Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Aralık '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
268
 

Tarihten bir yaprak

Türk siyasi tarihi ilginç olaylarla doludur. Bu olaylarda, üç kıtaya yayılmış Osmanlı İmparatorluğunun kültürünün etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Hasta denildiği bir süreçte, yedi düvele kafa tutarak kurtuluş savaşını gerçekleştirende bu devlettir. Yapılan devrimlerle gelişmiş ülkelerin bugün dahi erişemediği amaçlar rehber olarak seçilmiş ve birçok alanda reformist hareketler gerçekleştirilmiştir.

Güler yüzlü sol nereden çıktı denildiğinde, bizim kuşağın o tarihsel olayları yaşadıklarını anımsatmak isterim. 1968 de Çekoslovakya başkanı ALEXANDER DUBCEK sol harekette bazı reformumlar yapmaya kalkınca, Varşova paktı ülkelerin tankları Çekoslovakya’ya girdiler. Hareketi dünyada en şiddetli eleştiren lider, sosyalizmi savunan Türkiye İşçi Partisi başkanı Mehmet Ali Aybar olmuştur. GÜLER YÜZLÜ SOSYALİZİM konusunda düşüncelerini açıklamıştır..

Bu eleştiri, Türk solunda büyük tartışmalara neden olmuştur. Mehmet Ali Aybar parti başkanlığından ayrılmak zorunda kalmıştır. Kuramsal tartışmalar bitmek bilmemiştir. Rusya da Gorbaçov ile başlayan reform hareketi, kuramsal tartışmalara yeni boyut kazandırdı.

Solda görülen dağınıklığın, her şeyin bittiğini sananların yanılgısıyla sonuçlanmıştır. Yeni sol veya Avrupa solu, Sosyal Demokratik Hareket olarak kendini bu günlere taşımıştır. Son ekonomik krizle de, kapitalist sistemin kuralsızlığı ve vahşiliği ortaya çıkmıştır. Büyük kitlelerin yoksulluğa sürüklenmesini önleyebilmek için sosyal önlemler alınmaya başlanmış, hükümetler müdahale etmek zorunda kalmışlardır. Demokratik solun, paylaşım kültürü ve insanın refahına yönelik çabalarının, krizle birlikte kapitalist ülkelerde de önem kazandığı görülmektedir.

1968 kuşağı, Türk solunun kuramsal tartışmalarının içinde yoğrularak yetişmiştir. Çeşitli gruplar, kendi savlarını pekiştirmek için toplum yapısıyla ilgili birçok analiz ve sentezler yapmışlardır. Farklı savlar ortaya atılmış olmasına karşılık, temel ilke emek ve sermaye ilişkilerinin düzenlenmesi ve onun üst yapıyı şekillendirme konusu da olduğu görülür.

Ülkenin yönetimiyle ilgili ciddi çalışmalar ve planlamalar yapılmıştır. TBMM de bütçe konusunda yapılan bilimsel eleştiri, büyük yankı yapmıştır. O yıllar, Başbakanı olan Sayın Süleyman Demirel tarafından birçok toplantıda dile getirilmiştir.

Bu gün nerede ise kardeş kavgasına dönüşen Doğu ve Güney Doğu sorununa, sol bir partinin bakış açısını sizlere sunmak için, bilgisayardaki çeşitli sitelerde arama yaptım. 1970 yılında, bundan 39 yıl önce Türkiye İşçi Partisi dördüncü kongre bildirisinde sorun dile getirilmiştir. O tarihlerde Kürt sözcüğünü siyasal bir ortamda ağza alınması bile sakıncalı olduğu halde, Türkiye İşçi Partisi, ülkede yaşayan çeşitli halkların nasıl irdelenmesi gerektiğini ortaya koyabilmiştir.

“ KÜRT SORUNU TÜRKİYE EMEKÇİLERİNİN SORUNUDUR.”

Kürt sorunu 15 yıl içinde uluslar arası bir boyut kazandı. ABD başta olmak üzere, emperyalist ülkeler bölgeye ilişkin hegemonya hesaplarında bu sorunu özellikle değerlendirdiler. Türkiye’nin hemen hemen tüm komşularının da bir biçimde bulaşmış oldukları Kürt sorunu, emperyalistlerin, bölge gericiliğinin ve Türkiye arasında sürdürülen şantaj ve tehdit diplomasının önemli bir unsuru haline getirildi.

Gelinen noktada, Kürt milliyetçi çevrelerin ve yeni dünya düzeni solcularının, Kürt sorununa ilişkin yaklaşımlarının yanlışlığı ve yukarıda ortaya konan eksende önerdikleri çözüm yolunun, Kürtleri yeni çıkmazlara sürüklediği açıktır. Dolayısıyla, Türkiye egemen sınıflarına nefes aldırma ve olanak sunma olarak değerlendirilebilinecek Demokratik Cumhuriyet ve Avrupa Birliğinden medet umma yaklaşımı da, Kürt sorununa çözüm olmaktan uzaktır.

Kürt sorununun çözümü için mücadeleyi emek ve sermaye, yoksul ve topraksız köylülerle toprak ağaları, emperyalizmle hakların kardeşliği arasındaki çelişki ve mücadele ekseninde ele alınmıştır.”

Türkiye İşçi Partisinin o günün siyasal konjonktürüne göre yapmış olduğu bu değerlendirme, bu günün siyasal konjonktüründe de güncelliğini koruduğu görülmektedir. Doğu ve güneydoğu sorununun temelinde geri kalmışlık ve yoksulluk en önemli faktör olarak karşımızda değil mi?

Türkiye İşçi Partisi içerisinde önemli görevler üstlenen rahmetli Prof Dr. Sadun Eren Hoca, ölümünden birkaç yıl önce yaptığı bir konuşmada, ” Kürt halkı, kendi ülkesinde yabancı konumuna düşebilecek şovenci yaklaşımlara fırsat vermez “ dediğini gazetelerden okumuştuk.

DTP nın kapatılmasının ardından Diyarbakır da yapılan toplantıda, eski bir milletvekilinin açıklamalarını gazetelerden okuduk. , “Kürdistan toprakları elli yıldır işgal altındadır“ söylemini okuyunca duraksadım. İrdeledikçe kuşkularım artmaya başladı. Bildiri yayınlayan aydınlarımıza soruyorum. Bu söylemin, sosyolojik anlamı nedir? Siyasal çözümü nasıl olabilir? Kimileri, kimlik sorununu siyasi ranta mı dönüştürmek istiyorlar? Sorunun temeli, geri kalmışlık ve yoksulluk değil ise, nedir? Yıllardır emekçi ve yoksul halkın insanca yaşayabilmesi ve hakların kardeşliğini savunanların bilmediği gerçekler ne ise, açıklanmalıdır artık. Kardeşçe yaşamın devamı için, kamuoyunun aydınlanması çok önemlidir.

21.12.2009

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 97
Toplam yorum
: 23
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 443
Kayıt tarihi
: 07.02.09
 
 

1944 yılında Arapgir'de doğmuştur. İlk ve orta öğretimini Arapgir'de, lise öğrenimini Ankara Gazi Li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster