Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Nisan '17

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
138
 

Sarı Kız

Sarı Kız
 

ben çektim


1975 Mayıs baharı

Bizim bir ineğimiz var; adı Sarı Kız. Arap Salih’in çayırında Sarı Kız sakin sakin otluyordu. Bir amca da koyunlarını yaymış bana doğru geliyordu. Yanımdan geçerken selam verdi. Selamını aldım ve sustum. Yaşlı amca bir metre ötemde bir iki dakika dikilip bekledikten sonra konuşmaya hevesim olmadığını görünce çekildi; ilerideki yaşlı ıhlamur ağacına sırtını dayayıp oturdu. Ben de sırtüstü uzandım çimenlere, elerimi başımın altında kavuşturup mavi göklerdeki beyaz bulutlara saldım hayallerimi.
 
Pamuk bulutlara sözüm olsun, ben yoksulluğumu çekiştirmeyeceğim; para adına insanın ruhunu aniden çökertebilen yaşam güdüğü insanlara paradan önce yüreğime sevgi yükleyerek mutlu olduğumu göstereceğim.
 
Sarı Kız yerinde mi diye doğrulup bir baktım; yatmış geviş getiriyordu. Koyunlar da yaşlı ıhlamurun gölgesine toplaşıp yatmışlardı. Aşağıda bir buzağı ve onu arkasından iteleyen kırmızı elbiseli sarı şapkalı küçük bir kız gördüm. Kız itiyor buzağı milim kıpırdamıyor, ayakları toprağa çakılmış tahtadan bir buzağı gibi öylece dikiliyor, kızı hiç takmıyordu. Küçük kız itelemekten vazgeçti, bir tutam ot yolup buzağıya verdi. Buzağı otu yedi ama gene kıpırdamadı. Benim Sarı Kız yattığı yerden ‘möledi’; buzağı ona doğru koşmaya başladı. Burunlarını sürterek koklaştılar. Sarı Kız ayağa kalktı buzağıyı yalamaya başladı. Sevgi böyle bir şeydi işte; ancak buzağı memelerine asılmaya yeltenince Sarı Kız möleyip buzağıyı kafasıyla iteledi. Memelerindeki sütü ahırda bekleyen üç günlük kendi yavrusuna saklıyordu. “İşte!” dedim, “Bu da sevginin sorumluluk sınırı.”
 
Küçük kız ağlamaya başladı. “Ağlama kız, bir şey yapmaz” dedim. Buzağının ipinden tutup çekerek uzaklaştırdım. Küçük kızın bahçesine götürüp bir ağaca bağladım. Aynı otlakta kavga etmeden yayılan kuzular, buzağılar, inekler ve buzağısı için ağlayan bir çocuk... İşte benim aradığım dünya buydu! Ağacı ve kuşu, çiçeği ve arıyı, kediyi ve köpeği ve çocukları parasız da sevebilen yürekli insanlar dünyasının müjdesini almıştım sanki…
 
(Arap Salih Çayırı şimdiki Beykoz-Şahinkaya, Beyköy Villaları)
Muharrem soyek
***
Cemile Torun, izmirli doksanyedi bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Sevginin sorumluluk sınırı" bir annenin tanımlama cümlesi ne güzel uymuş, tanıdığım yaşam şekli, naif bir öykü, elinize sağlık

Cemile Torun 
 26.04.2017 23:46
Cevap :
Güzel yorumunuza candan teşekkürler.  27.04.2017 17:22
 

Merhaba, Sevginin dili yok diye boşuna dememişler. Saygı ve selamlar...

izmirli doksanyedi 
 26.04.2017 17:34
Cevap :
Evet! Dediğiniz gibi, "sevginin dili yok". Müziğin de dili olmadığı söylenir; ancak müzik sadece kulak duyusuyla algılanırken tüm duyular sevginin algısına tek tek ve hep birden açıktır. Göz açıktır; kulak açıktır; dokunma açıktır; gönül açıktır; zihin açıktır...  27.04.2017 17:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 382
Toplam yorum
: 2803
Toplam mesaj
: 236
Ort. okunma sayısı
: 1383
Kayıt tarihi
: 04.08.08
 
 

Parasız yatılı Darüşşafaka Özel Lisesi'nde iki yılı hazırlık sınıfı olmak üzere yedi buçuk yıl ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster