Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ekim '08

 
Kategori
Dilbilim
Okunma Sayısı
1258
 

Ufuk Kesici ile blog sohbeti

Ufuk Kesici ile blog sohbeti
 

okur aptal değildir


Ufuk arkadaşım, bir yazısına yazdığım yorumu, sayfasında yazdığı bir blogda yanıtlamış. Yazısının sonunda da “yeni yorumlarını bekliyorum sevgili dost ZELİN:” diyor. Olur mu şimdi? Arkadaşımız zahmet edip bir blog yazacak benim için, ben de bu bloğun altına bir yorum düşeceğim. Sen beni evinde ağırlayacak, bana çay kahve ikram edeceksin; bense giderayak, kapıda, “bi biskrem versem ?” diyeceğim. Olmaz tabi. “Siz de buyurun...bir acı kahvemizi ya da ne bileyim bir “acı çay”ımızı için falan denir herhalde.. Ha... biskrem olacaksa olsun çayın yanında.. Ama çay şart!

Çaylarımızı içerken, bir yandan da sohbetimize devam ediyoruz. Nerede kalmıştık efendim ? Evet, diyordunuz ki: “Beni okuyanlara “Okur” dediğimde kendimi de zorunlu olarak “yazar” olma “onuruna” yükseltmiş oluyordum... Öyle ya, beni okuyan kişi “okur”sa ben de dolaylı olarak artık “yazar”dım... (...) Fakat gerçekte ben bir “yazar” mıydım ?.... Yoksa “Yazıcı” mı?”

Burada duralım. Çünkü ben “okuyucu” değil, “okur”sam, bir “yazıcı”nın yazdıklarını okuyarak zaman harcayamam. Ayrıca siz “yazar” olduğunuzu düşünmeseydiniz, “dilbilim” kategorisinde yazmaya kalkışmazdınız. Bir “yazıcı”nın “dilbilim” kategorisinde yazdığı nerede görülmüş ? Bir “yazıcı”, herhangi bir bilgiyi dikte edendir. Askerde “yazıcı” vardır, Üsküdar’da “yazıcı” vardır... Şarkısı bile var yazıcının... Katip denirmiş eskiden... Selda da bir şarkı söylüyordu, anımsarsınız. “Katip hallarımı yaz yare böyle!” diye... Aşık söylüyor, yazıcı dikte ediyor.

Bu “yazarlık” konusunu neden takıntı yaptığınızı anlayamıyorum. Bazıları çöpten adam resminden başka resim çizemez; bazıları güzel resim yapar, bazıları ressam olur. Ama çok seçkin ressamlar sanatçı olur. Yazı konusu da aynı.. Bazıları adını soyadını zor yazar, bazıları güzel yazılar yazar...bazıları yazardır; ama çok seçkin yazarlar sanatçı olur. Koca Nobel almış Orhan Pamuk sanatçı mıdır değil midir onu edebiyat ve sanat eleştirmenleri belirlesin... ben bunu bilemem; ama bana göre o, elbette bir yazardır. Yazdıkları size doğru ya da yanlış gelebilir, ama mademki birilerinin söylediğini dikte etmiyor, mademki yüreğinden geleni yazıyor, tabi ki yazardır. Örneğin, Marmaris’in Ressamı... ABD'nin ısmarladığı tabloyu yirmi sekiz yıldır çize çize bitiremeyen bu kişiye “ressam” diyoruz da bunca güzel yazılar yazan size neden “yazar”, bana da “okur” demiyoruz ?

Çay ?

Şeker ?

Yanında bisküvi alır mıydınız ?

Geçiyoruz, yazınızın “dilbilim” bölümüne. Okur sözcüğünü inceliyorsunuz ilkin... Yapı bakımından, tabi. Bu sözcüğün bir eylemsi olduğunu söylüyorsunuz. Ben tamamlayayım: Eylemsilerden ORTAÇ. Yani sıfat-eylem. Okur, yazar adam örneğini de veriyorsunuz. Ne kadar adlaşmış olsa da “OKUR” sözcüğünün sıfat olduğunu; oysa “OKUYUCU” sözcüğünün, -ucu ekiyle türetilmiş bir sözcük olduğunu, o ekin genellikle ad türettiğini söylüyorsunuz.

Oysa –ici eki de eklendiği kökü sıfat yapar. Oku-y-ucu, gör-ücü, sat-ıcı, yaz-ıcı...(burada da adlaşmış sıfat) Örnek: Oku-y-ucu kadın (şarkıcı), yaz-ıcı er , it-ici resim, uç-ucu gaz... vb.

Okur ile okuyucu arasındaki yapısal fark, “okur”un eylemsi (sıfat eylem) ve adlaşmış sıfat olması, “okuyucu”nun ise eylem kökünden türemiş adlaşmış sıfat olması. Sizce de böyle değil mi ? Demek ki her iki sözcük de “...laşmışlardan”! İkisi de sıfat...

Ben, dilbilim açısından bir hata görmüyorum “okur” sözcüğünü kullanmakta. Geriye anlamca irdelemek kalıyor bu iki sözcüğü. “Okur” ve “okuyucu” sözcüklerini yan yana getiriyorum. Sırayla anlamlandırıyorum kafamda. Okur bir eylem içinde görünüyor gözüme... Okurken takıldığı yerlerde sözlükler, ansiklopediler karıştırıyor, notlar alıyor... Okuyucu ise oturmuş bir masaya, izleyicilerin görmediği bir yere bakarak, ana haber bültenini okuyor. Araya bir iki konuk ya da görüntü girince, okuyucu... oluyor size sunucu!

Evet arkadaşım, çayınızı tazeleyeyim mi ? Gelelim sizin yazarlığınıza... Evet, okuyorum yazılarınızı. Şu en son yazdığınız yazı var ya... Hani “Bir bez parçası ve üç resepsiyon...” başlıklı yazınız... Hani, “Ne dersin okur ?” diye bitirmişsiniz... Eğer “Ne dersin okuyucu ?” diye sorsaydınız, yanıt vermez, susardım. Ama “Ne dersin okur ?” diye soruyor, beni düşünüp, irdelemeye zorluyorsunuz. Bu soru ciddi bir soru...Öyle hemen yanıtlanacak bir soru değil. Meditasyon gerektiriyor :) Peki ama “Ne çağrışım yaptırdı bu "Bir bez parçası ve üç resepsiyon" yazım sana ?” diye sorarsanız şöyle diyebilirim:

Yunus Emre’nin bir sözünü çağrıştırdı... “Nice insan gördüm, üstünde urba yok, nice urba gördüm, içinde insan yok !” diyen Yunus, ne güzel söylemiş... Yani...ne demek mi istedim şimdi ben ?

Okur aptal değildir; arife tarif gerekmez.

Zelin Artuğ, İstanbul

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

iyi yazmışsınız... Sağ olun... Akıllı insan bu devirde zor diyordum hele burada da siz ve Tülin Hanım beni haksız çıkardınız... Ben "YAZAR" ım kabul.... Sizce onaylandıktan sonra... Sağ olunuz... (Dilbilim konusunu umarım bir reelde konuşuruz...) Saygımla...

UFUK KESİCİ 
 02.11.2008 12:21
Cevap :
Siz de sağolun. Akıllı insanlar var arkadaşım, her devirde var.. Siz de biliyorsunuz ki dağıtıldılar, sindirildiler.. Örselendiler... İşkenceler gördüler.. Bazılarının beyinleri dumura uğradı... En çok da yalnız bırakıldıklarını düşünüp, vazgeçtiler! Yazılarınızı beğenerek okuyorum. Bazı blog arkadaşlarımın yazılarını da... Dilbilim konusuna sizin yazınız üzerine şöyle bir dokundum, çok da önemsememek gerek. Bir yerde Yusuf Çotuksöken'le karşılaşmış, şu soruyu sormuştum: "Masadaki kitap, tamlamasında, "masadaki" sıfatının türü nedir ? Niteleme mi, belirtme mi ? Belirtme ise gösterme mi, belgisiz mi ? Araştırıp söyleyecekti. On yıldır yanıt bekliyorum. Çok da önemli değil gördüğünüz gibi.. Hayat devam ediyor:)) Dilin felsefesini umursamıyor insanlar, ezbere takılıp gidiyorlar. Güzel yazılar yazın siz, ben okurum. Masadaki kitap neyse ne ! Sevgiler...saygılar..  03.11.2008 0:39
 

Sevgili Zelin, siz hârika birisiniz. Hem üslubunuz, hem de bilgi birikiminiz nedeniyle kutlamak istiyorum sizi. Ufuk Kesici'nin o yazısını okumuştum. Yazarlar eskiden ' kari ' diye söz ederlerdi. TDK'daki tam karşılığı; okuyucu, okur olarak geçiyor. ' ikra, kari, kıraathane ' hep aynı kökten türemiş zaten. Her şeyin anlamı hızla değişiyor; okuma evleri okey evleri oldu yıllar önceden. Çok uzattım:-) Bence de Ufuk bey gerçek bir yazar. Aslında aynı zamanda gerçek bir şairdir de. Umarım birgün şiirleriyle de selâmlar bizleri. Sevgiyle...

Tülin Aksoy 
 01.11.2008 22:29
Cevap :
Sevgideğer Tülin, fırsat buldukça yazılarınızı okuduğumu ve Sevgideğer Ufuk Kesici gibi sizin de gerçek bir yazar olduğunuzu düşündüğümü bilmenizi istiyorum. İzin verirseniz, benim de bilmek istediğim bir şey var. Sigarayı hayatınızdan temelli çıkardınız mı ? Ben de etimoloji sözlüğüne baktım okuyucu sözcüğü için. Okuyucu, "düğüne çağırmakla görevli kimse" demekmiş. Okunculuk diye de bir sözcük var. Anlamı," Düğüne çağırmak için gönderilen armağan." Dil bir okyanus... Birikse birikse bir kova bilgi birikiyor o okyanustan.. Ben, ağaç sözcüğünün basit yapılı olduğunu sanırdım eskiden. Meğer "ağmak"tan türemiş...Bütün ayrıntıları nereden bileceğiz ? Belleğin de bir kapasitesi var, değil mi? Sevgideğer Ünal Şöhret Dirlik'le sohbetinizi de keyifle okumuştum. Babanızın gömleğindeki mürekkep lekesi ve diğerleri..Siz de harikasınız Tülin. Sevgiler...Gönül dolusu..  02.11.2008 0:02
 

Ne kadar misafirperver, ne kadirşinas, ne kibar ve erdemlisiniz Zelin Hanım. Bir 5 çayına gelip unuttuğum misafirliklerin en güzelinde ihya olmak isterdim. Selam ve sevgiyle...

Mehmet Sağlam 
 01.11.2008 13:44
Cevap :
5 çayı ? Porselen fincanlarda... Hem de İngiliz usulü... Boşverin onu. Alaturka çay olsa ? Şöyle çelik çaydanlıkta demlenmiş, tavşan kanı, pırıl pırıl, küçük cam bardakta... Çaydan önce, mis gibi kokusu dolduracak mekanı.. Bir yudum içiyorsunuz, sonra güzel sohbetinizle asıl siz, bizleri ihya ediyorsunuz. Neyse...dost meclisimizin kapıları her daim açıktır. Buyrun efendim, sizi de bekleriz. Selamlar ve sevgiler size..  01.11.2008 15:26
 

Bu ne böyle yahu. Bir o davet eder, bir bu. Beraber çay kahve yanında da bisküvi. Bizim başımız kel mi? Vallahi ben de geldim. Siz tartışın daha, ben sizin saçtığınız bilgi kırıntılarından faydalanırım. Muhabbet güzel vallahi. Saygılarımla...

Engin Şahin Karadeniz 
 31.10.2008 14:39
Cevap :
Sevgideğer arkadaşım, "muhabbet kadimdir insan içinde/zira can severiz biz can içinde/kırklar meydanında irfan içinde/muhibban ceminde güldür muhabbet" ve "dost meclisimize hoş geldiniz!" diyor, size de yer gösteriyoruz sevgi ve saygıyla... Öyle kenarda durmak yok bizim dost meclisimizde. Bizim de sizden öğreneceğimiz çok şey vardır. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Çayınız demli mi olsun efendim ? Bisküviyi boşverin... Karnınız açsa, reyhanlı bulgur pilavımız da var, yanında da ayran.  31.10.2008 17:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 798
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 994
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster