Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ağustos '09

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1103
 

Saray hatıralarım

Sene 1331 (1915), Mart’ın dokuzu. Safiye Hanım, o gece bir rüya görür. Rüyasını ablasına anlatır. Ablası, rüyayı Şayan-ı dikkat bulur ve eniştesine anlatmasını söyler. Safiye Hanım, rüyasını eniştesine anlatmak için odaya girdiğinde eniştesi Kur’an-ı Kerim okuyordur. Safiye Hanım tereddüt eder. Ama daha sonra eniştesi ona, bir şey isteyip istemediğini sorar. Safiye Hanım da, ablasının rüyasını kendisine anlatmasını istediğini söyler. Elinden Kur’an-ı Kerim’i bırakır ve “Anlat bakayım yavrum, ” der. Safiye Hanım anlatmaya başlar:

“Selamlık odasındaymışım. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktığımda fevkalade bir mehtap var. Her taraf pırıl pırıl. Bakıyorum ay yavaş yavaş yere inmeye başlıyor. Tam bizim kapının hizasına gelince birden hayret içinde kalıyorum. Çünkü ay derhal “Sultan Reşad” oluveriyor. Göğe bakıyorum, ay tekrar yerine dönmüş. Fakat Sultan Reşad kapımızın önünde, aşçımız Azime kendisine kapıyı açıyor. Ve Padişah da doğru benim odama geliyor. Derhal fırlayıp elini, eteğini öpüyorum. Kanepeye oturuyor. Bende sağ tarafında gösterdiği iskemleye oturuyorum. Sağ elini omzuma koyarak okşar gibi bana bir şeyler söylüyor. Ne dediğini anlamıyorum, kalkıp gidiyor. Uyandığım zaman bütün hatırlamak gayretime rağmen ne söylediğini toparlayamıyorum.”

Safiye Hanım’ın eniştesi rüyayı dinledikten sonra, duvardan bir takvim yaprağı kopararak tebessüm eder ve Kur’an-ı Kerim okumasına devam eder.

Safiye Hanım’ın eniştesi Salı günleri sarayda nöbetçidir. O gün de saraya gider. Padişah, kendisini huzura kabul edip, sarayda bulunan kalfalara, torunlarına Din Dersi verdirmek istediğini söyler. Bu meseleyi Sertabip Hayri Paşa’ya açtığını, ancak onun getirdiği hocanın, öğrenciler Kur’an-ı Kerim okurken, kendisinin iskemleye oturup sigara içtiğini, bu yüzden onun altı aylık maaşını ve iaşesi için gerekli parayı da verdirdiğini söyler. Bu yüzden bir Din Dersi hocasına gerek olduğunu anlatır.

İrade-i seniyyeyi dinledikten sonra eniştenin gözleri yaşarır. Rüyayı padişaha anlatır. Safiye Hanım’ın Dar-ül Muallimat’tan bu sene mezun olduğunu, bu sene de hazırlanmakta bulunduğunu söyler. Padişah da, “Kendisini muallimeliğe derhal kabul ettim, ” der.

Safiye Hanım çok heyecanlanır. Sarayı ve saray halkının nasıl yaşadığını öğrenebilecektir artık. Bu halkının nasıl yaşadığını öğrenebilecektir artık. Bu muallimelik, içeri girenin üstüne kapanan saray kapıları, girenin kaybolan rüyalarının tahassürüne mukabil, binbir girenin kaybolan rüyalarının tahassürüne mukabil, binbir gece masallarının muhayyel cennetine de götürebilirdi. Safiye Hanım, birden Dar-ül Fünun’u düşünür. Eniştesi şunları söyler: “Kızım, bu tarihe kadar diplomalı hiçbir kimse Saray-ı Hümayun’dan içeri girmemiştir. Erkekler, selamlıkta hususi hocalardan, kadınlar ise içerde yetişmiş kalfalardan, son zamanlarda ise Sultanlar da seyyar muallimlerden ders almışlardır. Hâlbuki sen Harem-i Hümayun’da kalacaksın. Sarayın ahvalini bizzat müşahede edeceksin. Sanırım ki bundan memnun olman lazım geliyor. İstanbul’da bu kadar muallime var. Sorarım sana hangisi bu şerefe nail olmuştur? Bununla beraber Şevhetmeab Efendimize söz vermiş bulunuyorum. Cumartesi günü saraya gideceksin.”

Safiye Hanım, nihayet saraya gider. Birinci kapıdan girerken bir kaç hademe yerlere kadar Kemal-i hürmetle eğilerek selamlarlar. Safiye Hanım’ı görenler “Ne kadar genç!” diye birbirlerine hayretle bakarlar. O gün akşama kadar saraylılar Safiye Hanım’a “Safa geldin, ” onların tabiriyle “beyan-ı hoş amedi”ye gelirler. Saraylı kızların, terbiyeli, nezaketli, munis olmaları Safiye Hanım’ın dikkatini çeker.

Sultan Reşad’ın en büyük oğlu Şehzade Ziyaeddin Efendi’nin Hanımı Ünsiyar Hanım, Safiye Hanım’ın yanına gelerek, “Tedrisatınızın mektep programlarına uygun olacağına eminim. Ne lazımsa lütfen bana bildiriniz, ” der. Safiye Hanım da, ikişer kişilik mektep sıraları ile siyah yazı tahtası ve kendisi için bir masa ve saireyi yazarak lûzumlu malzemeyi bir liste halinde takdim eder.

Ünsiyor Hanım, malzemelerin derhal tedarik olacağını söyler. Ayrıca şu ricada bulunur: “Dersaneden içeri girer girmez Sultanlık yoktur. İstediğiniz gibi kendilerine muamelede serbestsiniz.”

Ünsiyor Hanım, Safiye Hanım’a; “Şevketmeab Efendimizin iradeleri ile evvala Kur’an-ı Azimûşşan hatmedilecek, ondan sonra mektep derslerine başlanacaktır, ” der. Safiye Hanım, malzemeler gelinceye kadar saraylı hanımların isimlerini kayda başlar. Verilecek dersler de şunlardır; Kur’an-ı Kerim, Ulûm-i Diniye, Kıraat, İmla, Hesap, Hendese, Terbiye-i Bedeniye...

Saraylı Hanımların hepsi de derslerine ehemmiyet verir, itina ile çalışırlar.

Safiye Hanım, Sultan Reşad’ın hanımlarından başka Kamures Hanımefendi’yi ziyaretinde, aldığı talimat gereğince eğilerek temenna etmek isterse de Kadınefendi eliyle mûmanaat eder. Safiye Hanım, bu gibi ziyaretlerde misafirlerin iskemleye değil, yerdeki minderlere oturtulduğunu bilir. Safiye Hanım’ın kısaca selam vermesini kâfi görmeleri ve iskemle ikramı, hocalara karşı bir saygı göstermek düşüncesindendir.

Başkadın Kamuras hanımefendi, Safiye Hanım’a Padişah’ın tedrisat hakkındaki iradelerini sorar. Safiye Hanım mektep programı mucibince derslere başlamadan önce Kur’an-ı Kerim’i hatmetmeleri hakkındaki emri söyler. Bunun üzerine Kamuras Hanımefendi ‘Küçük yaşta din derslerini öğrenirlerse hem unutmazlar, hem de dersleri çoğaldığı zaman dinimize dair olan bu en mühim bilgiyi geciktirmemiş olurlar. İnşallah talebeleriniz feyzinizden istifade ederer’ der.

Safiye hanım daha sonra Sultan Reşad’ın büyük gelini (Şehzade Ziyaeddin Efendi’nin hanımı) Ünsiyar Hanım ile görüşmek ister. Kendisinin iki sulatanı, bir şehzadesi vardır: Düriye Sultan, Rukiye Sultan, Nazım Efendi. Ünsiyar Hanım, çocuklarını Safiye Hanım ile tanıştırırken; “Hocamızın elini öpünüz. Kimbilir sizlere neler öğretecektir. Artık siz de bana öğretirsiniz. Değil mi aslanım?” der.

Safiye Hanım ve çocuklar oradan, beraberce ders yapacakları odaya giderler. Odanın kapısına ‘ders odası’ diye bir levha konacağını söylerler. Daha sonra çocuklar hocalarına bahçeyi gezdirmeyi isterler. Padişah’ın oturduğu Hünkâr Dairesinin pencereleri bu bahçeye bakar. Padişah yanındaki Hazinedara Safiye Hanım’ı sorar. Hazinedar, Safiye Hanım’ın muallime olduğunu söyler ama yaşının küçüklüğünü, talebelerine söz dinletemeyeceğini, söyler. Talebeler muallime hanımı da kendilerine uydururlar, der. Padişah’ta şu cevabı verir: “Yaşı küçük ama aklı büyük.”

Sulatan Reşad, Safiye Hanıma Hazinedar Usta aracılığıyla bir irade tebliğ eder: “Namaz kılmayanlara, oruç tutmayanlara yedirdiğim tuz ve ekmeği haram ediyorum. Bu iradem hoca hanım tarafından talebelerine söylensin!” Bu tebliğ Safiye Hanım’ı başlangıçta düşündürür. Talebelerinin ondan ve derslerinden soğuyacağına ve dersleri terk etmelerine sebep olabilir, diye düşünür. Bundan dolayı Safiye Hanım talebelerine yavaş yavaş nasihate başlar: Alınan eşyanın hesabını bilmek için hesap dersi öğrenmek nasıl lazımsa, gerek dünyada gerekse ahrette de her türlü kolaylık görebilmek için insanın dine riayetkâr olması lazım geldiğini anlatmaya çalışır. Bu nasihat işe yarar: Öğrenciler derslere intizamla devam ederler ve dikkatle çalışırlar. Aradan bir buçuk ay kadar zaman geçer. Safiye Hanım dershanenin kapısına şöyle bir yazı asar: “Namaz kılmayan, oruç tutmayan dershanenin kapısından içeri giremez.”

Safiye Hanım’ın bu davranışı Padişah’ın teveccühünü kazanır. Padişah, Safiye Hanım’a Baş Musahip Enver Ağa vasıtasıyla, meşhur hattatlardan birinin yazısıyla yazılmış bir levha hediye ve ihsan eder. Daha sonra Kur’an-ı Kerim okumaya mahsus bir camlı dolap hediyesi verir.

Safiye Hanım, Ziyaeddin Efendi ile Ünsiyar Hnımefendi’nin çocukları Düriye ve Rukiye Sultan Efendilerle Nazım Efendi’nin derse başladıkları günün tarihini unutmazlar: 11 Mayıs 1331 (1915).

Safiye Hanım ders odasının hazırlandığını öğrenir öğrenmez, koşa koşa görmeye gider. Ders odasında gördüğü manzara Safiye Hanım’ı hayret ve sevinç içerisinde bırakır. Oturacak yerler ile aralıkları kırmızı kadife ve yan tarafları beyaz yağlı boya iki sıra ile karşılarında muallime için hazırlanmış yeşil çuha örtülü bir masa, üzerinde yazı takımı, cetvel, lastik vs… Yan tarafta cilalı güzel bir siyah tahta silgi ve tebeşirine kadar her şeyi mükemmel. Bir kanepe ve iki iskemlede odanın eşyasını tamamlıyor. Kapının üzerinde ‘DERS ODASI’ yazılı levhaya kadar ihmal edilmemiştir. Bu intizam Ünsiyar Hanımefendi’nin zekâsının eseridir.

Safiye Hanım talebelere ilk önce Kur’an-ı Kerim dersi vermeye başlar. Aradan 3 ay kadar geçer. Dersler ilerler. 6 Ağustos 1331’de (1915) Sultanların ikisi de Kur’an-ı Kerim’i tamamen bitirir.

Safiye Hanım Sultanlara bir hatim merasimi düzenlemek ister. Sultanların annesi Ünsiyar Hanım merasimde yapılacak ikramlarla uğraşır. Safiye Hanım Sultanlara ‘Bayrak’ manzumesini ezberletir. Sulatanların başlarında kıymettar birer taç. Sırtlarında altın sırmalı elbiseler başlarında Bursa kumaşlarından birer başörtüsü var. Evvela Düriye Sultan, sonra Rukiye Sultan üç defa ihlas-ı şerifi ve muavvizeteyni ve Fatiha okur. Hazirun tekbir getirirler. Hoca efendi hatim duasını okur ve şerbetler dağıtılır. Düriye Sultan nesir okur. Ardından Rukiye Sultan İbrahim Alaadin Bey’in ‘Bayrak’ menzumesini okur. Sultanlara ve Safiye Hanım’a hediyeler verilir. Takdirnameler verilir.

Bu arada Safiye Hanım ihtiyar büyük kalfaya da Kur’an-ı Kerim dersi verir. Safiye Hanım sultanlara ve şehzadelere Yıldız Sarayı’nın Harem bahçesinde idman dersleri verir.

Safiye Hanım Yıldız Saray’ında Beşiktaş (Dolmabahçe) Sarayı’na getirilir. Orada Şehzadenin ikinci hanımı Perizad Hnım’ın çocuklarına ders verir. Ama burada Safiye Hanım’ın bir sorunu vardır. Sulatanların dairesine ayrı ayrı gitmesi gerekiyordur. Bu durum Safiye Hanım’ı hem yoruyor hem de derslerin verimli geçmesini engelliyordur. Safiye Hanım Ünsiyar Hanım’a bu durumu açar: “Mekteplerde muhtelif ailelerin çocukları bir arada ders görürler. Teşvik bakımından bu şekilde tedrisatın faideleri çoktur. Çocuklar, gördükleri ihmal veya tembelliğe mukabil takdir ve iyi not almanın teşviki içinde istifade ederler. Onun için çocukları bir dersaneye yerleştirsek nasıl olur?” Ünsiyar Hanım durumu uygun bulur ve kabul eder. Safiye Hanım daha sonra Perizad Hanım ile de görüşür ve onu da ikna eder.

Safiye Hanım Tıbbiye-yi Şahane’ye devam eden Şehzade Ziyaeddin Efen’di ye Cebir dersi verir. Safiye Hanım Sultan Reşad’ın huzuruna kabul edilir. Muallime Hanım’ın kalfası yaşlı olmasına rağmen saygıdan ötürü daima geri kalır ve her zaman Safiye Hanım’a yol verir. Kalfa bunu, kendisine ders öğreten bir insanın ilmine hürmetten böyle yaptığını söyler.

Safiye Hanım’ın kalfası Sultan Reşad’ı görürgörmez diz çöker Safiye Hanımda aynısını yapmak ister. Ancak Sultan onu engeller. “Yok, etme sen ulema evladısın. Ben de dervişim, ” der. Padişah Sulatan Reşad malumatı ne derecede olursa olsun hocaları ilmine hürmetten ayakta kabul eder. Bilhassa Din Derslerine çok ehemmiyet verir ve kendisi Kur’an-ı Kerim’i gayet güzel okur.

Padişah Sultan Reşad, hangi yaşta olursa olsun din dersi almak arzu edenlere mani olmamalı, zira beşikten mezara kadar ilim öğrenilmesi hakkında hadis-i şerif vardır, diye tekrarlarmış.

Hülasa, saray halkı malumatı ve terbiyeli, nezaketli insanlardan müteşekkildir.

1923 senesinde Sultanların dersleri oldukça ilerler bu aralık Nezihe Muhittin Hanım, Hanımefendi’nin arzusu üzerine haftada iki kere saraya gelip Sultanlara Edebiyat dersi vermeyi kabul eder.

Safiye Hanım ve talebeleri bu imtihandan cesaret alarak sekizinci sınıf derecesine kadar okumuş olan sultanlar için umumi bir imtihan yapılmasını arzu ederler. O sene Çamlıca Lisesi’nde müdire Samiye Hanım’dır. Samiye Hanım, Safiye Hanımın da hocası olduğundan bir gün Sulatanları Çamlıca Lisesi’ne götürürler. Sultanlar sınıflara girer, dersleri dinlerler. Bu ziyaret şubat ayına tesadüf ettiği için Sultanları’nda imtihan olarak diploma almaları için Maarif Nezaretine de resmen müracaat edileceğini bildirirler ve Sultanların imtihanlarını da mekteplerin imtihanlarının sonuna ta’lik ederler. Safiye Hanım ve talebeleri de muvafık bulunur. Derslere devama başlarlar. Aynı senede hanedan memleketten dışarı çıktıklarından diploma ve imtihan merasimleri yapılamaz.

Sonuç:

Osmanlı Devlet adamları, eğitime ve öğretmene değer vermişlerdir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 425
Toplam yorum
: 282
Toplam mesaj
: 98
Ort. okunma sayısı
: 2975
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster