Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Carolina Isolabella Özgün

http://blog.milliyet.com.tr/carolinaozgun

05 Aralık '06

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
1193
 

Sabıkalı ilişkiler

Sabıkalı ilişkiler
 

Dönem sabıkalı ilişkiler dönemi, her yerde bir ayrılık, her yerde bir kavga, her yerde bir anlaşmazlık. Bir süredir etrafımı gözlemliyorum ve sorunsuz sayılabilecek ne yazık ki ilişki göremiyorum. İnsanlar mutsuz, asık suratlı, elma şekerleri ellerinden alınmış çocuklar gibi.

İrdelendiğinde çok büyük problemler yok hayatlarında, elle tutulur, gözle görülür bir şey değil yaşananlar. Bunlar daha çok algılar ve hislerle ilgili. Beklentiler farklı, vizyonlar farklı. Değişen çağda değişen insanda olan yeni oluşumlar bunlar. Evet çağ değişiyor, zaman değişiyor, alışkanlıklar ve istekler de değişiyor.

Bir hürriyet aşkı var hepimizde ama aslında dünyada devreye alınamayacak kadar hayal bu bizimkisi. Nereye elimizi atsak, neyle uğraşsak hep daha fazlasını arayacağımız türden bir şey bu, bir doyumsuzluk zamanı. Bilgi desen geliyor, ilgi desen doyulmuyor, aşk desen el sürülmüyor, yolculuk desen kâr etmiyor, tartışsan fayda vermiyor, kabullensen ilerlemiyor, itsen gitmiyor, çeksen gelmiyor. Böyle bir ilişki şekli var hayatlarımızda. Bu gerek arkadaş, gerek iş, gerek evlilik, gerek ilişkiler bazında böyle sürüp gidiyor.

Çağ uyanış çağı, boşuna kıyamet denmemiş bu döneme, hastalıklarla, ayrılıklarla, büyük şoklarla ne olduğumuzu anlamaya çalıştığımız bir dönem bu. Hep bahsediyoruz belli bilgilerden, hep bir anlatma isteği içimizde, şimdi artık bakıyorum da anlatacak yeni bir şey bile yok. O kadar bildik, o kadar tekdüze ki her şey, söylenecek, paylaşacak bir şey yok.

Aşkta desen paylaşılanlar aynı, politikada aynı, iş hayatında aynı, ekonomide aynı, evrensellikte aynı, kısacası konu ne olursa olsun değişik bir şey söyleyen kimse yok.

Klasik konuşmalar; nasılsın iyi misin, hadi hastalık mı ayy aman boş ver işler iyi olsun, ne yapma işler de mi kötü nasıl yaa hay aksi, aman sevdiğin yanında olsun; ne sevdiğinle ayrıldınız mı niye ya, her şey iyi değil miydi, tüh tüh, vah vah. İşte böyle süren diyalog denemeyecek konuşmalar. Sonuçta paylaşacak, mutluluğun tadına vardıracak yeni olaylar az da olsa arada çıkıyor, yok değil ama artık karın doyurmuyor yok yok yürek doyurmuyor.

Dönüp şöyle bir bakınca aslında sonunda sabıkalı ilişkiler varmış hayatımızda onu görüyoruz, değişim denen dönüşüm sürecinde hayatımızdakileri yıkmak ve yok etmek en kolay çözüm gibi geliyor, aman ya ben kafamı rahat ettireyim, artık dayanamıyorum, herkesi hayatımdan çıkarayım ve yeni bir başlangıç yapayım derken buluyoruz kendimizi. İyi, çok güzel ama asıl kaçtığımız kendimiz değil miyiz? Mutluluk beklentimize sadece yeni yanılgılar koymuyor muyuz, bir şeyler çıkarıp onun yerine yenisini eklemiyor muyuz? Nereye ve niçin koşuyoruz? Aradığımız her ne ise uzakta mı, yoksa sadece içimizde kalbimizin gözünde mi?

Doyumsuz olduk doyumsuz, hiçbir şey tat vermez oldu, zoru seçmekle koru seçiyoruz, belki de en doğrusunu yapıyoruz, ama yine de soruyorum. Ne uğruna? Niçin? Kendimize ne kanıtlamak ihtiyacındayız? Neden şimdi?

Arayışımız var, isteklerimiz, beklentilerimiz, arzularımız, ne yazık ki hırslarımız var. İçte bitmek tükenmek bilmeyen yanan odunlarımız var. Acı zevk verir hale gelmiş, bağımlılık olmuş hayatlarımızda. Acıyı seçiyoruz ve bununla besleniyoruz. Bu zihinsel ve bedensel bir bağımlılık aslında, kendimiz olamadan anılara, hasretlere, bekleyişlere teslim olup anımızı anlayamıyoruz.

Anda olmak acıyı terk etmektir, anda yaşamak geçmişi ve geleceği silmektir, anda vücut bulmak sese ses katmaktır, anda ruha sahip çıkmaksa yaşamaktır. Özgür ve dirençsiz, teslim ve sebepsiz, durgun ve akışkan, sessiz ve derinden. Bu böyle olmadığında lekelenmiş, kirlenmiş, sabıka vurulmuş ilişkiler yaşıyoruz.

Suçu hep diğerinde buluyoruz, ama o böyle, hiç değişmiyor, bana istediklerimi vermiyor, beni anlamıyor, benimle ilgilenmiyor. Dedim ya sabıkalı ilişkiler. Hatalar, günahlar, ayıplar, yapılanlar, yapılmayanlar.

Şimdi düşünüyorum belki de ben, belki de biz kendimizi sabıkaladık. Kendimizi öyle bir yargıladık ki affedemedik, kendimizi öyle bir suçladık ki cezalandırdık. Altında yatan sebep gerçekte sadece bizle ilgili. Bir dostum bana demişti ki, karşındakinin değişmesini beklersen yanılırsın, sen kendin değişebiliyor musun ona bak. Ne kadar doğru demiş, değişmeyen belki de benim, ayak uydurmayan ve bunu istemeyen de benim.

Şimdi düşünüyorum direnç gösterdiğim şeyler nedir diye, çok şok edici bir şey söyleyeceğim; mutluluğumdan korkar olmuşum ve bundan da kaçar. Gerçek olmasını kabullenemeyecek kadar yaralanmışım, o sebeple elimdeki beni gerçek mutlu edecek şeylere de set koymuşum bir de üstüne yargılamışım. Şimdi her zaman dediğim bir cümlenin anlamına vakıf oluyorum, ben mutluluğumdan korkmuşum, mutluluk varılacak bir nokta değil, o benim.

Ben mutluyum çünkü bunu kabul ediyorum, ben mutluyum çünkü bunu hak ediyorum, ben mutluyum çünkü beni seviyorum, ben mutluyum çünkü artık içimi görüyorum.

Evet bu dünya yaşanması çok zor bir dünya oldu, bu hayat boğar oldu, ilişkiler sabıka doldu, günler geçer oldu, ben yürür oldum. Yine de ben mutluluğu acıyı terk edeli yaşar oldum, yaşar ne yaşar oldu ne yaşamaz, bu oyun sevgimin emeği oldu, bu yara sebepsizliğin dermanı oldu, bu yaşam benim ödülüm oldu.

Şimdi bizler şöyle bir içimize dönersek neyi nereye koymuşuz ona bakarsak, mutluluğun bizden başka hiç kimse ama hiç kimse tarafından verilemeyeceğini anlayabiliriz, bu sadece bizim kendi içimizde bulabileceğimiz bir sihir gibi ve elledin mi kaçabilecek kadar hassas, onu bulduk mu bırakmamacasına emek vermeli, onu beslemeli ve yeşertmeliyiz. Bunu yapacak tek ve son kişi yine kendimiziz.

Eller gelir gider, paralar ziyan olur gider, aşklar başlar ve biter, dünya gelip geçer, kalan tek şey kendimiz oluruz ilelebet ve bir başına. Evet daha ne bekliyorsunuz , sabıkalı ilişkilerinize gidin bakın bakalım, hala ordalar mı?

15 Mayıs 2005

Carolina Isolabella Özgün

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

zoru seçmekle koru seçiyoruz,ruhumuzu rahatlatacak yeni beden kalıpları döküyoruz.Yaşlanan ruhumuz bir süre sonra eski kalıbını aramaya başlıyor; ama bir altın çağ efsanesi gibi onu yitiriyoruz.Koru seçiyoruz , eriyor cevherimiz her seferinde bulut oluyoruz:) ilk yağmurda toprağa ya da bir papatyanın yanağına düşecek olan hangimiz :))) sağlıcakla

nuri ceydilek 
 16.07.2008 3:11
Cevap :
Bu ne güzel bir anlatım:) Çok sevdim, şairane olmuş... Sorunuza gelince sanırım "hepimiz"... yani Bir'imiz... Işıkla  16.07.2008 12:10
 

Son yazını okumak kesmedi, diğerlerini de okumak lazım dedim.Bu yazıda durakladım. Herşey o kadar kolay elde ediliyor ki aşk,para,şöhret...yitirmek te zor gelmiyor. Çok güzel bir yazı yazmışsınız.

H.Sevil YAZICI 
 10.04.2007 21:26
Cevap :
Merhabalar, Öncelikle tanışmaktan mutlu olduğumu belirteyim, bir yazı ile kalmamanız ise oldukça sevindirici:)) Bazen kolay elde edilmiyor bile herşey, çabuk yitiriliyor ama:)) Bunlarda seçim aslında, ne yaşamamız gerekiyorsa, yaşıyor ve gelişiyoruz... Sevgilerimle  11.04.2007 1:21
 

Ne kadar özgün ve güzel bir yazı bu. Paylaşım için teşekkürler. Çevremdeki herkese şimdi print edip okutacağım. Umarım içindeki özü herkes kavrayabilir ve umarım ben de hayatımda uygulayabilirim.

drgayemm 
 07.12.2006 16:24
Cevap :
Merhabalar, Bu denli nazik sözlere anca zarif bir teşekkür eder insan, teşekkür ederim:).. Sevgimle  07.12.2006 17:49
 

Çok güzel bir yazı ve çok güzel ifade edilmiş bir çok şey... Evet ben değişirsem dünya değişiyor... Mutlu olmaktan korkmak ise, onca çizik varken yürekte bir tane daha olmuş ne fark eder demek lazım diye düşündürtüyor... Kısa bir hikaye: Bir yavru kedi kuyruğunu yakalamaya çalışıyordur. Yaşlı kedi ne yapıyorsun diye sorduğunda; "kuyruğumun mutluluk olduğuna karar verdim, onu yakalamaya çalışıyorum" der. Yaşlı kedi ise "gençken ben de kuyruğumun mutluluk olduğunu düşünüp yakalamaya çalışırdım ama sonra gördüm ki yakalanmıyor. Ben kendi yolumda yürüdüğümde ise peşimden geliyor..." Sevgiyle...

Barış 
 05.12.2006 22:00
Cevap :
Selam, Teşekkür ederim, yorumunuzu samimi hissettiğimden blogunuza geldim ve yazdıklarınızına göz attım, hoşgörü ile ilgili olanına da kendimce bir yorum yazdım. Tanıştığıma memnun oldum, değişim gelişimdir derim, değişmeden bakmaya devam edersek ilerleyebileceğimize inanmıyorum ve değişim bakış açımızı genişletmekten geçiyor... Sevgimle  05.12.2006 22:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 144
Toplam yorum
: 375
Toplam mesaj
: 51
Ort. okunma sayısı
: 649
Kayıt tarihi
: 21.09.06
 
 

İstanbul'da yaşayan bir levantenim, yeni özler, sözler, gözler tanımayı, farklı bakış açılarını p..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster