Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Eylül '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
257
 

Yanlışlıklar doğrultusunda bir komedi

Yanlışlıklar doğrultusunda bir komedi
 

Ramazanı yarıladık. İlk günlerin koşuşturmalarında bir durgunluk var. Marketlerde insanların, sanki kıtlıktan çıkmışçasına saldırdığı, birçok ürün indirime geçmiş. Bir alana bir bedava verenler var. Çünkü kullanım tarihleri geçiyor.

Toplum psikolojisine ilgim yönünden, antenlerim açık gezerim. Kasap dükkânına girdim, Ramazan dolayısıyla hayli kalabalık, Banka kuyruğu gibi, sırada millet. Müşterilerin siparişi bir kilo et ya da kıyma değil, gelen bir et tarifi yapıyor ki, kasap ta şaşkın. Biri diyor kuzunun inciğinden ver, hepsi incik olsun. E bu kasapta, iki kuzu asılı olsa, dörderden en fazla 8 tane incik bulunur. Adam 30 tane istiyor. Üstelik onları da ikişer parçaya bölmeliymiş. Ardından ilave ediyor. İftara misafirim var da. Benim yok. Ama iftara yemeğim de yok. Kasabın alnından terler damlıyor."Abı yarım saate kadar hazırlarım."Telefon edip diğer dükkândan getirtecek.

Diğer müşteri daha ilginç. Ne alacağını bilmiyor. Bu ne eti? Bu kaç para? Mübarek teftişe gelmiş sanki. Alacağı bir kilo kıyma, onu da bir öğretmen edasıyla açıklıyor dükkânın içinde. "Dana etinin, nuar tarafından olsun. Karnıyarık yapacağım da, yağsız oluyor. Yarısını kuzu etiyle karıştır". İçimden hesaplı kadın diyorum..Çünkü dana etinin kilosu , kuzudan pahalı.Bir an, acaba ben de mi öyle yapsam diyorum.Yok hemen etki alanından çıkıyorum.Alacaksam eğer yağsız alıp yağlıyla karıştıracağıma orta yağlı bir kıyma seçerim .Ya da yağsız .Genelde dana eti tavsiye edilir ya..Hep ona alışmışım.Bu yüzden de hiç lokantadaki gibi olmaz yemeklerim.Arkamdan bir ses, "abla otur "diyor.Oysa dükkana girerken en az 15 dakikada alışverişimi yapar çıkarım demiştim.
Siparişlerin ardı arkası gelmiyor, kasaba acıyorum tek başına uğraşıyor. Diğeri de kasada paralarla boğuşuyor. Kendi kendime kızıyorum içimden. Neden herkes gibi marketlerden tabak tabak, önceden kıyılıp hazırlanmış etlerden seçip almıyorum diyerek. Oldum olası fresh besinlerden kaçarım. Bana morgda bekleyen cesetler gibi gelir donmuş etler. Az, ama günlük alırım. Derin dondurucudan nefret ederim.

Bir yaşlı kadıncağız geldi. Herkesten sıra istedi. Ayakta zor duruyor. “Vaktim yok evladım, çok daraldım, namazım geçiyor, şuradan biraz et alıp gideyim”. Böyle olunca kasap, teyzeye öncelik veriyor. Evladım ben ilikli kemik istiyorum. Birazda kıyma. Ama baş kıyması olsun.
İçimden bu da neci diyorum. Meğer baş etlerinin ve sakatat kenarlarının ve sıyrılan kemiklerin, kasların vb kırpıntı etleri kıyma haline getirip satarlarmış, ucuz fiyata. Restoranlar ve pideciler buna çok rağbet ettiğinden, bizim kasapta hiç bir parçayı ziyan etmezmiş. İnsan sarrafı olmuş kasap. Kimin ne isteyeceğini anlarmış. Eti tarttıktan sonra, başlarmış olabildiğince sıyırmaya etleri sinirleriyle, kemiğini de ayırırmış. Sıyrıklar birikince, ayrıca ödenmiş etten bir yan gelir daha çıkarırmış. Kadın bu yüzden kemikli et dermiş. İyi de iliklisi ne? O da etin kırıntılı kemiklerinden değil, münasip yerinden olanında olurmuş.
Kasap kültürüm hayli arttı kısa bir beklemede. Bu arada, yandan ekmeği bari alayım diye dışarı çıktığımda, bisikletimi yerinde göremedim. O anda ne yaptığıma hala gülüyorum. İçeri girip kasaba "Bisikletimi çalmışlar "diyorum. Çocuk yüzüme bile bakmadan "Tamam abla birazdan sizinkini hazırlayacağım" diyor. İçerdeki müşterilerin tepkisi ise daha düşündürücü. Hepsi birden sanki dışarıda bir şey olmuş gibi dışarı fırlıyor, beni sorguluyorlar. Nerdeydi? Ne renkti? Gibisinden.
Arkadaşım beni iftara davet ettiği zaman, bir kilo baklava yaptırmayı düşünmüştüm. Eli boş gitmeyeyim diye. Ama davet ettiği yerin, iftar çadırı olduğunu söyleyince, Bastım kahkahayı. Günahını almışım. Meğer o günkü yemeği o bağış olarak verdiriyormuş. Belki bilmeyenler olabilir. Hani bazı belediyeler Parti reklâmı filan da yaparak halkı davet edip Ramazanda beraberce kaynaşmaya çağırır ya… Sempatik görünümlerle. Aslında her gün hayırseverlerin bağışlarıyla verilirmiş o yemeklerin çoğu. Bizim arkadaş ta gidip bir miktar yatırarak o gün iftar veriyormuş. Bu yüzden sıraya girmeden yanaşıyorum, maksadım selam vermek.Çünkü zaten bizim masamız ayrılmış. Bu ara bir hanım omuz vuruyor. “Sıraya geçsene, uyanık”. Haklı kendine göre. Arka tarafa geçip aşçıya, Hanıma öncelik vermesini söylüyorum. İftara icabet ettiği için arkadaşta teşekkür ediyor. Kadın şaşırmış.

Bir çocuk, elinde sefertasıyla gelmiş." Annem hasta gelemiyor da ona da götürmek için" Aşçı çocuğa, yemek bittikten sonra gelmesini söylüyor. Ne kadar artan yemek varsa, zaten tencerelerle evlerine götürüp dağıtırlarmış. Ramazanın bereketi. Gözlerim dalıyor. Çöplere atılan onca ekmek ve yemek. Kararınca pişirilmeyip, ertesi gün beğenilmeyip yenmeyen nimetler. Eğer bulamayanları düşünürsek...
Teraviye gitmek bir başka olur kadınlar için. Çünkü başka zaman kadın camiye gitmez ki namaz için. Allahtan, artık imamlarımız, ezberden manaya geçti de, hakikati görür oldular. Kadın erkek ayırmıyorlar Camiye Yeterki insan gelsin. Şenlensin. Camiler başka zaman bu kadar dolu mu? Caminin cami olması cemaatine bağlıdır. İçinde cemaat olmayan cami değil kuru binadır. Bu amaçla bizim illerde bilinçli imamlarımızın çabaları sayesinde, camilere gider oldu kadınlarımız da. Hatta belirli zamanlarda kadınlar kısmını, mukabele ve sohbet için ayırıyorlar. Camilerde cemaat sağlanması için, hoş sesli kişiler ilahiler, mevlitler okuyor. Eh vakit Allah için geçsin biraz da diyerek, kadınlar camide sabahlıyor. Kimi, sanki bir ömür biriken namazları toptan ödeyecek gibi, habire yatıp kalkıyor. Cami de cemaat sevabına inanırım. Çünkü toplu duyguların birikip yoğunlaşmasıyla, dilekler bir başka gerçekleşir.

Bazı kişilerin yüz ifadelerinde bir mahcubiyet, baş öne eğip, el göğse koyup selam almalar. Nasıl da saygıyla, eğilip büyüğünün eline varır. Sanki az önce arkasından atıp tuttuğu o değilmiş gibi. Daha oturur oturmaz başlarlar mahallede falanın oruç tutup tutmadığından, filanın çocuğunun yaramazlığına kadar. Sanki tüm kelimeleri camiye saklamışlardır. Ne bitmez bir dır dır sürer gider. sela verilene kadar. Alışsın diye, ya da bırakacak olmadığından kucağında çocuğuyla gelir çoğu. Çocuk da o kadar nefes arasında daralır. Basar yaygarayı. Bir de üst baş tarif edenler vardır. Pantolonla namaz olmaz. Eşarbını düzelt saçın görünüyor. En üzüldüğüm ise, bu parazitler içinde, teypten de olsa verilen vaazların güme gitmesidir.

Kadınlar bölümü erkeklerden bir perdeyle ayrılmış. Kadınlar sessiz olmak zorundadır. Bu yüzden hep bir fısıltıdır gider. Bir ara ateş bastı beni. Zaten cami icabı kıyafetle örtüler içinde, terden sırılsıklam olmuşum. Kalkıp klimanın kumandasını bir hazine gibi keşfedip açıyorum. Bir ferahlık sarıyor... Derken, arkadan bir yaşlı teyze, "Kızım kapat şunu, hasta olacağız terliyiz"Ya Sabır çekerek azıcık kısıyorum, kapar gibi yaparak. Üzerinde yün yelekle bu sıcakta tabi pişersin teyze, çıkarsana diyorum. Sanki bir yerine basmışım gibi bağırıyor.”Sanan ne benim yeleğimden, önüne bak.!”Biri usulca , ”paralarını yeleğinde iğneli tutar da , o yüzden yaz kış yelekle gezer o” diyor.İzin versem gıybet olacak.Sen kimsin ? diyorum, ”geliniyim “diyor. Derken bir karmaşa, biri gelip hışımla elimden kumandayı çekip alıyor. Ve suratıma dik dik bakıp, şimdi Arabistan’da olsan nedcektiin? Diğeri katılıyor. Allah yardımcıları olsun.

Namaza duracağız. Kadın öyle bir yapıştı ki koluma, her eğilişte kadını düşürmeyim diye dirseklerimi büzüyorum. Arada usul sesle kadına "biraz açılsan, düşüreceğim diye korkuyorum" Bana; "aradan şeytan geçmesin bitişik durulur "demez mi? Yüksek sesle "Ayol Camide Şeytanın ne işi var "demişim. Herkes dönüp bana bakıyor. Namaz arası. Rahat yandaki kısımdan da duyuldu ki, hoparlörden hanımlara ikaz geldi. Camiler ibadethanelermiş. Bilmiyorduk. Hanımlar kavga etmemeli kardeş olmalıymış. Ve çocuklarımızı ağlatmamalıymışız.
Çocuklu kadın teravi namazı kılacak yerde, camide ayağında çocuk sallıyor. Bir çocuk, kadınları taklit edeyim derken, hoşuna gitmiş olmalı ki, boyuna yatıp kalkıyor. Bu arada kafası, öndeki taburede namaz kılan yaşlı kadının taburesini devirince, kadın da tam ayaktan oturacağı sırada vecde içinde tekbir alırken küt çocuğun üzerine yuvarlanmaz mı? Haydi; bir patırdı , duyan deprem oldu sanıyor. İmam tekbiri geciktiriyor mu ne? Kadınlar kısmından gümbür gümbür tabure sesleri , çocuk ağlamaları.İnleyen yaşlı kadının nağmeleri ....İmam da ses yok , herhalde namazı şaşırdı. İçerde kadınlar birbirine girdi, bu kadın kısmına camiyi yasaklamalı canım diye düşünürken, durakladı sanırım.

Bir an evvel şu hengâmeden çıkayım der mi insan, camideyken? Dedirtiyorlar işte. Kapıyı açıp herkesten önce çıkayım diyorum. Kadının biri elime yapışıp beni iterek kapıyı kapıyor."Na mahrem, erkekler var.” “Kapat kapıyı."sesimin kontrolünü yine kaybetmişim."Her gün pazarda çarşıda, yolda, her yerde, bu erkeklerle bir arada değil misiniz? Camiye gelince mi erkekten kaçar oldunuz? O zaman hiç sokağa çıkmayın. Yine herkesin gözü üzerimde. Ellerini ağızlarına koyup fısıldanıyorlar. Biri de "ay sen ne edepsiz şeysin, geldin geleli rahat durmadın, bir sus ayıp demez mi? La havle çekerek dışarı çıkınca İmamla burun buruna geliyorum. Belli ki o da namaz boyunca içeride neler olduğunu merak edip, kadınlar kısmının önünde beklemiş. Kapıda bir adam tespih dağıtıyor, sevap olsun diye, bizim kadınların adamın üstüne bir yığılışı var ki. Yok pullusundan yok mu, allısından yok mu diye. O içerdeki başı önde, haramzade kadıncıklarımız, yelkenler fora... Sokakta ebelemece oynayarak evlerine dönüyorlar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Zevkle okudum. Hem kasap kültürüm arttı hem ramazanla ilgili olarak yarı gerçek yarı kurgu olan mizahi ve izahi anlatımınızla pek çok şey öğrendim. Sağ olun var olun. Yalnız; sizinle dialog halinde olduğumuz için, sadece ramazanlarda değil bazı kutsal yerlerde yaşanan bu tip, söylemeye dilimin varmadığı rzllk lerin nedenlerini merak etmekteyim. Açıklayabilirseniz mutlu olurum. Saygılarımla...

Hilmi Polat 
 13.09.2008 17:03
Cevap :
Değerli arkadaşım;Sizi bir nebze de olsa ,gizemli dünyama çekebildiğim ve tebessüm ettirebildiğim için mutluyum.İlginç sorularla beni motive etmeye devam ediyorsunuz.Buna layık olabilmek çok zor.sadece acizane görüşlerimi bildirebilirim .Açıklama gibi,karşımdakinin anlayış sınmırına zan da bulunan ifadeler kullanmak istemem.Deneyiminiz icabı biliyorsunuz.Örneğin Mekke ,şehir oarak,verimsiz ,çukurda kalan ve çqmur fıtyınalarıyla ,salgın hastalıklarla boğuşan bir yermiş .Etrafında ot bitmeryen bu yerde açlık yüzünden ,dışarıdan süt anneler getirtilirmiş.Şimd bile ,hac zamanı harici ,fazla etkileyici değil.Ancak Medinenıin ruhunu hissedebiliyorsunuz.Sanki ,Biri ruh biri beden.Ve kutsal yerlerde ruhsal yoğunlukta beşer şaşıyor.İnsan b,ir başkasının şahsından yansıyan kendi nefsine şahit olabiliyor.Bu yüzden Şeytanın generalinin böyle yerlerde olduğu söylenir.Vr taşlanan sadece kendi nefsimizdir.Çünkü ibadetin içine yan etkiler karışır.kendinizle değil ,cemaatle iletişimde olunur.  13.09.2008 19:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 165
Toplam yorum
: 409
Toplam mesaj
: 136
Ort. okunma sayısı
: 841
Kayıt tarihi
: 17.10.07
 
 

Edebiyet fakültesi  mezunuyum. Öğrenmenin yaşı yoktur diyerek çeşitli kurslardan da el sanatları ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster