Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Kasım '11

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
560
 

Yanlış yolda ilerlemeye çalıştığımız nasıl anlaşılır?

Yanlış yolda ilerlemeye çalıştığımız nasıl anlaşılır?
 

Kitle iletişim araçlarını anlatmak için düzenlenmiş bir tasarım (Sanal ortamdan alıntıdır)


Yanlış yolda ilerledikçe ürpermeye başlıyoruz

İlk insanlar gibi bugün de toplum olarak görerek duyarak karar vermek yolunuda ilerliyoruz! Bu gidiş çok mu kararlı bir yönelme midir değil midir, kestirmek oldukça zor. İçine düştüğümüz açmazların günden güne çoğalmasından da anlıyoruz ki iki ileri bir geri durumundan öte bir işleyişimiz yok. Çoğu sorunlarımız az buçuk da olsa çözüleceğine daha da karmaşıklaşıyor değil mi? Bu körlüğü yaşarken çoğu toplumlar gibi biz de benzer yanılgılar içine düşüldüğü de çok açık. Bu değerlendirmelerimizde kimi ezberlerimiz yanında önümüze düşerek bize yol gösterdiğini sandığımız kişiler ile birlikte yol almakta olduğumuzu anlamaya başlayınca ürpermeye başlıyoruz. Birden bire anlıyoruz ki bu gidiş iyi değil.

Tek başına görmek yeterli midir?

Geçmiş yıllarda sanayi ve ticaret alanları yanında yönetim biçii olarak da içine düştüğümüz durumlar ne yazık ki bugün de pek değişmiş değil. Hangi sorun olur ise olsun kördüğüm durumu kimi sorunların bize yansıyan yönleri ile bazı gerçekleri gerektiği gibi irdeleyememekten kaynaklanmaktadır.

Ülkemizdeki başlıca sorunlar yanında basın yayın kaonularında da pek çok sorunlar yaşanmakta olduğunu bilmeyenimiz yoktur sanırım. Bu tür konuları da aydınlığa kavuşturması bakımından Varoluşçu Friedrich Nietszche (1844-1900)’nin: Bir şeyi genel olarak görmek, onu zorunlu olarak yanlış görmek demektir, diyor.

Bugün bu gibi durumlar içinde yüzmekte olduğumuz için mesleğim açısından önemli bulduğum kini yazarlardan alıntılar  yaparak  kendimce yorumlarda bulunmak istiyorum. Hepimiz biliyoruz ki ülkemizde gazete ve kitap okuma alışkanlıklarından çok televizyon seyredilmekte; iktidar ile muhalefet yanında günlük olayların yayına veriliş biçimleri yanında değşik adlar altındaki değerlendirme çabaları da kendinden menkul ilgili kaynağa göre değişmektedir.

Yeni dayatmalar ile toplum çatışma içine düşer

Bu yaklaşımların içinde bir bütün olarak toplumun yönlendirilmesi ve özellikle de seçmenlere etki etmek bakımından sunulmaya çalışılmaktadır. Bu açıdan da sık sık belirli kavramların vurgulandığı, yeni yeni zorlama tanımlamalara gidilmeye çalışıldığı da gözlerden kaçmamaktadır. Her bir konunun açılımının nasıl doldurulmakta olduğu ise içerdikleri yönlendirme ve propaganda içeriğine göre değişik alanlar yoklanarak sunulmaktadır.

Bu süreçte ise değişim içerisinde ortak değerler çevresinde kaynaşması gereken toplumumuzda kimi kökleşmiş ezberler bozulmamakta ; toplum ise belirli odakların yönlendirmeleri içinde ayrımcı, çatışmacı ve tartışmacı partizan açılımlara doğru yol almaktadır. Bu konularda bir bütün olarak basın yayın kuruluşları ile var olduğu söylenen Türk Sineması da başlangıcından beri çektiği sıkıntılar içinde kıvranarak gerektiği gibi eserler ortaya koyamamaktadır.

Ali Bayramğlu’na göre: Ölümcül itirazdan, iktidara mutlak itaat, ne demektir?

Siyaset sosoyolojisini se yakından ilgilendiren iletişim sosyolojisi açısından Türkiye’de içinde bulunulan durum için gazeteci yazar Ali Bayramoğlu Pürüzler başlıklı bugünkü yazısında diyor ki:

‘Önce şunu görmek gerek: Basın 1990'larda nasıl bir halin içindeyse, bugün 2010'larda aynı yapısal sorunların içindedir... Aktörlerin ve eğilimlerin değişmesi, örneğin "iktidara yönelik ölümcül itirazdan, iktidara mutlak itaate" geçilmiş olması kendi başına büyük bir anlam taşımıyor. Etik mesele açısından bunlar arasında büyük fark bulunmuyor...’

Sayın Bayramoğluon gün önce ‘Değişim rüzgârını arkanıza mı alacaksınız yoksa önüne atılarak ellerinizi, bedeninizi kullanarak durdurmaya mı çalışacaksınız?’ sorusu ile başlamış olduğu Hangi Türkiye başlıklı yazısında kimilerini hop oturtup hop kaldıracak özler taşıyan önemli tespitlerde bulunur. Şimdi bazı soruları da içeren bu tespitlere bakalım:

‘Gözlerinizi 21.Yüzyıl'a mı dikeceksiniz yoksa geriye mi çevireceksiniz? Zihinsel terazinizde özgür birey küfesi mi ağır basacak yoksa tabuların ve kalıpların Türkiye'si mi?

Türklerin, Kürtlerin, Ermenilerin, bu topraklarda yaşayan insanların asıl ve asli sorularıdır bunlar...’

*

‘Aslında bir süredir bu sorular, doğru sorular istikametinde ilerliyoruz. Tüm sıkıntılara, kimi köklü sorunların diretmesine, kimi siyasi irade zaaflarına Türkiye'nin son yıllarda yaptığı büyük hamleyi tartışmaya bile gerek yok...

Bu hamle, meşruiyetini "çatışmadan uzak açık toplum" talebine sarılan kamuoyundan aldı. İtici gücünü ise globalleşmenin siyasi ve ekonomik "zorunlulukları"nda buldu. Ve çift yönlü, hatta "kendiliğinden" bir değişim hamlesine dönüştü.’

*

‘İlk safhada siyasi iradenin tek taraflı kararlarıyla yol alınmıştı.

İkinci safhada siyasi aktörler arası her alanda büyük savaş, çatışma yaşandı.

Son safha ise bu kez aktörler arası ittifakı gerektiriyor. Zor olması ittifakın, mutabakat ve katılım gibi araçları mutlak kılmasıdır.

Çatışmacı bu siyasi kültür, sıkça yırtılarak kendisini yenileyen bu siyasi yapı, uzlaşma, katılım, mutabakat fikirlerini öne alabilecek midir?

Yıllardır yakamızdan düşmeyen, kimi unsurlarıyla en reformist siyasi parti AK Parti'yi dahi kuşatan, "bireysiz modernlik", "insansız siyaset", "katılımsız cumhuriyet", "yetkisiz sorumlu" ya da "sorumluluksuz yetkili" anlayışlarından kurtulabilecek miyiz?

Değişimi, toplumsal talep-siyasi karar ilişkisini temsil eden siyaset taşımalıdır; tartışılmaz doğruları, "topluma rağmen toplum" düsturunu ifade eden "ağır siyaset değil"...’

Sayın Bayramoğlu benim okuyabildiğim kadarı ile eğriye eğri doğruya doğru diyebilen saylı yazarlarımızdan biri. Özellikle son yıllarda tırmanışa geçen terör örgütü saldırıları için kimileri bazı sebep  sonuç ilişkileri içinde bocalayıp dururken Sayın Bayramoğlu Sorumlu: Kürt Siyasi Hareketi (16 Temmuz 2011 Yeni Şafak Gazetesi) başlıklı bir makalesinde sorunu kendi bakış açısına göre, tutarlı bir biçimde irdelemeye çalışır. Söz konusu hareketin ayrımcılıktan terör saldırılarına, demokratlıktan gizli yapılanmalara ve İslam’dan Zerdüştlük tapınçlarına kadar ne tür açılımları olduğunu görüyoruz.

Sayın Bayramoğlu'nun Pürüzler başlıklı yazısında çoğumuzun bazı yönleri ile eleştirdiğimiz Türk basınını ‘etik iflas’ ve  ‘temel erdemlerin örselenme sürecini tahrik eden unsurlardan biri haline’ dönüşümünü irdelemiş. Şöyle diyor Sayın Bayramoğlu:

‘Türk medyası siyasi gelişmelerin, siyasi durum ve taleplerin, toplumsal dip akıntıların ve beklentilerin iç yüzünü kavramaktan, yansıtmaktan uzak durmakta direniyor...

Bu uzaklaşma "kendiliğinden" bir uzaklaşma değil, "iradi ve siyasi" nitelikli bir uzaklaşmadır.

Nitekim Türk basını, bırakın adalet, eşitlik, özgürlük, insan hakkı gibi temel erdemleri ve örselenmesini merkez alan denetim işlevini yerine getirmeyi; tersine bu örselenme sürecini tahrik eden, metalaştıran ve meşrulaştıran unsurlardan biri haline dönüşmüş durumda...

Sonuç ise şudur:

Merkezi sistemin entegre parçası haline gelmesi... İktidarı denetleyeceğine, iktidar tarafından denetlenmesi... Bu çerçevede erdemin yerine faydayı, ilkenin yerine çıkarı yerleştirmesi... Faydadan hareketle demokrat ve sorgulayıcı tavrı hainlikle, hafiflikle eşdeğer tutan bir hatta derinleşmesi...

Haber kurgusu ve haber hiyerarşisine temel olan süzme, eleme, doğrulama ve analiz mekanizmalarındaki temel referansların siyasi ve ticari reflekslere doğru kaymaya başlamasının, sonuçta basının etik hakemlik araçlarının etkinliklerini yitirmeye yüz tutmasının temel nedenlerini de burada aramak gerekir.

Olanı ve doğalı izleyen, belli kriterler çerçevesinde eleştirmeye çalışan değil; olanı, doğalı ve değerleri değiştirmeye soyunan bir basın vardır karşımızda ve bu yönleriyle basın Türkiye'de "etik sorun"un doğduğu ve üretildiği merkezlerin başında gelmektedir.

Bilmek gerekir ki, bu yapı ülkedeki demokratik durumun göstergesidir...

Ve ibre yukarılarda değil...’

Günlük gelişmelerin akıntısına kapılmadan ve günü birlik çözümlerden yana olmadığını gördüğüm Sayın Bayramoğlu’nun bu tespitlerine katılmamak mümkün değil. Kaldı ki matbaa, gazete, fotoğraf  ve sinemadan sonra yaygınlaşan radyo ve televizyon yayıncılıkları konusunda Batı’nın ince eleyip sık dokuyan yayıncılık ve haber etiği konularındaki titizliğe ulaşamadığımız şu günlerde bu tür çıkışların, eğer ses getirebilir ise çok olumlu sonuçlar doğuracağını ummak durumundayız.

Bu konuları da içeren özellikle ticaret ve emek yönlerinden ‘medyanın denetimsizliği ya da hukuk devleti avuntusu’ ve ‘bölücülük propagandası yayınları konusunda RTÜK’ adlı yazılarımda da belirtmiş olduğum gibi ne yazık ki iletişim alanında belirgin br başıbozukluk egemendir. Kendi içinde tutarlı olmaya çalışılan bu çırpınışlar ya da tek yönlü değerlendirmeler ne yazık ki toplum katında değişik bölünmelere yol açmaktadır. Sonuçta ise Sayın Bayramoğlu’nun da vurgulamış olduğu gibi bütün basın yayın araçları ile birlikte bana göre de ‘...basın Türkiye'de "etik sorun"un doğduğu ve üretildiği merkezlerin başında gelmektedir.’

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İzlediğim kadarıyla; toplumsal beklenti ile devletin gerçekleri örtüşmüyorsa ve toplumsal beklentiye cevap verilmeye çalışılıyorsa yol yanlıştır. Türkiye'de de halkın tüketim düzeyi talebi ile kamu finansmanı örtüşmüyor ve iktidarlar oy keybetme korkusuyla ekonomi yönetimini ralize tmekten çekinip popülist yönetiyor. Keyifli bayramlar...

Kadri KANPAK 
 07.11.2011 9:04
Cevap :
Kadri Bey sorunlarımızın içinde en büyük sıkıntı iktisadın da göreceli yapılanması ya da yönlendirmeleri doğrultusunda 'paylaşım' olgusudur.Bunu benden iyi bilirsiniz. Bulanık suda balık avlamak isteyenler 'güneş' doğunca kaçışan yarasalar gibi deliklerine çekileceklerdir bir gün ansızın. Bizdeki eleştiri doğası gereğince belirli düşüncelere ya da kökeninde felsefi düşüncelere dayanmadığı için gerçekçi 'muhalefet' kadar etkili olması gereken 'eleştiri' de sermayenin sıkı örgütlenmişliği karşısında 'güçlüden yana' yamulmuş bulunuyor. Sermayeyi de kapsayan yayılmacı (emperyalist) kuşatma kendi oyununun doruğuna ulaşmaya başladıkça bu tür safraları da tek tek atmaya başlayacaktır. Bu süreçte eski tüfeklerin sermayeden ya da başını ABD'nin çektiği Orta Doğu siyasetinden yana teslimiyetçiliğe soyunması ve kan emici terörün tırmanışı yanında 'basının dizginlenmek istenmesi' de popülizmin birer yansıması değil midir? ANAP'lı 'papatyalar', 'prensler' ile 'arılar' ne oldu sonunda?Var olunuz...  07.11.2011 17:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 1013
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster