Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ocak '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
392
 

Vay be! Ne hizmet aşkıymış...

Vay be! Ne hizmet aşkıymış...
 

1923'den bu güne...


Her insanın ‘natura’ denilen bir yaradılış özelliği vardır.  Bu özellik aynı anne babadan doğan çocuklarda, birinci dereceden akrabalarda dahi farklılık gösterir.

Yaradılış özellikleri, aile, bulunulan çevre ve gidilen okullarla biçimlenip, gelişir ve kişiye özgü davranışlar bütünü olur. Buna karakter diyoruz…

Çocuklukta başlayan bu gelişim, benimseme ve özdeşleşme süreçleri sonucunda,  karakterin ve vicdanın niteliği ve niceliği de şekil almış olur.

Karakter oluşumuna paralel, bireyin kişiliği de oturmaya başlar. İlgi alanları, tutumu, yetenekleri, konuşma tarzı, çevresine uyum biçimi kişiliğini yansıtır.

Çocukluk döneminde yaşanan her türlü olumsuz, aile ve çevre koşulları kişiliğe yansır.  Bu tür olumsuzluklara maruz kalan birey, yaşamı boyunca kendisi ve çevresiyle sürekli çatışma içinde olup, toplumun değer yargılarına ve ahlâk kurallarına ters düşen davranışlar sergiler…

Demek ki hiç birimiz doğuştan karaktersiz, kişiliksiz doğmuyormuşuz.  Toplumun ve ailenin aynasıymışız. Bu nedenledir ki çocuklarını eleştiren ebeveynleri oldum olası anlayamamışımdır.  Çocuğunun her olumsuz davranışından kendini sorumlu tutan olumlu anne babaları anlayamadığım gibi. Bu bir sacayağı.  Birey,  aile, toplum.  Çevresel faktörleri ki buna öğrenim gördüğü okullar da dahil yadsıyamayız. Hepsi bir  bütün.

Tüm gelişimini tamamlayan bireyler olarak hayata atılıyor ve vatandaşlık görevlerimizi yerine getirmeye başlıyoruz 18 yaşından itibaren. Vitrinde gördüğümüz yüzleri hiç tanımadan seçimlerde oy kullanıyoruz. Doğum tarihi, medeni hali, çocuk sayısı, bildiği yabancı dil, bulunduğu görevler dışında, insani özellikleri hakkında hiçbir şey bilmeden…

Bir iş başvurusunu düşünün. Biyografinizde en ince detaya kadar anlatmak zorundasınız. Yönetici elindeki verileri değerlendirerek sizi mülâkata çağırır.  Bitirdiğiniz okullar IQ’nuzla ilgili yeterince açıklayıcıdır ya EQ’nuz? Yani sosyal zekânız? Kurnazca sorularla beden diliniz gözlenir. Tepkileriniz, ses tonunuzda ki iniş çıkışlar değerlendirilir ve bir karar verilir.

Ülke yönetimine talip olmak isteyenlerle ilgili bu bilgiler delegelerin seçtiği parti başkanında, parti seçim kazandığında da başbakandadır. Yani devlettedir.  Burada asıl olan partinin başında ki insanın nitelikli olmasıdır. Halkın bunu bilebilme şansı ne yazık ki yoktur. Sonra gün gelir bu insanlar aday olarak karşınıza dikiliverir. Hepsi ekonomik olarak güçlüdür. Seçim öncesi milyarlarca lira harcamalar yaparlar. Finansörleri vardır. Birçoğu doğup büyüdüğü yerden değil başka bir vilâyetten aday gösterilir.  Tek bir amacı vardır bu varlıklı adayların, ülkeye hizmet etmek!

Hizmet dönemi gelip çatar. Milletvekili seçilir, kürsüden yemin ederler. Artık ülke yönetimindedirler. Onlara göre halkın seçtikleridir. Ben ve benim gibi düşünenler içinse; dünya görüşümüze, düşünce yapımıza yakın bulduğumuz, parti manifestosundan umutlandığımız partiye oy verirken onları da seçmiş olmamızdır. En anlaşılır haliyle düzen budur.

Gün gelir halkın çoğunluğunun temsil edildiği söylenen TBMM’de birileri çıkıp birilerine “Senin ar damarın çatlamış,” der. Sözlük anlamına bakarsınız.

Ar damarı çatlamak; utanç duyulacak şeyleri hiç sıkılmadan yapar olmak.

Bir sonra ki gün cevap hakkı doğar “İspat etmeyen namussuzdur, şerefsizdir,” sözleri ile karşı saldırıya geçilir. Üşenmez tekrar bakarsınız sözlüğe.

Namussuz; ahlak kurallarına uygun olarak davranmayan, ahlak kurallarını çiğneyen.

Hakaretler havada uçuşur, yumruklar devreye girer.  “Arsız, ahlâksız” terimleri içi boşaltılmış bir şekilde düşünmeden sarf edilmeye devam edilir…

Arsız;utanması, sıkılması olmayan, yılışık, yüzsüz (kimse).

Ahlaksız ;ahlak kurallarına uymayan. Dürüst  davranmayan, kötü huylu, terbiyesiz.

Tüm hakaretlerin odağında, yazımın en başında kısaca detaylandırdığım kişinin karakter ve kişilik özellikleri vardır. Sergilenen tabloda ki bireylerin hiç biri, ne yazık ki temsil yeteneğine sahip olmayan öfke yumağı haline gelmiştir bir anda…

Bu gerginlik dalga dalga topluma yayılır.

“Halkın oyları ile buraya geldik,”cümlesini sarf eden, ister hükümet ister muhalefet olsun kamuoyuna haksızlık ve hakaret etmektedir!

Dünyanın her ülkesinde toplumsal ahlâk denilen bir kavram vardır. Kişiler bundan ödün vermemeye itina eder. Türkiye’de de bu böyledir. Hiçbir ülkede hiçbir seçmen; kişiler tarafından içi boşaltılan ancak vicdanlarda geçerliliğini kaybetmeyen  “Ar damarı çatlamış, namussuz, arsız, ahlâksız” insanları, ülkesini yönetsin diye iş başına getirmez!

Her ne şekilde olursa olsun, dünden bu güne mecliste, komisyonlarda yaşanan tablo, salt seçilmişlerin suçu değildir. Seçilenlerin yetiştiği, var olduğu toplumun da aynasıdır aynı zamanda…

"İnsanları yasa ve ceza ile yönetirseniz, onlar bir daha yanlış yapmayacaklar, ancak şeref ve utanma duygularına da sahip olmayacaklardır. İnsanları erdemle ve ahlak kuralları ile yönetirseniz, o zaman onlar hem utanma duygusuna sahip olacaklar, hem de doğruyu yapmaya çalışacaklardır." Konfüçyüs

Nurcan Yalun

31.Ocak.2014

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 348
Toplam yorum
: 959
Toplam mesaj
: 108
Ort. okunma sayısı
: 1314
Kayıt tarihi
: 31.10.07
 
 

İstanbul 25 Temmuz : /… İşletme tahsil ettim. Özel ilgi alanım olduğu için 2 yıl Psikoloji okudum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster