Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ekim '06

 
Kategori
Perakende / Toptan
Okunma Sayısı
3286
 

Termin sıkıntıları

Termin sıkıntıları
 

Sıkıntıdan maksat, bizim yaşadığımız sıkıntılardır. Yoksa, ülke sınırlarının dışında yer alan büyük yada küçük hangi müessese için termin sıkıntısından bahsedebiliriz ki? Haddimize mi?

Olsa olsa (hatalarımızdan dolayı), karşılarında sürekli olarak küçük düşer, ekstra çalışmak zorunda kalır yada ceza öderiz biz.

İhracat mantığımız, devletimize -o da bazı desteklerinden dolayı- en yüksek seviyede insan istihdamını sağlamak ve asgari kar hadleri ile en kaliteli ürünleri, en düşük bedel karşılığında o markalara teslim etmekti bir zamanlar. Böylelikle onlar daha fazla kar edip kendi müşterilerini biraz daha fanatik hale getirebilsinlerdi. Buydu işte kısaca ihracatımızın en iyi olduğu dönemlerdeki durumumuz.

Termin bilgimiz de, durumumuz böyleyken doğal olarak onların bizden istedikleri tarihten ibaretti. Aslına bakarsak bugün de çok farklı değil. Termin denince, bizden istenilen tarihi anlıyoruz hala.

Kendimden pay biçersem, şu an bir satış ekibindeyim. Üretim bölümüne üretim adetlerimizi geçiyorum ve termin istiyorum. Onlar da benden termin istiyorlar. Sonra ben termin veriyorum. Sonra onlar yine bildiklerini veriyorlar. Sonra durum patrona aksediyor. Üretimi prese alıyoruz bu sefer. Sonra da bir bakıyoruz ki, istediğimiz termini almışız. Sevkiyatlara geliyor sıra. Tabi hezimet. Çünkü çocuk bile 9 ay 10 gün sonra sağlıklı olarak dünyaya gelebiliyor. 6 ayda alın bakalım anne karnından ne sorunlar çıkıyor. Bunun gibi bir şey işte.

Bugüne kadar çok çeşitli çap ve yapılarda girişimcilerle çalışma imkanım oldu. Uzunca bir geçmişim var. Hepsi de termin sıkıntılarını rahatlıkla yok edebileceklerine öylesine inanmışlardı ki! Anlatamam. Basit bir işti onlar için. Meslekdaşlarım beni çok iyi anlayacaklardır.

Oysa gördüklerime, yaşadıklarıma ve okuduklarıma dayanarak diyebilirim ki; termin sıkıntılarını yok edebilmenin yolu, bence ayağını yorganına göre uzatabilmekten geçer. O da ayak ve yorgan hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirir.

Bunun da koşulu öğrenebilmektir. Açık olmak yani. Öğrenmek için de bir öğreticiye ihtiyaç vardır.

Bir de öğreticinin size -yani ihtiyaçlarınıza- uygun olanı lazımdır. Zira yoldan önce yoldaş gelir ya! Bunun için ne istediğinizin detayını bilmeli ve bunu açıklayabilmelisiniz. Şeffaf olabilmekten bahsediyorum. Hem kendinize, hem de dışınızdakilere.

Sonra da teslim olmanız gerekir ki, hızlı bir şekilde ilerleyebilesiniz. Fakat bu arada kaş yapayım derken göz de çıkarmamalısınız. Hep uyanık olmak lazımdır. Kontrol şart tabi. Bu da her halukarda bir sistem kurmanızı gerektirecektir. Kurabilmelisiniz yani. Yine bilgiye geliyor iş.

Biz kısa kısa geçiyoruz ama basit gördüğünüz bir hadise için, neredeyse ciltler dolusu çalışmaya, proseslere, standartlara, ekiplere, eğitime, finansmana ve planlamaya doğru bir yolculuk yapacaksınızdır. Üstelik bunları örgütlemeli ve takımlar oluşturmalısınız. Yani hiç işiniz yokmuş gibi bir de işin içine hem de tam merkezine insan faktörünü oturtacaksınız.

Tabi bir de zaman konusu var. Zaman her zaman pahalıdır. Değerlidir. Ama bu faaliyetlerin size geri dönüşü, eksiklerinizi ve hatalarınızı tecrübe edip düzelteceğinizi de var sayarsak iyi bir tahminle 4 sezon yapar. Yani başladığınızdan itibaren 4 sezon sonra ancak uygulamanızı görebilme imkanınız olacaktır.

Termin böyle bir şey.

Aksini iddia edenleriniz vardır şimdi, biliyorum. Ama nasılsa beni bağlamayacağı için...Nasılsa burada makam, mevki, para yada tatmin gibi bir kaygım olmadığı için rahat rahat diyebilirim diyeceklerimi. Aksini iddia edenlere de diyebilirim ki, yapın o zaman. Yapın ve görelim. Biz yanlışsak düzeltiriz seve seve. Gurur ve kibirin zararını da gördük ya zamanında! İnat etmenin manası yok. Ama o güne kadar ukalayız bilin.

Bilin ki, yapamadığınız ve beceremediğiniz her gün hep birlikte rakiplerimizin ekmeğine yağ sürmeye devam ediyoruz. Bir müşteri daha... Bir müşteri daha kaybediyoruz belki... Müşteri müşteri gidiyor paracıklar... Yapamayan diye tabi size diyeceğiz. Sizin şirketinizde sizden daha yetkili başka kim var ki? Sizin çözemediğinizi diğerleri nasıl çözsün?

Toptan satış yapanlar! Müşterilerinizi bir düşünün. Sizin bir tüketici olarak aralık ayında giyeceğiniz bir kabanı, müşterilerinize eylül ayında satmaya çalışmanızın manası nedir? Basit. Üretmişsinizdir ve ödemeleriniz vardır. Bu sebeple elinizin sağlamlığına göre zor kullanıyorsunuzdur. Hatanızın valörünü müşterinize ödetiyorsunuzdur.

Yada, sizin bir tüketici olarak eylül ayında giyeceğiniz interlok yada 2 ip ürünleri kasım ayında sevketmenizin sebebi nedir? Çok açık. Üretememişsinizdir. Ama stoğa da tahammülünüz yoktur, yine elinizin sağlamlığına göre ceremesini müşterilerinize kesiyorsunuzdur.

Son olarak bir atasözü vereceğiz. "Söz ola kese başı, söz ola kese savaşı!" Söz, önemli bir şey demek ki. Termin de nihayetinde bir sözleşme, bir akit, bir söz verme meselesiyse eğer... Sözünü tutamamanın bizim gibi erkek erkek dolaşmayı seven, bununla da övünen bir millet için ne boyutta rahatsızlıklar yaratacağını varın siz düşünün.

Bu piyasa ve bu müşteri, gün gelir adamı hesaba çekmesini de iyi bilir. Allah affeder, müşteri affetmez. Bir bakmışsınız Zara'cı olmuşlar, Nike'çı olmuşlar... Hey gidi günler!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1293
Kayıt tarihi
: 18.10.06
 
 

Evli ve 2 çocuk babasıyım. Üniversite terkim. 17 yıldır tekstil sektöründeyim. Ama konuşmak ve yazma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster