Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

kevser şekercioğlu akın

http://blog.milliyet.com.tr/kevser

02 Temmuz '21

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
44
 

Uyumayan Şehir Newyork

UYUMAYAN ŞEHİR  NEW YORK

     Frank Sinatra yaşarken; öldüğünde bu şehirle birlikte anılmak istediğini söylemiş. Ben istemem. Beni köyümün yağmurlarıyla yıkasınlar, o yemyeşil mezarlığımıza gömsünler yeter. Gitmeden önce internette bakınırken bir yorumda "Bu şehirde yaşamak, freni olmayan kızakla dağdan aşağı kaymak gibi" yazıyordu. Bana göre çok hızla dönen bir dönme dolabın içine girmek gibi ya da nereye çıkacağı belli olmayan bir yolda değil yollarda yürümek gibi ama bir o kadar da çok güzel ve de keyifli.

 

     Dünyada ne kadar dil varsa, bütün o dillerin Newyork'ta konuşulduğuna eminim kuş dili dahil. Hatta bütün göçmek isteyen tüm insanlar bu şehre göçmüş ama geri dönmemiş sanki o kadar kalabalık. Atlas Okyanasu sahilinde yürüme zevki -elbette yürüdüğün insan çok önemli- hava ısısı henüz yeterince sıcak olmadığı için ayaklarımızı çıkarmadık fakat üşütmüyordu da. Filmlerde seyrettiğimiz dıştan merdivenli şık evler çok hoşuma gitti. Sokaklardaki evlerin aynı hizada olması, her evin bahçesinde bulunan ağaçlar, geniş ve düzgün yollar.

 

     Akçakoca'ya giderken sahilde bulunan Karasu'daki çarpık-çirkin yapılar geliyor gözlerimin önüne, her gördüğümde bu ne ya dediğim. Öyle değil burada. Korkuyorum elbette, ben yabancı yerlerde yabancı gözükmekten, kaybolmaktan hep korkmuşumdur. Yıllardır limonu bile hep aynı tezgahtan alan biri olarak bu elbette doğal. Ellerine daha çok sarılıyorum can çekirdeğimin "Beni bırakacaksan buralarda bırakma olur mu?" diyorum. Gülüyor.

 

     Yaklaşık on yıl önce, bu şehirde her iki dakikada bir tecavüz, her gün en az beş cinayet vakası olduğu için, korku şehri  dendiğini okuma sebebim yüzünden de korku duydum galiba. Şu anda ceza oranlarının değişmesiyle daha yaşanabilir hale geldiğini söylüyorlar bizleri gezdirenler. Üstü açık otobüsle yapılan turda, zenci-Çin-Hintli mahallelerinden de geçiyoruz. Central Parkın her yönden kapılarındaki insan kalabalığı çok  ama çok renkli insan görüntüleriyle dolu. Tezgah satıcılarıyla karnaval varmış gibi.

 

     Özgürlük heykeli, Empire State Binası, Central Park, Times Meydanı gibi ana gezi rotası üzerinde dolaştık. Grupta çıkan küçük bir yanlış anlama yüzünden Özgürlük heykelini uzaktan görme fırsatımız oldu. Güneşin zor girdiği serin sokaklar. Kocaman camekanlı şık mağazaların bulunduğu kocaman caddelerin içinde, Çin malları satan Fas'lıların ve Hintlilerin işlettiği fazla renkli dükkanlarda var. Bir kaç araba devrilmiş, büyük bir kazaya denk geliyoruz. Fotoğraf çekmek istiyorum, durduruyorlar. Film çekimiymiş meğerse.

 

     Atlı polislerin dolaştığı, her milletten, her cinsten insanın cins-cins giyinip kendilerini gösterdikleri Times Meydanı bana fazlasıyla karmaşık ve yorucu geliyor. Ben her şekilde azdan yana bir karaktere sahibim belki de bu yüzdendir bu panik hissi. Abuk-subuk giyinmiş bir sürü kadın ve erkek karnavaldaymış gibi salınıyorlar.Şişman ötesi, peruklu, silindir şapkalı müzisyen bir adamla fotoğraf çektirmek istiyorum kabul ediyor. Hemen iki dolar istiyor meğer adet böyleymiş buralarda. Ondan sonra bütün fotoğraflar izinsiz çekiliyor. Eğer becerebilirsem bu yazıya fotoğrafları da ekleyeceğim ama fotoğrafları bulamıyorum.

 

     Koskocaman hamburgerler, spagettilerin salata kaselerinde servis edildiği bana kocaman gelen karmaşık bir yer burası. Yine de bazı sokaklarda küçücük binalarda mahalle marketleri de yok değil. Şehir dışında bulunan büyük alışveriş merkezlerinde alış veriş yapıyoruz. Arkadaşımızın teyzesinin oğlunun evinde akşam misafirliğe gideceğiz. Çok güzel bir evde, çok güzel ağırlandık, bütün konuşmalar özlem doluydu.

 

     Tamam beğenmek üzere bakıyorum her yöne merakla ama o yüzden değil çok güzel bir şehir New York. Yaşamak ister misin diye sorulsa hiç düşünmeden hayır derim. Her sıkıştığımda hep uzaklara baksa da gözlerim yerim yurdumda yaşamak isteyenlerdenim. Dillerini iyice öğrendin diyelim, rüyada bile kendi dilinde anlaşmak ister insan, yediğin yemek, içtiğin su, kokladığın hava memleketimin olsun. Bazen fazla bunalsam da aşırı samimiyetten, burada selamsız-sabahsız yaşamak istemem.

 

Şehir planlaması son derece düzgün, bol şeritli geniş sokak araları bile fazla kalabalık. Gezmek, görmek, gördüğünü beğenmek tamam ama bu kadar hepsi. Herkes yaşadığı yerde sağlıkla huzurla yaşasın. Emanet güzellikler kısa süreliyse güzel.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 369
Toplam yorum
: 1590
Toplam mesaj
: 310
Ort. okunma sayısı
: 861
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

1965 Akçakoca doğumluyum. Evli ve dört kız annesiyim, küçük bir kızın  anneannesiyim. A.Ü. Halkla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster