Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ocak '13

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
379
 

Sovyetler Birliği'nden Batıya - Nevzat Üstün

Sovyetler Birliği'nden Batıya - Nevzat Üstün
 

Nevzat Üstün


Ben de kendimi 'çok' ve 'iyi' okur sanırdım. Değil mi ki Nevzat Üstün'ü bugüne kadar 'keşfedememişim' artık ne desem boş. 

'Sovyetler Birliği'nden Batıya', Nevzat Üstün ile tanışmama vesile olan Şubat 1966 basımı bir kitap. Eşi Şükran Akın Üstün ile yaptıkları bir yolculuğun anılarından oluşuyor. 

Yolculukları 24 Temmuz 1965'de Litva adlı Sovyet gemisinde başlıyor. Varna(Bulgaristan), Köstence(Romanya), Odessa(Ukrayna) denizden ulaştıkları uğrak yerleri. Odessa'dan Moskova'ya uçarak uçsuz bucaksız coğrafyayı havadan dolaşmaya başlıyorlar. Yolculuklarının asıl sebebi, Moskova'daki Asya-Afrika Yazarları Toplantısı'na Sovyet Yazarlar Birliği'nin davetlisi olarak katılacak olmalarıdır.

Moskova'da ''Sarışın, yeşil gözlü, güzel, orta boylu genç bir kadın, elinde çiçeklerle'' kendilerini karşılar. Bu kadın Vera Feonova'dır.

http://www.zeyneporal.com/yazilar/2003/09062003.htm

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=672462&Yazar=SUAT-TASPINAR&CategoryID=100

O yıllarda Türkoloji'nin son sınıf öğrencilerinden olan ve Nevzat Üstün'ün de ''Bu genç kadında büyük bir iş başarma yeteneği var'' dediği Vera, daha sonraki yıllarda da Türkiye'den Sovyetler Birliği'ne gelenlerin hep 'en yakın dostu' olur ve ölene kadar da öyle kalır.

1960'lı yıllarda basılan eserlerden Sovyetler Birliği ve komünizm hakkındaki kitaplar, aleyhte ya da lehte ama mutlaka buram buram ideoloji kokarlarken, Nevzat Üstün; üstün bir edebi başarı ile tarafsız kalmayı becerebilip, objektif olarak Sovyet insanı ve yaşamını gözler önüne serebiliyor.

Onunla beraber sokaklarda geziyor, müzelere girip çıkıyor, insanlarla birlikte masaya oturup sohbetler edebiliyorsunuz ki, işte bu doğallık ve hoş anlatım kitabı ve yazarını bu türde yazılmışlar arasında kesinlikle ayrı bir yere koyuyor.

Henüz Nazım Hikmet öleli sadece iki yıl olmuştur ve ziyaretleri süresince konuştukları edebiyatçı, hatta halktan insanlar bile, hep Nazım'ın şiirleri ile karşılarlar Türkiye'den gelen misafirlerini. 

Moskova'dan sonra Leningrad'a (Bugünkü St. Petersburg) giderler. Kuzeyin başkenti ile Moskova ''Hangimiz daha güzeliz?'' diye hep bir rekabet içindedir. Beyaz Geceler, Nevzat Üstün'ü de büyüler.

''Genellikle insan,kitaplardan öğrendiği bir yere gidince hayal kırıklığına uğrar ama ben Leningrad'da öyle olmadım'' diye anlatır duygularını Nevzat Üstün. Canını sıkan tek şey ise, batmayan güneşten dolayı geceleri ortalık pırıl pırıl aydınlıkken kendisini 'yatağa erken yatmağa zorlanmış bir çocuk gibi ' hissetmesidir. Moskova'da Yasnaya Polyana'ya yapılan ziyaretten de dolayı Tolstoy ilgi odağında iken, Leningrad'da Dostoyevski onun yerini alır.

Sovyetler Birliği'nde ikinci durakları Tiflis'tir. Gürcüstan'ı Gürcüler, ''Tanrının önce kendisine saklayıp, sonunda ise ısrarlarına dayanamayarak kendilerine bıraktığı topraklar'' olarak tanımlarlar. Toprakların ne kadar bereketli olduğunu ise ''Gürcüstan'da nöbet tutan askerler, tüfeklerinin dipçiklerini toprağa dayamazlarmış çünkü üç dakika toprakta kalan dipçik hemen yeşilleniveriyormuş'' diye anlatır.

Gürcüstan'dan Özbekistan'a, Taşkent'e geçerler. Özbekistan o kadar sıcak o kadar sıcaktır ki Nevzat Üstün ''Atalarımızın neden buralardan göç edip Ortaasya'ya geldiklerini şimdi daha iyi anladım'' der.  Her tanışlıkta, sohbette ortak konular ülkelerin şairleri, yazarları ve eserleridir. Özbekistan'da da Ali Şir Nevai üzerinde konuşmalar döner.

Azarbaycan'da ise artık anlaşmak daha bir kolaylaşır. Tercümana gerek kalmadan karşılıklı olarak birbirlerini anlar her iki ülkenin edebiyatçıları. Gönüllerince gezer ve halkla sohbet ederler. Azarbaycan petrol ile ekonomisini kalkındırmakta ve sürekli büyüyüp gelişmekte ama sanatı da ihmal etmemektedir.

Ardından yine Moskova'ya dönerler. Bu kez İlya Ehrenburg ile yaptıkları sohbet seyahate damgasını vurur. Dostu olan Picasso'nun orjinal tabloları ile dolu evinde misafirlerini ağarlayan İlya Ehrenburg, Nevzat Üstün'e; İstanbul'a geldiğinde Tokatlıyan Oteli'nde Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile yaptıkları sohbetten bahseder. ''İyi bir yazar ve akıllı da bir dosttur'' diye tanımlar Yakup Kadri'yi, sonra da İstanbul'u sorar ''Nasıl?'' der ''Çok değişiklik var mı?''. Son olarak da Muhsin Ertuğrul hakkında yorum yapar, ''İyi bir tiyatrocudur o...''

Türk romancılığından bahsederlerken İlya Ehrenburg, ''Yaşar Kemal bir kaç gün önce Aziz Nesin ile birlikte bana geldi. Renkli bir insan ama konuşmamız yeterince uzun olmadığı için rengini pek anlayamadım'' der. Nevzat Üstün de bunun üzerine ''Esmerdir'' der, gülümserler... 

Nevzat Üstün, Ehrenburg'a  son olarak Stalin ile ilgili, yanıtı tarihe geçecek bir soru sorar. ''Çok severmiş sizi Stalin. Sık sık yemeğe çağırırmış. Beni bu konuda aydınlatmak ister misiniz?''

Ehrenburg bir kaç saniye Üstün'ün yüzüne bakar, sanki cevap vermeyecekmiş gibi olur ama sonradan yanıt gelir, ''Size bir tek cümle ile anlatabilirim bu ilişkiyi. O beni seviyor muydu, sevmiyor muydu bilmiyorum ama ben ondan yalnızca korkuyordum.''

Kitabın ismini de ortaya çıkaran 'Batıya ' kısmında ilk adres Almanya'dır. Yazarın en önemli tespiti Sosyalizm ile birlikte gelişmeyen sanayinin, insanı köleleştirdiği 'dir. Yazarın Almanya hakkında olumlu yorumlarını okumak, pek de mümkün olmaz. Yabancı düşmanlığı, ilk gelen Türk işçilerine karşı takınılan son derece olumsuz tutumlar, Sovyetler Birliği'ne ve ona ait olan her şeye karşı düşmanca davranışlardan bahsedilir kitabın bu kısmında, bunlar hem kendi gözlemleri hem de işçilerin anlattıklarından oluşur.

Fransa, İtalya, İsviçre'den sonra tekrar Almanya ve son olarak da kısa bir Bulgaristan seyahati ile memleketine döner Nevzat Üstün.

Büyük insanların ölümsüzlükleri, bir parça da geride kalanların tutumuna bağlıdır ...

 

Büyük insanların güçlü yanları, zayıf anlarında daha çok ortaya çıkar...

Şanslı iseniz, ancak bir sahafta bulup okumanız olasıdır, yoksa böylesi güzel kitaplar nedense(!) bugünlerde basımevleri ve yayıncıların pek de gözdesi değillerdir.

Kolay okunur, facebook paylaşımları tadında, hele de bir kaç ödüllü sabah yazılıp akşam basılan kitaplar varken, kim bakar gerçek yazarların güzel kitaplarının yüzüne?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 344
Toplam yorum
: 155
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 964
Kayıt tarihi
: 22.07.09
 
 

Okur yazarım. Okur yazarlıktan kastım, okuduklarımı yazmamdır ki, bu yazılarımı genellikle 'kitap..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster