Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Kasım '07

 
Kategori
Teknoloji
Okunma Sayısı
501
 

TIME 2007 güncesi 1

TIME 2007 güncesi  1
 

Pazartesi akşamı TIME etkinliğine izleyici MB yazarı olarak katılabileceğimi müjdeleyen elektronik postayı alınca dünyalar benim oldu. Buradan sevgili editörlerimize ve Milliyet blog ailesine çok teşekkür ederim.

Önceden interproforum.com daki TIME 2007 programını incelemiş ve " Geleceğin TIME kuşağı ve yeni yaşam senaryoları" adlı iki workshop dizisi fena halde kafamı kurcalamaya başlamıştı. Bu duygularla Tıme diye bir blog yazmıştım.

O gece oturdum, heyecanla gelecek yüzyılda nelerin değişebileceği konusunda tatlı hayallere daldım. Otuz yıl sonra kişisel bilgisayarlar artık vücudumuza eklemlenen organik protezlere dönüşürler ve bizden aldıkları ısı enerjisini kullanırlar ve belki de yaydığımız beyin dalgaları ile aç ve kapa butonlarını ( tabii o zaman buton gibi bi şey de olmaz) çalıştırırlar diye kurgular yapmaya başladım. Komik imgeler beliriyordu gözümün önünde. Örneğin el parmakları bilgisayar protezinden oluşan bir yarı makine insan. Bunları hep filmlerde görmedik mi diye bir taraftan da daha çılgın, sınırsız hayallerin peşinden koşmaya başlamıştım. Evet filmlerde görmüştük ama o zaman gerçekleşmesine bu kadar yakın olmadığımızdan fantastik birer tip olarak kabul etmiştik. Sonra dedim ki kendine gel. Bir MB yazarı olarak gideceksin oraya, donanımın tam olmalı...

Hemen İmge Kitapevinin tablasından taze taze aldığım "Geleceğin Kısa Tarihi" adlı kitabı okumaya başladım. Yazarı Jacques Attali. Yazar gelecekten bahsediyor ama geleceği anlamak için de ille geçmişe dönmek gerektiğinden taa pirimatlardan başlayarak homosapiens sapiense gelinceye kadar gelmiş geçmiş ne kadar ilkel formumuz varsa sayıp dökmesine de meraktan sesimi çıkarmadım. Gece saat 3.30 olduğunda ben kitabı yarılamış ama henüz geleceğe değil İstanbul'un fethine bile gelememiştik. Ayrıca öyle her okuduğumu da kabul eden bir insan olmadığımdan başladım sayfaları soru işaretleri çarpılar ve kızgın cümleciklerle doldurmaya. Baktım olmayacak, -asla kitapların sonuna bakamam- bıraktım okumayı.

Gece uyku tutmadı, rüzgar vardı sanırım. İnternet ve google sağ olsun... Sabah Taksim'e ancak 2 saatte ulaşabildim.Yollar kilit olmuş. Böylece fotoğraf sanatçısı Ender Enön'ün 3D fotoğraf gösterisini de kaçırmış oldum. Sonra gece kılı kırk yararak incelediğim ve işaretlediğim oturumları unutuverip, görkemli Dolmabahçe salonunun çekiciliğine kapılarak hemen bir koltuğa yerleştim. Oysa "çok hızlı internet'in getirdikleri" konusunda epeyce bir araştırma yapmıştım gece. Birden hatırlayınca Bhosphorus salonunun yolunu tuttum.

Tellcom adlı bir firmanın sunumuydu " çok hızlı internetin getirdikleri". Ben sunum başında Tellcom'u hep telekom diye algıladığımdan, düştüğüm kavram kargaşasına da anlam veremiyordum. Çünkü " yerleşik operatörlerin pazar payının en yüksek olduğu ülke Türkiye ve rekabetin olmadığı ortamda, son kullanıcıya hız olarak en yavaş ve en pahalı olan ülke Türkiye" sözcükleri çarpmıştı kulağıma. Önce telekomcular özeleştiri yapıyor da grevdeki işçilerle uyuşmaya gidilecek galiba diye sevinmiştim. Meğer yerleşik operatörün( Telecom'un) dışında başka operatörler de varmış.

Bu Tellcom ile şehir dışı ve yurt dışı aramaları yapılıyormuş. Konuşmacılar geniş bant aralığına geçilmesinin önemini vurguladılar. Fiberoptik alt yapı yatırımı için en uygun zaman olduğunu da söylediler.

Sanırım şimdi kullanılan bakır kablolar gerekli band genişliğini sağlayamıyor. O nedenle daha geniş bandlar taşıyabilen fiberoptik kablo ağı isteniyor.

Adsl, sabit telefon hatlarını ve kablonet ise sabit kablolu Tv alt yapısını kullandıkları için üreticiye yükü azmış ve böylece en düşük alt yapı ile en yüksek kullanıcı sayısı sağlanması bu sayılan kurumları karlı yapıyor.diye okumuştum o gece. Bir gerçekliğin değişik iki yorumu...Ama Adsl kullanımında en pahalı ülke olduğumuz da gerçek değil mi?

Bir günde 171 milyar adet e-mail gönderildiğini öğrendim bu oturumda. skypi'nin 250 milyon kullanıcısı varmış. Ve emektar msn'nin de Türkiye'de ciddi derecede yüksek sayıda kullanıcıs varmış. Feysbuk'da günde 14 milyar foto girişi varmış. Ayrıca artık gurur mu duyacağımı, yoksa şaşıracağımı bilemediğim bir haber de feysbuk ve Türkiye üzerine. Amerika ve Avustralya hariç tutulursa Türkiye en çok feysbuk kullanılan ülkeymiş. Youtube ise dünya üzerinde yaşam evresinde en hızlı gelişim sağlayan platformmuş. Sosyalleşme ile birlikte internette yaşamı paylaşmak anlamak, görmek...

Evet görmek deyince bu tür iletişim sistemlerinin insanlara bilinç kazandırdığını deneysel olarak öğrenişim geliyor usuma. O Irak savaş esirlerinin fotoğrafları; internet olmasaydı dünyaya nasıl yayılacaktı. Önceki bloğumda da yazdım. O fotolar bir insanın onuru ile oynanmasının en canlı ve iğrenç deliliydi ve o anda nefret etmiştim dünyadan.

Anlatılanların hepsini yazmamın olanaksız olduğunu hissediyorum şu an. Tellcom'dan Yiğit Bektaş ve Biltor Uluçay "hızın olmadığı bir dünyanın neye benzediğini" gösteren güzel bir kovboy filmi fragmanı ile tamaladılar sunumlarını.( devamı var)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 566
Toplam yorum
: 1972
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1309
Kayıt tarihi
: 11.07.06
 
 

Edebiyatla ilgileniyorum. Ayrıca amatörce belgesel film çalışmaları yapıyorum ve kültürel etkinlikle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster