Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Şubat '08

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
2864
 

Sokak futbolunda beton/asfalt saha, toprak saha karşılaştırması

Sokak futbolunda beton/asfalt saha, toprak saha karşılaştırması
 


Kent çocuğu ile köy çocuğu arasında, sayılması gereken en başat farklardan biriside bence futbol oynadıkları sahanın zeminidir.

Çocukluk zamanlarımda köy köy dolaşıp, yaşıtlarımın hangi zemin türlerinde futbol oynadığına şahit olma şansım olmadı. Ama yaşadığım zaman diliminde bu şansa fazlası ile sahibim. Köy çocuklarının toprak zemin haricinde top oynama olasılığı neredeyse yok gibi. “Bu durum bir avantaj mıdır dezavantaj mıdır?” sorusunun zihnimi bir miktar kurcaladığını itiraf etmek istiyorum.

Belki benim çocukluğumda değil ama günümüz kentli çocuklarının toprak zeminde futbol oynama şansları ne yazık ki yok. Onların alternatifleri belli, asfalt ya da beton kaplanmış okul bahçelerinde, apartman, site ya da yakınlarda yer alan işyerlerinin araba park alanında, apartmanların bahçe kısımlarında ya da geniş kaldırım alanlarında plaka döşenmiş boşluklarda oynayabiliyorlar.

Günümüzde şehir parkları ya da çocuk bahçeleri 8-10 çocuk arasında oynanabilecek bir futbol maçı için tasarlanmış değiller. Yedi ile on beş yaş arasındaki çocukların aralarında organize olarak, ücretli halı sahalarda futbol oynamalarını bekleyemeyeceğimize göre ve zaten para ödenerek, zamanı sınırlı tutarak futbol oynamak sokak sporlarının ruhuna aykırı olduğundan, bu olasılığı liste dışı bırakıyorum.

Gelelim beton/asfalt zemin, toprak zemin karşılaştırmasına. Öncelikle, çoğunluğunuzun çok şaşıracağınızı düşünsem dahi tercihimi beton/asfalt sahadan yana olduğunu söylemek durumundayım.

Toprak sahanın, fazlasıyla doğal ve amatör bir yön barındırsa da, profesyonel futbol olanaklarına sahip olmayanlar için birçok dezavantaj taşıdığını söyleyerek başlayabilirim. Toprak sahanın hiçbir zaman ideal bir oynanabilir zamanı yoktur ve mevsimlerin etkilerine fazlası ile açıktır. İlk olarak, kışın her yağış türünde kolayca çamurlaşan, toprağın cinsine göre balçıklaşan bir niteliği vardır. Bu durum, oynanan maçı zevkli kılan zorluk unsurları barındırsa da, maç sonunda eve gittiğinizde annenizden işiteceğiniz azar ya da maruz kalacağınız şiddetin düzeyini olumsuz yönde etkiler. Hele ki, günümüzdeki gibi otomatik çamaşır makinelerinin olmadığı zamanlar için bu tepkinin sınırlarını tahmin etmek oldukça güçtü.

Çamur ya da balçık sahada topun sıçrama kabiliyetini kaybetmesi ve oyunun teknik güzelliğinden sıyrılıp bir güç yarışına dönüşmesi, futbol becerisi olmayan ama mahalleli arkadaşlarından kopmak istemediğinden maçta yer alanlar için belki ekstra bir eğlence kaynağı idi ama futbolun estetiğinden zevk alanlar için tam bir kâbustu. Çamur zeminde ayakta durmak oldukça güç olduğundan futbol daha çok sürünerek oynanan bir oyuna dönüşürdü. Top sürmek, çalım atmak, verkaç yapmak, pas vermek gibi futbolun temel araçları, topun zemine takılması neticesinde uygulanamadığından, “kör döğüş” tabir edilen bir oyun tarzı, futbolu fazlası ile bir külfete dönüştürür. Elbette bunun da kendince bir eğlence kaynağı olduğu söylenebilir ama bu eğlenceyi elde etmek için futbolun bahane olmasına hiçte gerek yoktu bence. Aynı çamur alanlarda başka aktiviteler üretilerek de aynı keyif kolaylıkla üretilebilinir ve futbol oynama heyecanı ile işe başlayanların şevki kırılmamış olurdu.

Toprak sahanın yağışlı dönemlerde bu tip sorunlar doğurmasına karşılık, kurak mevsimlerin gelmesi futbol oyuncularında yeterince heyecan yaratmazdı. Çünkü sudan ve nemden tamamen arınan toprak sahalar bu kez toz cennetine dönüşürlerdi. Bu durumda, futbol oynarken en çok ihtiyaç duyduğunuz oksijenden mahrum kalırdınız ve tahmin edilen süreden oldukça kısa bir zamanda yorgunluk, halsizlik ve isteksizlik hali ile karşılaşırdınız. Ayrıca kışın çamur sonucunda ulaştığınız kirlilik seviyesine, tozun vücudunuzun her noktasına egemen olması ve bu tozların aşırı etkinlik gösteren terinizle buluşması neticesinde kolaylıkla ulaşabiliyordunuz. Özelikle baş kısmında tozların saçları betonlaştırması ve saçların arasından akıp gelen terlerin yüzümüzde biriken kumlarla teması sonucunda oluşan deltalar bizim için oldukça hoş yüz boyama motifleri oluşturur iken, annelerimiz ne yazık ki bizimle aynı kanaati taşımıyorlardı.

Toprak sahaların, mevsimsel koşullardan kaynaklanan dezavantajlarını bir yana bırakacak olursak, oynanan zeminin futbol için kötü sürprizler yaratmasına her zaman hazır olmak gerekirdi. Zemindeki taş oranı ya da tesviyesinin yetersiz oluşu (doğal zeminde el işi tesviye olacak hali yok ya) topa oturaklı bir şut kondurma anınızda, topun sekerek ayağınızla temastan kaçınmasına neden olabilirdi ki, zannedersem benim toprak saha ile bu kadar kötü bir izlenime sahip olmamın en başat gerekçesi de budur.

Bu tesviye işi tahmin edeceğinizden daha sorunlu bir konudur toprak sahalar için. Toprak alanlarda, sorunsuz bir düzlük bulmak zor olduğu kadar, nispeten düz olanlarda sık kullanım sonucunda düzlüklerini kaybetme eğilimi oldukça fazladır. Örneğin kale önleri en yoğun mücadelelerin yaşandığı alanlar olduğu için çabucak çukurlaşırlar ve özellikle yağış dönenlerinde en dezavantajlı yerlere dönüşürler.

Toprak sahaların dezavantajları bu kadarla da bitmez ne yazık ki. Sokak futbolunda, futbol sahasında olası gereken donatılardan çoğundan doğal olarak mahrumsunuzdur ama beton/asfalt sahalar sizlere bazı imkânlar sunarken, toprak sahalar tam bir mahremiyet bölgesidir. Doğal kale belirleyici olarak sadece ağaç gibi bir materyal kullanabilirsiniz. Saha sınırlayıcıları ise neredeyse yok gibidir ve hayali çizilen çizgiler her zaman tartışma konusu olur. Oysa beton/asfalt sahalarda, örneğin okul bahçesindeki bir basketbol potası, duvar, kaldırım taşları vb gibi sınırlayıcılar üretmek mümkündür. Sınırları belirli olan oyun sahaları da her zaman daha keyifli karşılaşmalara vesile olmuştur. Özellikle de kaleler için. Topun, birkaç adet paltonun üst üste konması ile oluşturulmuş bir iki nokta arasından geçmesi esnasında, özellikle kale noktalarından birisine yakın ve az biraz yüksekten seyahat etmesi, sokak futbolundaki en büyük anlaşmazlık kaynağıdır.

Sokak futbolunda zemin karşılaştırmasını bir yazıya sığdırmak mümkün olmayacak anlaşılan. Birkaç çocukluk arkadaşımla yapacağım görüş teatisinden sonra başka bir yazıda konuya devam ederiz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gerisini de okuyalim. Benim tezim (Futbol degil, tenis oynuyorum. Prensip aynidir); spor estegigi acisindan betonun, asfaltin belki daha cok verebilecegi, ama insan sagligina (özellikle dizlere) cok zarar verecegi seklindedir. Beton, asfalt öldürür. Toprak diriltir. Sevgilerimle.

pirmete 
 18.02.2008 23:46
Cevap :
Sevgili Pirmete, elbette toprak sahanın biyolojideki sağlığa, ruhtaki saflığa, hafızadaki berraklığa, sosyallikteki zenginliğe etkisi oldukça fazladır. Ancak benim sorunum düzgün pas alıp pas vereceğim, şut atabileceğim, çalım atabileceğim bir zemindi. Yani benim zevkten dört köşe yapan şey topun kale çizgisinden geçmesiydi ve toprak saha bu işi fazlası ile zorlaştırıyordu. Birazda olaya basketboıl ruhuyla bakan bir futbolcuydum anlaşılan. (Basketi toprak sahada oynamak gibi bir tercih bile söz konusu olamaz çünkü) Katkı için çok teşekkürler, bir ara devamını getiririm umarım, saygılarımla  19.02.2008 9:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1798
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster