Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Aralık '18

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
65
 

Roma ve Sinemanın Büyüsü

Cuaron'nun Roma'sı, izleyiciyi ikiye böldü.
Film; eleştirmenler, yazarlar, akademisyenler ve bir şekilde sinema ile ilgili olanların yere göğe sığdıramadığı kadar mükemmel, 21. yy başyapıtı olarak değerlendirdi. Günlerdir film üzerine röportajlar, makaleler, analizler yazılıp duruyor.
Öte yandan Hollywood sinemasının teknolojik nimetlerine, iddialı müzikler, dramatik senaryolar ve star oyuncularına alışkın bir diğer kesim ; nedenini  tam olarak tanımlayamasa da pek beğenmedi, " farklıydı ama" diye başlayan cümlerle ifadeler yarım kaldı.

Film hakkında böyle bir kamuoyu oluşması bile aslında başlı başına bir başarı ve benim de bu yazıyı hazırlama nedenim.

Ben sıradan bir sinema izleyicisiyim.Yani bu alanla akademik geçmişi, sektör ile alakası,tanıdığı olmayan, sinemayı hafta sonu aktivitesi olarak görmeyen , bu işe bilinçli olarak bütçe ve zaman ayrıran biriyim. Yani aslında sinemacıların  hedef kitlesiyim. Eleştirmenler , otoriteler açısından beğenilmek, festivallerde boy gösterip ödüller almak ne derece önemli ise sinema severlerin filmi izleyip beğenmesi de o denli önemli olmalı.

İşte Cuaron'nun Roma'daki  başarı hikayesi. Ve işte benim Roma'yı beğenme hikayem :

Siyah-Beyaz Film:
Filmin siyah-beyaz oluşu fark edilmiyor. Belki de Cuaron'nun akranları olarak, siyah beyaz yılları yaşadığım için şaşırmadım.Kostümler, pilli radyo, yüzlerce kişinin doldurduğu sinemalar, sokak satıcıları, kocaman arabalar ,uluorta içilen sigaralar, sağ-sol çatışmaları,öğrenci davaları, sokak kavgaları... Cuaron, hatıralarında canlarıdığı bir dönemi belgesel kalitesinde yansıtmış.

Renkleri Hisset
Sinemanın büyülü atmosferi sayesinde;  renkleri görmesem de yangın sahnesinde alevlerin, kurtarma sahnesinde denizin, tatile giderlerken yola serilen ağaçların, güneşin, doğum sahnesindeki kanın rengini hissedebildim.

İnsan Anatomisinin Etkin Kullanımı
Filmde duyu organlarımız birbirinin ikamesi olarak kullanılmış. Örneğin bir olayı ya da nesneyi ekranda görmüyor ama sesleri duyuyoruz. Avludaki köpek kakasının nasıl kötü kokup deterjanlı suyla yıkanınca tertemiz kokuya dönüştüğünü hissediyoruz. Orman yangını sırasındaki çıtırtılar, belirsiz dumanlar genzimizi yakıyor... Bu deha değildir de nedir?

Sesler ve Derinlik
Filmde müzik  kullanılmamış. Her sahnede orada olması gereken doğal  sesleri duyuyoruz. Genelde bir sahnede birden fazla kişi konuşurken, yönetmen sahneyi keserek izleyiciye konuşanı gösterir. Bu filmde ise sahneler kesilmiyor.Örneğin araba yolculuğu sırasında kamera yolu göstermeye devam ediyor, izleyici yol boyunca konuşanları sinemanın sağ - sol ya da arka tarafından gelen seslere göre yani yönlere göre takip ediyor.
Derinlik konusu ise tam bir görsel şölen. Örneğin doğum sahnesi ve Cleo'nun çocukları boğulmaktan kurtadığı sahnelerde  tüm olay az ötede gerçekleşiyor gibiydi.Görüntü izleyiciyi içine alıyor, kahramanlar ile beraber sürükleniyorsunuz.Buna uzun çekim deniliyor ve filmin tamamı bu teknikle çekilmiş. Sonuç olarak izlerken ben de Cleo ile beraber denize girdim,çocukların kaybolduğuna dair endişeyi ben de yaşadım, ameliyathanede Cleo ile beraberdim, bebeği merak ettim , acıyı ve rahatlamayı da hissetim.


Cuaron mevzuyu bir romancı gibi anlatmış. Hem de destansı, tasvirler, benzetmeler ile kurgulanmış bir roman.

Yaşasın Kadın Dayanışması
Ezilen sınıftan  hizmetçi Cleo ile evin hanımı, okumuş ve orta-üst sınıftan Sofia'nın ortak kaderleri ; erkekleri tarafından aldatılmak, terk edilmek ama acıya rağmen çocukları için ayakta kalmaya çalışmak.
Evrensel bir çatışma değil mi bu? Anne, ne yaşarsa yaşasın toparlanmalı, işine bakmalı, çocukları için çabalamalıdır. Bu gerçekliğin zamanı, mekanı, dili ve dini yok. Tıpkı Sofia'nın annesinin kızına, Sofia'nın Cleo'ya ve gerektiğinde Cleo'nun Sofia'ya kol kanat germesi gibi.

Zıtlıklar ,Saçmalıklar ve Sıradan Hayat
Filmin beni en çok etkileyen yönü bu oldu. Gündelik yaşamın içinde olan bitenler ve her şeye rağmen devam eden hayat.
Çılgın bir parti sonrası çıkan yangın, yeni doğan bebekler ve deprem, doğum ve ölüm gibi zıtlıklar,
Azarlanıp aşağılan bir hizmetçi ile kurulan dostluk,
Köpek kakası ve sürekli temizlik yapılması,
Kakaya laf eden baba, kakayı umursamadan oynayan çocuklar,
Hüzünlü bir veda sahnesi o sırada sokaktan geçen bando takımı ,
İçeri girmeye çalışan devasa araba, dışarı çıkmaya çalışan küçük köpek,
Anne babasının boşanacağını öğrenip ağlayan çocukların iki dakika sonra dondurma yemeleri...

Roma ne mi anlatıyor? 
O, sıradan bir hayatı sıradan olmayan bir filmle anlatıyor.
Hayat çelişkiler ve güçlüklerle dolu , ama geriye dönüp bakınca hatırlayacakların hep güzel olan anılar,
Her şeye rağmen yeniden başlayacak gücü bulabilirsin,
Aileler, dostlar birbirlerine destek olurlar,endişelenme,
Bazen başına gelen olumsuzluklar yeni başlangıçların nedeni olur,  diyor.

Yaşadığım çağda üretilen bir baş yapıta şahit olduğum için şanlıyım.

Şimdi tekrar düşünün.Roma ne anlatıyor?

 

Nurbanu Kablan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 140
Kayıt tarihi
: 09.05.18
 
 

Dünyadaki milyonlarca çalışan anneden biriydim.İstanbul'un karmaşası içinde;  müşteriler, sunumla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster