Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ocak '15

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
2081
 

Üvey ana

Üvey ana
 

Öncelikle bu yazıyı anneler gününde yayınlamayı çok istediğimi belirtmek isterim. Ama ben her anneler gününde maalesef çok duygusallaşıyor, içime kapanıyor ve yazamıyorum. Çünkü ben pek çoğunuzun "üvey ana" olarak nitelediği kişilerden biriyim. Bu yüzden eşimle evlendiğmde, onun bütün ailesi tarafından dışlanmış, hatta eşimin evliliğini bile sonlandırmakla suçlanmıştım. Aslında herkes bunun gerçek olmadığını biliyordu, ancak eşimin boşandıktan kısa süre sonra benimle evlenmiş olması, eski eşinle yeniden bir araya gelme şansını tamamen ortadan kaldırınca, beni bir şekilde suçlamışlardı.

Eşimle evlendiğimde cici oğlum henüz 3 yaşındaydı. Aslında ona üvey ana değil, cici anne olabilmek için bir annenin verebileceği özveri ve fedakarlıktan daha fazlasını vermem gerektiğini biliyordum. Fakat bana yaşatılan haksızlıklar öyle bir hal almıştı ki, sinirlerim tamamen alt-üst olmuş, bu yüzden acilen psikolojik destek almaya başlamıştım.

Kendi çocuğuna yaramazlık yaptığında "Of yeter" desen de "kendi cocuğu karışmayın" derler. Ama işin içine üveylik girince, hayat farklılaşıyor. Yedirdiğin yemekten, yatırdığın saate, sesinin tonundan, giydirdiğin kıyafete kadar herşeyi mercek altına alıyorlar.

Mesela kıyafetin ve oyuncağın en güzelini aldım, yemeğin en lezzetlisini yaptım, evi her zaman temiz ve düzenli tuttum, tatilin en eğlencelisini gerçekleştirmek için elimden geleni yaptım. Ama sonuçta evin temizliğine "bağışıklık sistemi onun yüzünden bozulacak, evi çok temizliyor" dediler, güzel kıyafetler, tatil ve oyuncaklar için "şımartıyor" yemek için ise, "o kahvaltıyı yedirmek için sabahın köründe uyandırıyordur" dediler.

Küstüm, içime kapandım ne yapsam insanlar bunu yanlış yorumluyordu ama cici oğluma bunu belli etmemek için çok direndim. Sinirlerim çok bozulmuştu, bazen ona sesimi yükselttiğim de oluyordu. Sırf bu yüzden yemeğini verip odama kaçtığım, onu görmeye korktuğum anlar yaşadım.

Eşimle cici oğluma bir kardeş düşünmüştük. Fakat muhtemel bebeğimi pahalı olduğu için cici oğlumla aynı okula gönderemeyeceğimi öğrenince bu fikirden vazgeçtim. "Cici oğlumu kıskanmam ona büyük haksızlik olur" dedim. Aldığım karar zor gibi de görünse, bir gün kendi çocuğuma eşit eğitim imkanı sunamadığım için cici oğluma olan sevgimin azalmasından korkup ikinci çocuk fikrinden vazgeçtim. Çok şükür eşim de bunu olgunlukla karşıladı.

Elbette kendime ait bir çocuk fikrinden vazgeçince, bütün gücümü, hassasiyetimi ve sevgimi cici oğluma aktardım. Tabii haliyle bu durum oğlumun gerçek annesinin içine sinmedi ve onu gorüş günlerimizi kısa bildiğince kıstı, aksi takdirde mahkemeye gidip velayetini almakla tehdit etti bizi.

Ben bir üvey anneydim, ona hamile kalmak için sabırsızlanmamış, onu dokuz ay canımda taşımamış biri olarak annesine hak verdim. Çünkü biliyorum, doğada her canlı kendi kanından annesi ile büyümeli. Öte yandan annelik her iyi kalpli kadının içgüdüsüdür! Ve ben de o içgüdüye sahiptim. En azından yanımda büyümeyeceğini bilsem de, minik oğluma her geldiğinde kollarım ve kalbim açık olacaktı.

Büyürken her çocuğun yaptığı hatalara benim oğlum da düştü. Yaşının verdiği unutkanlık her zaman bize pahalıya patladı mesela. Defalarca kaybettiği spor çantası, yüzlerce doları gözden çıkarıp aldığım düzineler dolusu kazak, ceket, hatta pantalon (eve spor pantalonu ile geldiğinde spor odasında unuttuğu o pantalonun üzerine soğuk bir bardak su içmeyi çok zaman önce öğrendim), hatta her sene rugby egzersizinden sonra giymeyi unuttuğu botları bizim için gerçek anlamda gereksiz harcamalar listesiydi! İşte unutkanlık döneminde sesimi yükselttiğim anlar da oldu. Yani maalesef insan taş olsa çatlar böyle anlarda. Fakat bir gün, öyle garip birşey oldu ki, ona olan davranışlarımı adeta baştan yarattı.

Cici oğluma okulunda açılan noel pazarından alışveriş yapması için para vermiştik. Bütün parası ile yemesini minimumda tutmaya çalıştığımız şekerlemelerden alıp, bir güzel mideye indirmiş. O gün elinde 25 kuruş değerinde bir şekerleme ile gelip, 10 Avro ile bunu aldığına bizi ikna etmeye çalıştı. Ben ise bize doğruyu söylemesi için ısrar ediyordum. Sonunda sabrım taşıverdi ve ona "neden doğruyu söylemiyorsun" diye bağırdım. Bir anda gözlerinden yaşlar adeta sel gibi döküldü ve "doğruyu söylersem bana çok kızacaksın annecim" dedi.

İşte o gün hayatımın miladı oldu!

Ona sesimi yükselttiğim anlar gözümün önünden adeta film şeridi gibi geçti. Ben ona üvey ana değil, cici anne olmaya çalışırken bile ne çok hatalar yapmışım. Cici oğlumun önünde diz çöktüm ve ona "Yavrum çok haklısın. Sana bağırmak benim en büyük hatamdı ama sana söz veriyorum düzelteceğim bunu. Anne ve babaların görevi, gerçek ne kadar zor olsa da doğrular karşısında soğukkanlı davranıp, çocuklarına yol göstermektir. Seni asla bir daha yalana teşvik etmeyeceğim, söz veriyorum! Ama sen de bana söz ver, bundan sonra cesurca doğruları söyleyeceksin. Eğer sana sesimi yükseltirsem, bana lütfen hatırlar, hemen senden özür diler, olması gerektiği gibi davranırım. İnsanım, anne de olsam, hata yapabilirim" dedim.

O günden sonra cici oğlumla uzun sohbetlerimiz başladı. Ona her zaman hataları ile ilgili aktarımlarda bulunurken, her zaman cümleme bu davranışın yaşının bir gereği olduğunu hatırlatarak başladım. Hiçbir zaman ona "yalan söyleme" demedim, daima "doğruları konuşalım" dedim.

Yüzlerce dolarlık kıyafetleri hala alıyorum; çünkü o bir daha çocuk olmayacak ve gücümüz yeterken onu mutlu etmek benim en önemli görevim. Hala bazı şeyleri kaybettiği ya da zarar verdiği oluyor, ama en çok kaybetmemeyi ve zarar vermemeyi öğreniyor. Senede bir kere kaybettiyse veya birşeyleri kırıp-bozduysa, senenin diğer kısımlarında kaybetmiyor, bozmuyor. Hatta ona güvendiğimi göstermek için en sevdiğim eşyalarımı ona arkadaşlarına da göstersin diye verdim ve her defasında hiç kaybetmeden geri getirdi.

Pizzayı, pastayı, makarnayı çok sever. Hepsini kendi ellerimle yaparım, ama pizzadan bir gece önce önüne koyduğum bir tabak dolusu sebze yemeğini beni üzmeden yemesi karşılığında elbet! Pastayı, meyve salatasını bitirmesi karşılığında pişiririm. Akşam sofrayı kendisi hazırlar, yemekten sonra tabağını bulaşık makinesine yerleştirmeyi bile öğrendi.

Evimizde TV kanalı yoktur ve ayrıca bilgisayar oyunları asla oynanmaz. Ama bunun karşılığında hep birlikte haftada bir onun da heyecanla izleyeceği bir film seyrederiz. Bol bol oyunlar oynarız ve gece yatmadan evvel eğer bizim yanımızda biraz daha oturmak istiyorsa, bizim gibi eline kitabını alır bir köşede biz kitabımızı okurken o da kendi kitabını okur.

Ebeveynleri olarak ona danışmadan onun adına asla hareket etmeyiz. Onun daima fikrini alır, kendi görüşlerimizi ona aktararak hareket ederiz. Eğer bir şeyi o olmadan planladıysak, bunun zorunluluğu hakkında ona konuşur durumu izah ederiz. Ertesi gün giyeceği kıyafetler konusunda da ona danışır, renk uyumları ile ilgili ona yardımcı olurum. Kıyafetlerini daima onun sevdiği favori renklerden seçerim.

Hayatımda asla kabullenemeyeceğim tek şey ise, onun kılına dahi zarar gelmesidir! Diyebilirim ki, cici oğlum dünyada en değer verdiğim insanın, yani eşimin bana güvenerek teslim ettiği en önemli, en kıymetli ve en özel hediyedir. Tam yedi senedir bana "anne" diyen oğluma üvey ana değil, cici anne olabilmek için, en az gerçek bir anne kadar büyük bir özveri, fedakarlık ve sabır gösterdiğimi rahatlıkla söyleyebilirim.

Son sözlerim bütün ebeveynlere :

Çocuğunuza bağırmayın! Hele ki sakın onları dövmeyin! Onlara hakaret etmeyin! Asla onların yanında küfürlü konuşmayın! Onları başkalarının çocukları ile mukayese edip, küçümsemeyin. Kesinlikle çocukların yanında kavga etmeyin. Çocuklarınız en çok size güvenir, en çok sizin yanınızda huzur bulur ve sadece size sığınır. Eğer en güvenmesi gereken kişiler olarak onları döver, sesinizi yükseltir, hakaret eder, cezalar verirseniz, çocuğunuzu sadece hayal kırıklığına uğratmakla kalmayıp, onu yalan söylemeye dahi teşvik etmiş olursunuz.

Sözleriniz ve davranışlarınız uyum içinde olmalıdır. Çocuğunuza "dişini fırçalamanın önemi" hakkında bir saat nutuk çektikten sonra, siz dişinizi firçalamazsanız, bütün nutuk çöpe gider. Çünkü sizin davranışlarınız çocuğun gözünde en önemli yasadır!

Çocuğunuz küfür ediyor diye, dudağına şaplatacağınıza, çocuğunuzla aynı evde yaşarken ettiğiniz küfürler için kendi dilinize acı biber sürün!

Çocuk yapmak kolay, bakmak ise zordur! Çocuk yetiştirmek gerçek bir psikolojik sanattır!

Bir cici anne olarak diyorum ki, çocuklarınızı sevgiyle büyütün, ona fiske bile vurmadan, tabii ki bazen sesiniz yükselebir, az evvel de dedim, hepimiz insanız, ama lütfen sonra toparlanın ve çocuğunuzdan özür dilemeyi bir tabu olarak görmeyin.

Ve ona sarılın, onu ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin. Çünkü anne ve babasının kendini sevdiğini ve takdir ettiğini duymak bir insan yavrusu için en az yeme, içme, kıyafet, eğitim ve barınma kadar önemli bir temel ihtiyaçtır.

Victoria Toumit

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu paylaşımlarla bana o güzel hayatı hediye etmiş gibi oldunuz. Yazdığım ve okuduğum her satırda hissediyorum bunu...Bütün bu zorluklardan ancak hayal gücümüzle kurtulabiliriz. Zülfü'nün şarkısında dediği gibi ''Kar altında deniz düşü kuranlara selam olsun.'' Diyorlar ki ''İnsanın iç dünyasındaki çatışma dış dünyadaki çatışmalardan daha tehlikelidir.'' Yani savaşın ortasında iyi olabilirsin ya da cennette huzursuz. Nasıl baktığınla ilgili. Bu bakış açısını koruyamadım. Belki Suriye sınırına yakın(Antakya-Armutlu) yaşıyor olmanın etkisi de var.Düşünsene daha dün yakınımızdaki alevi köyünde katliam yapıldı.Yada ne bileyim Kesep Lazkiye gibi yerlerden gelen çatışma sesleri çalıştığım okuldan duyuluyor(bu arada 17 yıllık öğretmenim). Ciddi yorulduğumu hissediyorum. Yıllarca bu ruh halinde yaşıyorsun. Birşeyler değişmiyor,yenilenmiyor,mizahla hayal gücüyle ayakta kalmaya çalışıyorsun bir de siz güzel insanların manevi desteği ile... o hediyeyi almış kadar mutlu oluyorum bu paylaşımlarla.

die stimme des mondes 
 01.05.2015 8:02
Cevap :
Bir gun boyle bir hayatimin olacagini tahmin dahi edemezdim. Ama umudumu asla yitirmedim. Belki bizi ayakta tutan umutlarimiz olmali.  01.05.2015 16:27
 

Sevgili victoria taumit Yıllar önce Türkiye'den kaçıp gitmeliydim.burada yaşayıp hastalanmamak mümkün değil.düşünsenize insanın hiçbir değeri yok.insanların çoğu ölümden korkmuyor.çünkü kaybedecek birşeyleri yok.zehir gibi hayatları var.bitse de kurtulsak havasındalar.savaş, deprem, katliam, kaza ,cinayet ne arasan fazlasıyla var.Ve ben fazlasıyla nasibimi aldım bunlardan.kaç kere ''travma sonrası stres bozukluğu''major depresyon' ''anksiyetiye bozukluğu''teşhisi konduğunu hatırlamıyorum bile.Yıllarca insanı mallaştıran sahte huzur veren ilaçları içtim ve hala da içiyorum.normal bir ülkede yaşamış halimi çok merak ediyorum.kendim dahil burada yaşayan herkese acıyorum.cem yılmaz bir ara ''hayata katlanamadığım için mizah yapıyorum''demişti.adam iki paket sigara içiyor.o bile canına değer veremiyor.sizinle paylaştığım herşey benim için çok önemli.bu hastalıktan uzaklaştığımı hissediyorum.bu toplumun zehiri henüz sizle olan dünyama bulaşmamış,umarım hiç bulaşmaz...iyi ki varsınız...

die stimme des mondes 
 22.04.2015 1:24
Cevap :
Yillar once ben de ayni boyle hissediyordum. Anlayissiz ebeveynler, dedikodu sever komsular, cok elestiren ama elestiriye gelemedigimi sanan kendini bilmez arkadas bozuntulari ve dergisini 1.300 satistan alip 20 bin tiraja tasidigim halde deger bilmez yoneticilerle cevrelenmistim. Sakin hayatimi seviyorum. Cevremdeki az ve oz insanlari seviyorum. Ve su anda aynen dedigin gibi, kaybetmeye korktugum bir hayata sahibim.Keske sana da bu hayattan bir tane hediye edebilseydim. Bence sen guzel bir hayati hak ediyorsun.   29.04.2015 21:27
 

ÇOCUK EĞİTİMİNDE YAPILAN YANLIŞLAR(1) 1-pipisini amcalara göstermesini istemek. (ondan sonra vay efendim her yılbaşı neden taciz oluyor. küçükken pipisini gösterenler işte hepsi.) 2-çocuklarla karşınızda büyük bir insan varmış gibi konuşamamak ciddi bir hatadır. (çocuk olmaları onları gerizekalı yapmaz aksine inanılmaz fikir akışları ile günlük hayatınızda sohbet ettiğiniz bir çok embesili rahatlıkla alt edebilirler.) 3-daha çocuk yaşta o yaşlarda ne olduğunu tam olarak anlayamayacağı din kavramını korkutarak beyninin içine içine sokup çocuğu daha onlu yaşlarına girmeden ağır bir yükün altında bırakmak. 4-kardeşleriyle, sınıf arkadaşlarıyla, sizin arkadaşlarınızın çocuklarıyla, amcasının oğluyla, onunla, bununla , mütemadiyyen birileriyle kıyaslamak. 5-zavalli cocuk daha adam gibi konusamazken "come on darling eat for mama" tarzinda sozlerle "konustu mu ingilizce konussun, kucuk yasta baslamalı yabanci dile" gibi dusuncelerle çocuğu allak bullak etmek.(alıntı)

die stimme des mondes 
 15.04.2015 0:32
Cevap :
Az evvel fark ettim, siz Alaattin'in sinirli amcasısınız. Yine harika bir nick name bulmuşsunuz. Ben zaten öyle bir tahminde bulunmuştum hatırlarsanız. Size sormuştum bir akrabalık var mi diye, geçenlerde eski yorumlarınızda bu yeni nick çıkınca karşıma anladım. Yine süper bir alinti yapmış tam da 12'den vurmuşsunuz. En başından beri yazılarıma yaptığınız müthiş katkılardan oturu size teşekkür ederim.  20.04.2015 18:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 155
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 7532
Kayıt tarihi
: 13.09.11
 
 

Gazetecilik mesleğine ilk olarak Hürriyet Haber Ajansı'nda muhabir olarak başladım. Daha sonra Üm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster