Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Nisan '10

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1310
 

Türkler, Ermenileri bu çocuklar mı katletti(!)?

Türkler, Ermenileri bu çocuklar mı katletti(!)?
 

Ermenileri 1915'te bu çocuklar la mı katlettik?


Ermeni Soykırım iddiaları, Osmanlı Türkleri Ermenileri bu çocuklar mı katletti (!)?

Batılıların Çanakkale'de Yenilgisinin ve Haçlı Ezikliğinin KARALAMASI VE İntikamıdır...

Yıl 1915, Mart 18, Çanakkale Boğazına Dünyanın en güçlü orduları donanmaları geldi, öyle büyük bir savaş başladı ki antik çağın Truva-Helen savaşının modern yüzyıldaki versyonuydu bu. Yüzbinlerce asker iki taraflı olarak yığılmıştı Çanakkale boğazına, Osmanlı tüm savaş gücünü yığmıştı buraya.

Savaş başlamıştı, ve bir tarafta Dünyanın en büyük ve güçlü ordusu İngiliz Ordusu ve donanması, fransız Ordu ve Donanması, Britanya Hindistanı Ordu ve Donanması, Anzak güçleri Osmanlı Ordısuna saldırıyordu. Osmanlı'nın en çok istediği bir an evvel bu belayı defetmekti. 1915 te başlayan yangın aylar sürmüş, 1916 yılında Osmanlı Orduları zaferi kazanmıştır. Osmanlı tüm gücünü ve osdularını burada kullanmıştı, o kadar çok insan kaybetmiştikki erkekler ya ölmüş ya yaralıydı, savaşa 12-13 yaşlarında eli silah tutsada savaşmayı bilmeyen tahta ilkel oyuncağını yeni elinden bırakan askerlerimiz savaşmak zorunda kalmıştı.

Savaşmayı bile bilmeyen bu gencecik fidanlar anaları, bacıları, vatanları ve bayrakta Allahı simgeleyen hilal ve peygamberi simgeleyen yıldız için canlarını vermişti.

Şimdi biz ulus olarak ve Ülke olarak Ermeni soykırımını tanıyan Haçlı Batılılara, uşaklarına neden bağırmıyoruz?

"BİZ 2-3 MİLYON ERMENİYİ BU ÇOCUKLARLAMI KATLETTİK?" DİYE

"MADEM ERMENİLERİ 1915 TE KATLETTİK, ÇANAKKALE'DE OSMANLI ORDUSUNDA ÖLEN ERMENİ ASKERLERİ SALAK MIYDI?"

Hayır, soramıyoruz, bağıramıyoruz çünkü kulakları bizim haykırışlarımızı duymaz onların.

Duysaydı Srebrenitsa'da duyarlardı 15-20 bin( TÜM BOSNADA 250 BİN ) insanın sırf müslüman olduğu için katlediliş çığlıklarını,

Duysaydı Sabra ve Şatillada, Fellucede duyarlardı silahsız binlerce ( tüm Irakta 100 bin )masum Müslümanın üzerine kan kusarken,

Duysaydılar Karabağda duyarlardı binlerce Azeri kadına tecavüz edip Karabağ Ermenileri çocuklarını keserlerken .

Dünya tarihini açıp okuyun, her on yılında haçlıların ve batılıların her kıtada akıtııkları masun kanlarını bulacaksınız.

Onların Haçlılarla başlatıkları akıttıkları masum Müslüman, Türk, Hintli, Afrikalı, Kızılderili, Aztek, Maya, İnka, Japon kanlarından ATLAS OKYANUSU kıpkırmızı olurdu.

Batılılar En çok Müslüman Türklerden nefret ederler, çünkü "tarihte en çok Türklere karşı yenildiler, Türklere karşı ezildiler, en çok Türklerden korukuyorlar, bir gün bunlar uyanırda okey masalrından, tavladan, dizilerden kafalarını kaldırırda memleketleri için tekrar çabalamaya, OKUMAYA, çalışmaya ve ADALET İÇİN tekrar KANLARINI VE CANLARINI SEVE SEVE FEDA EDERLERSE DİYE.

Türklük bir ırkın adı değildir, Türklük, zalim batılılara ve onların Bosna'da, Filistin'de, Felluce'de, Afganistan'da, afrika'da, Asya'da heryerde ki zulmlerine, sahtece değil gerçekten "One Minute " deme cesaretini gösterebilmenin ve adaletin adıdır...

Saygılarımla

Ayhan Özcimbit

Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son Haçlıları kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana kucağını açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 722
Toplam yorum
: 418
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 3681
Kayıt tarihi
: 23.01.09
 
 

A.Ü İktisat Fakültesi mezunuyum, daha önce Kazakistan ve Hollanda'da eğitmenlik ve tercümanlık iş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster