyi, boyası dökülmüş tahta pencere panjurunu aralayıp içeriye "ben geldim" diye seslenmeyi hayal ettim. Ayakkabılarımı çıkarıp, çıplak ayakla çimene basmanın hazzını yaşadım tabloya dalmışken.

"Çok mu beğendin?" sorusu tahta panjurlu evden değil arkamdan geliyordu.

Önce ayakkabılarımı hissettim ayağımda. Tablo hala duvardaydı. Sesin sahibi sorarken yanıtını önemsemediği şeyi, sessiz kaldığım için merak eder olmuştu.

"Resimgeçen değilmişim" demek istedim, "evet, güzel" diyebildim.

Duvargeçen olmak cazip gelmiyor ama resimgeçen olmak isterdim. İstediğim zaman çiçeklere, tarlalara, gökyüzüne, mavi denizlere dalabilir, beni bekleyen kır evlerinde soluklanabilirdim. Tablo gibi bir yaşam böyle olsa gerek.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir süre önce takılmaya başladığım bloklar köşesinde pille çalışan ayakkabılarınla çıktın ilk defa karşıma.Sarıverdi beni birden bire serserice dolaşan cümlelerin.Ben nerde kalmışım bugüne kadar dedim kendi kendime.Kâh gözleri oldum rakı bardağının içinde salına salına yüzen balığının,kah resmi oldum duvarda resimden geçen adamın,hoşgeldin dünyama,iyiki geldin dercesine...Kah ortak oldum yanına hayal kırıklığınıda alıp berberden çıkan adamın, bir dahaki sefere ertelediği düş kırıklığına,kah beyazlık oldum başını iyice arkaya atarak içine çektiği gökyüzünde...Bu nasıl bir anlatımdır böyle! Beni içine alıveren;alıp dünyasına savuruveren...Yazın bunaltıcı sıcağının karşısına Manavgat nehrinin yeşil ve serin suları gibi çıkıveren. Şundan emin olunuz ki artık yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyecek bir müptelanız oldu.Çoğu profesyonelim diye geçinen yazarlara taş çıkarmışsınız valla! Yeni yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyeceğimi bilmenizi isterim,tıpkı içine ilkbahar kaçmış çocuklar gibi.

Ayrıntıda gezinmek 
 07.09.2006 17:59
Cevap :
teşekkür ederim :)  12.09.2006 11:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 33
Toplam yorum
: 70
Toplam mesaj
: 29
Ort. okunma sayısı
: 2004
Kayıt tarihi
: 07.07.06
 
 

Evli. Baba. Ailesine düşkün. Mühendis. Fenerbahçeli. Suya yazar.   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster