Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Aralık '07

 
Kategori
Alışveriş - Moda
Okunma Sayısı
1808
 

Takım elbise...

Takım elbise...
 

E birde ayakkabı lazım..!


Cadde de yürüyorum...

İnsanın hayatında, yaşadığı zaman içerisinde sıklıkla yapmayı tercih ettiği şeyler alışkanlık halini alır ya o sebepten, sağlıklı yaşam, spor, hareket, zindelik falan değil alışkanlık.

İşte o alışkanlıklardan bir tanesi de yürüyüş yolum üzerindeki değişmeyenleri gözlemlemek ve arada onlara katılan farklılıklara dikkat etmek, gerekli gereksiz alt hafızamda bir yerlere tıkıştırmaktan ibaret bir durum.

Erkek-kadın, ithal-yerli kumaş ürünleri satan bir mağazanın önünden geçiyorum. İsmi de K.K.T.C'de bulunduğum sıralarda tanıştığım bir kumaş tüccarının ismi ve onun çocuklarının marka devamı olarak açtıkları bir kumaş satış dükkanı...

Buraya kadar bildik ve değişken bir durum yok, vitrin dizaynı dışında...

Dikkatimi çeken, giriş kapısında yazan bir cümlenin aklımda canlandırdığı bir kelime oyunu.

"Abiye indirim reyonumuz üst kattadır"

Ne var, kadınlar için üretilmiş özel ortamlara has kıyafetler için tasarlanmış kumaşlarda indirimi ve yerini tarif ediyor, yani..?

Oyun; " Abi' ye indirim reyonumuz üst kattadır", yani sayın hanım müşterilerimiz, haberiniz olsun, indirimimiz var, hani şu bayıldığınız kumaşlarda, "Abi" yi kapıp gelin, şeklinde düşünmeme sebep oldu...

Ne zaman?

Geçen sene...

....?!?

Aslında bunu anlatmamdaki sebep, zaman olarak çok daha önceki bir olayla örtüştüğü için...

Orta okul talebesiyim, okuldan arta kalan zamanlarda, tatillerde, çalışmak ve yetişkinlerin hayatına daha yakın olmak için koştura koştura gittiğim elektirik-elektroteknik malzeme satışı yapılan esnaf dükkanımız...

Sokağın kendine has insanları, esnaflar, tüccarlar, çöpçümüz, simitçimiz, büfemiz, hurdacımız vesair sokağın gerçek hayata ait kadrolu aktörleri ki; bir tanesi, merdiven altı terzimiz, "Setrak abi"...

Kendisi Ermeni asıllı bir vatandaşımız ama ne düğünümüzden, ne cenazemizden eksik olmayan bir vatandaşımız. Onu seviyor olmamızın sebebi, yırtık sökük ütü derken, eziyet addettiğimiz işleri yapıyor, bundan da son derece makul ücret talebi oluyor diye değildi sadece, şakacı, espri üreten, seven, kendisini sevdiren bir kişiliği vardı rahmetlinin... Ne biz ona Ermeni derdik, ne o bize bunu konu yapacak bir sebep verirdi. Hey gidi rahmetli Setrak abi...

Neyse, o günlerden bir gün, hava buz, sokak kar kıyamet, dükkanda elektirik sobası kalmamış, talep var yok satıyoruz, dayım " atla vapura, Kara köy bankalar caddesinde, şu adreste seni bekliyorlar, şu kadar soba hazır, kap gel" dedi. Sürekli ürününü sattığımız firma, daha önce firmaya gitmemiş olsam da, bölgeyi bildiğimden gitmek üzere yola çıkacaktım ki; Setrak abi "kuzum... karşıya gidiyorsun, bekle beraber gidelim, bende Beyoğlu’nda Giorgi'ye gideceğim" dedi. Giorgi, Setrak abi'nin Rum asıllı eski bir dostu...

Beraber vapura bindik, kadrolu simitçiden kaptığımız iki tane simit yanımızda, üst katta kapalıdaki kantinden tavşan kanı çaylarla beraber, çay sıcak, simit sıcak bir de Setrak abinin sıcak sohbeti başladı. Kara köy vapur iskelesine vardığımızda, iskeleye yanaştığımızı hissettiren yanaşmanın çarpma şiddeti geldiğimizi anlamama yetmişti.

Karınca sürüsü misali toplaştığımız yerden ufak ufak ilerlerken, Setrak abi arkamda durarak ezilme tehlikesi yaşamamam için önlem almıştı bile, ne de olsa yetişkinlerin görüş mesafesinin bayağı altında bir siluetim vardı...

Beraber soba firmasına gittiğimizde ürünlerin henüz hazır olmadığını, iki saat beklemem gerektiği söylenince, Setrak abi "Kuzum gel beraber Giorgi'ye gidelim, dönüşte sobalar hazır olur, alır beraberce döneriz ama önce bir telefon açıp dayına durumu bildirelim" dedi, "Tamam" dedim. Dayımı aradı, izin aldı, tünelden metro, biraz yürüyüş, bay Giorgi'nin yanındayız < sonradan="" öğrendiğim="" kadarıyla="" bay="" giorgi,="" yunanistan'da="" akrabalarının="" yanına="" gitmişti="" ve="" orada="" rahmetli="" olmuştu="">>.

"A ha, Setrak, nerden ciktin be yav, bu cocuk da kim?"...

-Benim komşumun yeğeni, ........ işi var, buradan oraya dönüp beraber karşıya geçeceğiz.

-Hoş gelmisin, ne ikram edeyim size, ihlamur taze dedi benim cayci, alırsiniz..?

-Olur... Olur mu ?

-Olur Setrak abi...

Derken onlar kendi aralarında eskiden, öteden beriden sohbete dalıp kendi aralarındaki bildik konularda bol kahkahalı bir söyleşi halindeyken, kah anladığıma gülüyor, kah anlayamadığım için, ne demek ki bu şimdi ifadesi ile onlara bakıyordum.

Kalkmamıza yakın işten, işlerin tadından tuzundan bahsediyorlardı ki;

-Öyledir be Setrak, yoktur tadi tuzu, haklisin...

-Ne yapalım ki çare yok, tahtalıya bindirilene kadar iğneyi arkasından itekleyeceğiz, öyle ya...

-Ya, yaaaa... Sen tamirat yaparsın gene, ya ben napayim? Bu elbise taşıyacak hatuna giydirilir, taşıyacak hatuna satilir... Bosuna demedik "Abiye Elbise" buna. Elbise kumastir, diken terzi, tasiyacak olan kadindir, iste o kadindan sebeb deriz ona Abiye ama nerde...

-Setrak abi anlamadım, kadınların bir de abiyesi mi var? Bastılar kahkayı... Ne dedim ben yahu dememe kalmadan Bay Giorgi açıkladı.

-A be kuzum, bu nedir?

- Kumaş...

-İçindeki nedir?

- Askılık...

-İşte konuda odur, kadın askilik değildir, üstündeki kumaş elbisedir, onu tasiyan kadina baktiğinda, Abi...ye, abiii...ye dedirten kadındır. Anladin mi?

.....?

Hele biraz daha buyü anlayacaksin. Setrak abi ile beraber uzun bir kahkaha krizine daha girdiler. Akabinde hoşça kal temennileriyle ayrılıp yola koyulduk, sobaları aldık, gemiye atlayıp bildik sokağın bildik hayat akışına bıraktık kendimizi.

İşte o gördüğüm indirim yazısındaki kelime oyunu, bana geçmişte yaşadığım bu hoş sohbet anının saniye saniye hatırlatıcısı, uyarıcı bir etkisi olduğu için aktardım, aktardım aktarmasına da...

Hani izin aldığını söylediğim dayım vardı ya, o da yakın zamanda rahmetli oldu...

Rahmetli dayım ile rahmetli Setrak abinin cenazesine katılmıştık. O gün aklıma düşmüştü bu olay, dayıma anlatmıştım, yarı güler, yarı ağlar halde anmıştık rahmetliyi...

Öyle ya zaman durmuyor, siz her ne kadar durmasını hatta bazen geriye dönmesini isteseniz de...

İşte o ilerleyen zaman içerisinde, olaylar farklılaşsa da, aktörler, mekanlar değişse de, “Abi’ye” durumu benzer hikayelere konu olabiliyor. Konu başlığında olduğu gibi...

Erkek giyim üstüne satış mağazası olan, sevdiğim bir arkadaşımın yanına uğradım bayram öncesi, yarı bayramlaşma yarı sohbet... Küçük esnaf sıfatını ortaya doğru zorlamaya çalışsa da mevcut piyasa koşullarında ötelemek zorunda olduğu bir hedef olduğundan, “tadı tuzu” gelenle gelenin beraberinde alıp götürdüklerinin hacmi ile sınırlı bir yüz ve ruh hali ile karşıladı beni...

-Vaay, kardeşim hoş geldin..!

-Hoşunu bilmem ama boş geldim, dolu olan kısmım sohbet, cüzdan boş ona göre...

-Olsun, varlığın yeter, ya ikisi de boş gelseydin..?

..........

Neyse, sohbetin siyasi ve ekonomik kısmının tırmandığı bir anda, “cüzdan dolu” ihtimali olan bir müşteri geldi, takım elbise isteğini belirtti, modeller ve renkler arasında gitti geldi, kabine girip bir onu bir bunu denedi ve bayağıda terledi ama bir takımı da beğendi...

Pazarlık kısmı da tamamlandı, kredi kartına taksit yapıldı, terzide son halini> almak üzere yola çıkmış olan pantolon beklenirken...

Ne ikram edeyim size?..dedi arkadaşım...

–Bir çaya hayır demem, ceketi alıp gidecek değiliz ya, pantolon gelip takım olana kadar iyi olur, diyiverdi...Bende ortama uyum anlamında herhalde üçüncü çayımı içecektim...

Baktım şaka kaldırır bir hali var; Pantolon değil, asıl siz elbiseyi giydiğinizde takım olacak, ondan önce, ceket-pantolon hatta yelek, içinde siz yokken askılıktaki bir kumaş yığını, taşıyandan, içindeki adamdan sebep ismi “Takım elbise” diyiverdim...

Gevrek bir kahkaha sonrası; doğru diyorsun hem şerim, dediğini doğrulayan, günlük hayatta o kadar çok askılıkla dolaşan kıyafet görüyoruz ki, haklısın...

Gevrek kahkaha, üçlü ve hatta pasajdan katılan bir iki küçük esnafla beraber artarak devam etti...Çaylar içildi, Hoşça kal merasimi falan derken, benim de ayrılma saatim gelip çatmıştı...

Arkadaşım...

–İyi hoş da, sen benden aldığın takım elbiseleri niye hiç giyip de gelmedin? Diye soruverdi...

Ona, öncesinde size aktardığım anı sohbet kısmını aktardıktan sonra, “Biraz önceki zatı muhteremin, gevrek kahkahasına sebep olan sokak gözlemine örnek teşkil edenlerden olmamak için olabilir mi?..dediğimde kahkahası tekrar başlamış durmuyor, ben hoşça kal deyip uzaklaştığımda da arkamdan devam ediyordu, hay can arkadaşım benim...

Saygılarımla

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 53
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 1671
Kayıt tarihi
: 09.08.07
 
 

"Beklentiler denizinde boğulmaktansa, gerçekler ve gerçekleşenler nehrinde yıkanarak arınmayı tercih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster