Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '10

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
17926
 

Sabahattin Ali Öyküleri Üzerine

Sabahattin Ali Öyküleri Üzerine
 

"Başın öne eğilmesin / Aldırma gönül aldırma / Ağladığın görünmesin / Aldırma gönül aldırma!"

Geleneksel öykü anlayışı içinde, toplumsal gerçekçi öyküler yazan Sabahattin Ali, bu türün ilk akla gelen ismidir. Devletle olan sorunları yüzünden uzun yıllar yok sayılan, okullarda öğretilmeyen Ali'yi bizim kuşak tıpkı Nazım Hikmet'te olduğu gibi kendi kendine öğrenmeye çalışmıştır. Şaibeli ölümünün 62.yılına denk gelen bugünlerde öykücülüğü hakkında birkaç söz söylemek istedim.

İlk öykülerinde görülen romantik havadan kolayca kurtulan Sabahattin Ali, toplumsal sorunları yansıtan öykülerinde insana özgü durumları olduğu gibi, hiç değiştirmeden,süslemeden yazar. Ağaya ve devlete karşı duyulan korkuyu, köylülerin devletten beklentilerini, köylü-jandarma ilişkilerini, toprak ve su için işlenen cinayetleri,topraksız ve aç insanların doğayla savaşını dengeli bir trajik dille anlatılır. Öyküleri okuduktan sonra yüreğimizi saran yoğun hüzün de sanırım bu yüzdendir.

Sabahattin Ali öyküleri olay üzerine kuruludur. İnsanı ise toplumdan soyutlamadan, toplumsal sorunların içinde ele alır. Sorunları vurgularken çarpıcı olmaktan çok nesnel davranmaya özen gösterir. Bu yüzden sade,açık ve yalın anlatımı bazı öykülerinde kuruluğa düşse de öyküye gölge düşürmez. Bazen de Kanal öyküsünde olduğu gibi gizli bir şairanelik kendini belli eder: "Çumra kanalının suları Beyşehir Gölünden çıkarken su rengindedir, Konya ovasında kan renginde... Siz bana, ovanın kırmızı toprağındandır, diyeceksiniz; ben, Dedemköy'lü Mehmet'le kardeşinin kanıdır, diyeceğim... Konya ovasının ufukları mavi değil, sarıdır, sapsarıdır. Siz, bunun toprağın kaldırdığı tozlardan böyle olduğunu söyleyeceksiniz; ben, Konya hapishanesinde yatan Zağar Mehmet'in benzinin sarılığındandır, diyeceğim." Diye başlar öykü. Aslında günümüzde bile süregelen bir konudur su meselesi. Kurak geçen yazlar köylüyü bu sorunla tek başına bırakır. Dostluklar,komşuluklar kanalın sarı,çamurlu suyunda yiter gider... Kim suyun başındaysa, kim güçlüyse o kazanır!

İçinde gizli bir şairanelik taşıyan az sayıdaki öykülerinden biri olan "Hasan Boğuldu" da ise, Emine ve Hasan'ın öyküsünü anlatırken yörüklerin yaşam biçimine,törelerine ve farklı çevrelerde yaşayan insanların neden bir araya gelemediklerine dair ip uçları verir.

Sabahattin Ali, dışa dönük bir yazardır. İnsanların iç dünyaları ile ilgilenmez. O'nun için önemli olan insanların yaşadığı sosyal yaraları ortaya çıkarabilmektir. Bunu yaparken de asla abartmadan ama eleştirel bir dil kullanır. Yaşamdan kesitler sunduğu öykülerinde ise belirli bir duygusallık okuyucuyu etkisine alır. Bu öyküler arasında Kağnı benim için özel bir yerde durur. Bu öyküde insan faktörü, "olay" içinden sıyrılıp öykünün odak noktası haline gelmiştir. Oğlu, ağanın oğlu tarafından öldürülen annenin inanılmaz dramıyla Sabahattin Ali acının resmini çizer bu öyküde.

Hanende Melek ve Gramafon Avrat da kadını sosyolojik açıdan işler. Ali'nin en çok bilinen ve filme çekilen bu öykülerinde toplumun bozduğu, hem kullanıp hem de aşağıladığı kadınlar vardır. Hem alkışlayıp hem de hor gördüğümüz kadınları anlatırken Sabahattin Ali'nin dili sıcak ve saygılıdır.

Eleştirel öykülerinden aydınlar da nasibini almıştır. Ali'ye göre aydınlar, ülke sorunlarına sırtını dönen, birbirini çekemeyen ve halka uzak duran kişilerdir. Fikir Arkadaşı, Düşman, Bir Skandal gibi öykülerinde aydınların birbirleriyle olan çatışmalarına yer verir.

Aydınlar kadar doktorlar da kendi paylarına düşeni alırlar.Doktorların halka karşı olumsuz davranışları anlatılır Sulfato' da. Böbrek, Cankurtaran, Dekolman adlı öykülerde ise doktor-hasta ilişkilerine değinilirken, doktorların kendi aralarındaki çekişmeler de su yüzüne çıkar.

Eleştiri dozu yüksek öyküleri başına olmadık işler açsa da O, bunları yazmak zorunda hisseder kendini. Birçok öyküsünde gerçekleri ortaya koyup yorumu okuyucuya bırakır. Özellikle son kitabı Sırça Köşk'te tüm öyküler toplumsal eleştiri niteliğindedir. Kendi deyimiyle,"İnsanda yaşamak, insan gibi yaşamak, daha iyiye, daha yükseğe,daha temize koşarak yaşama arzusunu, hatta ihtiyacını uyandırmak isteyen öyküler" yazmıştır bu kitabında.

Öykülerindeki toplumsal gerçekçiliğin koyu bir eleştiriye yönelmesi, yazdığı bu son kitabın toplatılmasına ve büyük bir ihtimalle de yazarın sonunu hazırlamasına neden olmuştur. Kitabın eleştiri dozu en yüksek öyküsü Kurtla Kuzu 'da polis teşkilatındaki işkence olaylarını anlatır. Bu olayları öykü içinde bile dile getirmenin pek kolay olmadığı o yıllarda, kendi yaşadıklarını bir kurgu içinde aktarırken, polisin kendi açmazlarını da dokunur.

Sabahattin Ali bu kitabında diğerlerinden farklı olarak dört masala yer verir. Yaşadığı ortamım gerginliği ve üzerindeki siyasi baskılar sonucu anlatmak istediklerini eski tarihlerde olmuş masallar gibi yazmış, böylelikle doğabilecek tehlikelere karşı kendince bir önlem almıştır. Özellikle kitaba adını veren Sırça Köşk adlı masal toplumsal eleştirinin dolaylı yoldan nasıl yapılabileceğinin en güzel örneğidir. Bu masalda halkı; düşünmeyen, konuşmayan, görmeyen insanlar olarak kabul eden yöneticilerin, kendilerini besleyenlere bir şey borçlu olduklarını akıllarına bile getirmeden oturdukları sırça köşkün yıkılmaz olmadığı anlatılır.

Yazarın biyografisini merak edenler için çok kısa bir özet vermek istiyorum: 25 Şubat 1907 de Gümülcine'de doğar. Babası ordudan ayrıldıktan sonra Edremit'e yerleşirler. Çocukluk yılları aynı zamanda savaş yılları olduğundan yoksulluk çekerler. Balıkesir Öğretmen okuluna başladığında derslerin dışında kitap okumak bir tutku haline gelir. İlk öyküsünü ikinci sınıfta yazar. Sonraki yıllarda İstanbul Öğretmen Okuluna geçerek buradan mezun olur. Yozgat Cumhuriyet İlkokulunda öğretmenlik yaparken yurt dışında burslu eğitim için sınavlara girer ve iki yıl Almanya'da eğitim gördükten sonra Almanca öğretmeni olarak Aydın'a tayin olur. Burada yaptığı bir söyleşide bölücü propoganda yaptığı ihbar edilerek üç ay tutuklu kalır. Sonunda aklanır ama artık aksilikler peşini bırakmayacaktır.

Daha sonra atandığı Konya'da yerel bir gazetede yazıları yayınlanmaya başlar. Gazete yönetimiyle arasında çıkan bir anlaşmazlık sonunda eskiden okuduğu bir şiirde Atatürk'ü yerdiği ihbar edilir ve tutuklanır. Cezaevinden çıktıktan sonra bir süre iş bulamaz. Varlık dergisinde Atatürk'e bağlılığını bildiren bir şiirinin çıkması üzerine MEB da yeniden göreve kabul edilir.

Bu görevde de çok kalamaz Sabahattin Ali. Yayınladığı bir yazı yüzünden bakanlıktaki işine son verilince İstanbul'a geçer. Çeşitli dergi ve gazetelerde makale ve öyküleri yayınlanır. Aziz Nesin'le birlikte çıkarttığı Marko Paşa kapatılır. Ardından çıkarılan Malum Paşa ve Merhum Paşa da aynı akıbete uğrar. Hakkında davalar açılır,polis takibine alınır. Bitmek bilmeyen baskılar sonucu yurt dışına çıkmaya karar verir. Ama pasaport verilmeyince kaçmayı dener. Kırklareli üzerinden Bulgaristan'a kaçmak isterken, yol göstermesi için yanına aldığı kişi tarafından trajik bir şekilde öldürülür. ( 2 Nisan 1948)

Toplumsal eleştiriye yönelik tüm öykülerindeki olaylara günümüzde hala rastlanması, Cumhuriyet Türkiyesinde toplumsal açıdan fazla bir şeyin değişmediğini gösteriyor bize. Bazı eleştirmenler Sabahattin Ali'nin "ruhunu karartan patalojik bir hınçla" yazdığını söylerler...

Oysa bugün çıkarlarını ön planda tutan her meslekten insanlar, kendinden başkasını beğenmeyen aydınlar, sorgulamalarda yapılan işkenceler - son zamanlarda bittiği söyleniyorsa da- Anadolu insanının bitmeyen yol, su, doktor,okul derdi sorun olmaya devam ediyorsa Sabahattin Ali için böyle bir yargı ne kadar doğru olabilir?

Tüm Eserleri: Öyküler: 1) Değirmen 2) Kağnı 3) Ses 4) Yeni Dünya 5) Sırça Köşk

Romanlar: 1) Kuyucaklı Yusuf 2) İçimizdeki Şeytan 3) Kürk Mantolu Madonna

Şiir: Dağlar ve Rüzgar Oyun: Esirler

Kaynak: Melek Koç / Değirmen'den Sırça Köşk'e Sabahattin Ali Öyküleri / Yaba Edebiyat

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sabahattin Ali... nasıl anlatsam, onca didişmesine, emeğine rağmen ustanın yanında hep çırak kalmış gibi, ya da hakkı verilmemiş, garip kalmış bir yazar gibi. Benim için o kadar değerli... İşte bu yüzden gecikti yorum:)... Tüm yüreğimle, kalemine sağlık diyorum. sevgiler.

Ruksan İLDAN 
 25.04.2010 20:48
Cevap :
Evet, yaşadığı dönemde hakkı verilmemiş bir yazar. Ve alabildiğine şanssız... Nazım Hikmet dostlarının yardımıyla kaçıp canını kurtarabildi. Ali ise yanlış kişilere güvendi. Neyse ki günümüzde artık hak ettiği değeri görüyor. Teşekkürler, sevgiyle kal...  26.04.2010 16:47
 

....."Aldırma gönül aldırma " gönlümüzden dilimize nesilden nesile söylemekten bıkmayacağımız çok sevdiğimiz bir eserdir... daha evvel öyküsünü okumuştum ama siz de çok güzel derlemişsiniz...Ruhu şad olsun ...çok teşekkür ediyorum ...saygılarımla...

Nil ALAZ 
 18.04.2010 17:42
Cevap :
Paylaştığınız için çok teşekkürler Nil Hanım. Selam ve sevgiyle...  18.04.2010 22:19
 

...ne güzel ne ince bir çalışma...gerçi her zamanki gibi demeliyim...''göklerde kartal gibiydim'' takılmış dilime ilk okuyuşumdan beri...saygılar...selamlar...

nedim üstün 
 16.04.2010 16:37
Cevap :
Sanki o şiirinde bir bahar günü öldürüleceğini biliyor gibidir... Size de öyle gelmiyor mu? Teşekkürler, selamlar...  17.04.2010 23:50
 

Öncelikle Allah Rahmet eylesin. Sinop CEzaevini gezdiğimde kaldığı yerin duvarında ALDIRMA GÖNÜL şiiri asılıydı.Acaba gerçekten de aldırma dı mı yüreği? Kürk Mantolu Madonna'sına hayran kalmıştım ve Değirmen'e. Eğer bugüne kadar okumayan varsa S.Ali'yi mutlaka okumalı. Sizin de yüreğinize sağlık bu güzel anlatım için.Sevgilerimle.

papatya altı yüz elli 
 15.04.2010 9:12
Cevap :
Bence "aldırdı." Aldırmasaydı, o güzelim öyküleri yazamazdı...İçimden,"keşke aldırmasaydı!" demek geçiyor ama o zaman da Sabahattin Ali olmazdı. Teşekkürler Papatya,katkın ve katılımın için. Sevgilerimle.  17.04.2010 23:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 217
Toplam yorum
: 1809
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2074
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster