Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mayıs '09

 
Kategori
Aile
Okunma Sayısı
1605
 

Suç Vali'de mi? Yoksa ...

Hep dinlemişimdir bu hikayeyi fakat nedense bugün tekrardan okuduğum bir makalede aynı hikayeyi görünce üzerinde biraz düşünmem gerektiğini anladım. Ve birkaç kelime karalama ihtiyacı duydum. Bildik bir hikayedir ve en azından bir kere de olsa sizin de karşınıza mutlaka bir yerler de çıkmıştır bu bildik hikaye.

Hikayemizde malum olduğu üzere; Bir baba vardır ve tabi ki bir de oğul. Baba oğluna küçüklüğünden beri hep söyle seslenmiştir; “Sen adam olamazsın”. Oğul babasının inadına hırs yapar, hem de ne büyük bir hırs, okur ve gün gelir babasının yaşadığı ile Vali olur, hikayenin değişik versiyonları vardır, değişik versiyonlarından bir diğerinde ise; oğul babanın yaşadığı ilçeye Kaymakam olur. İl olmuş, İlçe olmuş ne fark eder, sonuç olarak burada vurgulanmak isteyen yegane şey babanın oğluna yaklaşımı ve oğlunun babasına yaklaşımı ve buna müteakip oğulun eleştirilen davranışı.

Neyse biz yine de bildik hikayeye dönelim isterseniz. Oğul ister ilde Vali, isterse İlçede Kaymakam olsun. Hikayede bahsedilen makama gelince emrindeki çalışanlara bir emir verir ve emri alan emrindeki çalışanları bir gece vakti babayı yatağından kaldırarak oğlunun huzuruna çıkarırlar. Ve sürekli olarak “Sen adam olamazsın” hitabına muhatap olmuş olan oğul babasına o meşhur cümleyi kurar; “Baba, hani sen bana adam olamazsın derdin, bak ben Vali oldum (veya Kaymakam) gördün mü?" der, babasını yanılttığına olan bütün inancı ile. Ve babanın bildik cevabı gelir ardından; “Oğul ben sana Vali (veya Kaymakam) olamazsın demedim, adam olamazsın dedim, eğer sen adam olsaydın, gecenin bir vakti babanı huzuruna apar topar getirmez, kendin ayağıma gelir elimi öperdin” der.

Defalarca önüme çıkan, okuduğum veya dinlediğim bu hikayeye karşı, bu sefer kayıtsız kalamadım. Neden?
Bizlere bu hikayeyi anlatanlar ve biz dinleyenler bugüne kadar hikayede geçen oğula hep haksızlık yaptığımızı fark ettim.

Neden! Bu hikayedeki oğula saygısız yaftasını yapıştırıp, hep günahını aldık ki (en azından bunu ben yaptım). Neden! Babanın oğluna hitabını eleştirmedik ki.
Neden! Model alabileceği bir baba tarafından sürekli eleştirilip yerilen ve babanın ona karşı güvensizliğini sürekli kulaklarında işitmiş bir oğulun günahını aldık ki.
Neden! Bugüne kadar, babanın evladına davranışını ve yaklaşımını eleştirmedik ki.
Neden! Sevgisiz büyüyen bir oğulun, babasına veyahutta çevresine sevgi ile bakamayacağını hiç düşünmedik ki.

Acaba “Evlatlarına merhamet ile yaklaşmayan ve büyüklerinin hakkını bilmeyen kimse bizden değildir (1) ve “Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiye ve edepten daha üstün bir miras bırakamaz (2) buyuran ve kızı Hz. Fatıma Validemiz kendilerini ziyarete gelip içeriye girdiğinde, Onu ayağa kalkarak karşılayıp oturduğu yere buyur eden Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in hayatındaki babalık vazifesini örnek almamış bir babamı eleştirilmeliydi? Yoksa, sevgi ve merhametten yoksun oğul mu? Tabi ki de “BABA”dır buradaki eleştirilmesi gereken ve tabi ki “BABA”dır buradaki günahı alınması gereken.

Bizatihi hem bir evlat hem de bir baba olarak, yazmaya çalıştığım bir kaç satır aracılığıyla, en azından hikayedeki oğulla helalleştiğimi düşünüyorum. İçime bir nebze huzur ve sekinet hakim oldu.

Şükürler olsun Rabbime ki; İnsanlara yanlışlarını görme ve yanlışlarından dönebilme hasleti bahşetmiş.
Şükürler olsun Rabbime ki, en azından ben bu konuda yanlışımdan dönenlerden olmuşum...

Herkese hayırlı günler diliyorum.
Sağlıcakla Kalın...

DİPNOTLAR:
1-500 Hadis, Hadis No: 437.
2-250 Hadis, Hadis No: 204.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın yorum dükkânı, güzel bir konuya değinmişsiniz. Bu hikâyeyi hepimiz biliriz, biliriz de; şu evladın durumu nedir ki diyenimiz olmamıştır. Oysaki beklenen ve de kazanılan saygı ve sevginin de uygulanan tutumlarla öğrenildiğini; Peygamberimizden güzel bir örnek vererek, çok güzel tanımlamışsınız. Sizin bu yazınızdan sonra, hikayedeki evlat rahat bir nefes almıştır herhalde. Saygılarımla...

Şeyma Altıntaş 
 13.04.2011 0:26
Cevap :
Selamlar Değerli Şeyma hanım. Bilirsiniz, bizler birer fert olarak topluma ayna olma görevimizi layıkıyla yerine getirmekle yükümlüyüz. Bunun olmazsa olmazı öncelikle kendimize, kendi aynamızda bakarak eksiklerimizi tamamlamamızın (yani donamımızı güçlendirmemizin) zorunlu olduğuna inanıyorum. Haklısınız "evlada" bir nebze de olsa rahat bir nefes aldırmış olmayı mutluluk vesile olarak görüyorum :)) Sizin de belirttiğiniz üzere, Niha-i Rehberimiz, Efendimiz (S.A.V.)'in hayatının her anı, örnek almak isteyen ümmetine örneklerle dolu. Rabbim bizleri (cümlemizi) O'nun şefaatine nail eylesin İnşaallah... Sağlıcakla Kalın... Selam ve Dua ile...  13.04.2011 12:17
 

Blogunuzu gerçekten çok etkileyici düşündürücü farklı bir görüntü oluşturması:)):)Dediğiniz gibi bende hep baba lehine okumuştum.bu yönden düşünemedim:) Gerçekten Süper bir yazıydı.Tebrik ediyorum:)Kaleminiz kuvvetli güçlü olsun inşallah:)

Emre Atasoy 
 09.10.2010 14:07
Cevap :
Teşekkür ederim Emre kardeşim... Hep dediğimiz gibi, olaylara sadece kendi perspektifimizden bakarsak, her zaman eksik görmeye mahkum kalırız. Bir doğa resminin tamamı görmek varken neden resimdeki kuşa saplanıp kalalım öyle değil mi? Sağlıcakla ve Mutlu yaşa İnşaallah...  09.10.2010 16:20
 

Yazmış olduğunuz bu blog Kurşunkalem 2009 - MB'de en çok önerilen 10 blog ödülleri' ne aday gösterilmiştir. Konuyu blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=209651 'dan takip edebilirsiniz. Bol şanslar.

kurşunkalem 
 25.11.2009 10:52
Cevap :
Tekrar teşekkür ederim Sayın Kurşunkalem. Allah kolaylık versin...  25.11.2009 12:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 94
Toplam yorum
: 285
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2383
Kayıt tarihi
: 05.04.08
 
 

1972 Eskişehir doğumluyum. Üniversite mezunuyum. Devlet memuruyum. Edirne'de ikamet ediyorum. Duygu ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster