Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Kasım '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
78
 

Yarın sabaha geçer

Bir duble yaşama biraz suyla buzu karıştırdım. Nasıl beyazlaştığını seyretmeyeli uzun zaman olmuş. Rakının ilk yudumunda hafiften genzim yandıysa da hiç bekletmeden ikinci yudumu aldım, tıpkı hayat gibi… Devamı geldikçe acıtmaktan vazgeçip zevke dönüştürüyor kendini.

Bir duble rakıyla başlamıştı o gece. Hayatıma bakıp iç geçirmem. Birinci dublede oldukça iyiydim. Sonrası geldi. İçtikçe devleti kurtarmak, hükümeti alaşağı etmek, yapılanların yanlışlığını konuşmak her rakı sofrasının âdetiymiş gibi ben de bunlarla başladım. Sonra ayakta duramayacağımı hatta oturacak halimin bile kalmadığını anlayınca kendimi evimin önünde kendimce yaptığım ve bana şehir yaşamının eziyetini biraz olsun unutturan bahçeye çıktım. Yüzüme çarpan bahar rüzgârıyla hemen kapının dibindeki çimenlerin üzerine boylu boyunca uzandım. Sağımdan üstüme doğru uzanan kırmızı güllerin ve bahçenin bir köşesinde salınan yaseminlerin kokusu birbirine karıştı. Bu güzellik bir an olsun mantığımın bitimine ama hasretlerimin yüzeye vurmasına neden oldu. Gökyüzünde büyük, porselen bir tabak gibi duran ay bugün kendini tüm yönüyle açmıştı insanlara. Belki benim de ona açmam gerekiyordu kendimi. Geçmişimi, umutlarımı.

Gözlerimi kapatmak istesem de bir türlü gökyüzünden vazgeçemiyordum. Karanlık olmasına, hiçbir şey göremememe rağmen bakmaya devam ettiğim belki bir ümitle küçük bir yıldızın parıltısını ya da dilek tutmak için kaymasını beklediğim gökyüzüne. Hayatımda da böyle vazgeçemediğim bazı şeyler vardı. Ama hiçbir pırıltı yoktu. Yıllar önce sönmüştü. Ben bunu ancak kırklı yaşlarımda fark etmiştim. Özellikle de rakı içtiğim zaman.

Nereden başlayacağını bilmeyen bir anlatıcı gibiyim. Beynimde dönüp duran düşünceler bir yumak olmuş çözülmeyi bekliyor ama ben ucunu bulamıyorum. Sevdalarım geliyor aklıma, sevdalar beni köyüme götürüyor. Köy, anamın kokusunda renklenirken babamın nargilesiyle şehrin nargilesine uçuyor. Tadı gibi kokusu da yapma olan tütün midemi bulandırıyor. Midem bulanırken sigara geliyor aklıma. Malbora paketine uzanıyorum. İşte o an fark ediyorum ki, Samsun, Maltepe, Gelincik… hani nerede o eski sigaralar?

Nereden nereye geldiğimi soruyorum kendime. Nereye geldiğimi anlayamadığım ama gelmek için çok çaba harcadığım bir yerde olduğumu düşünmek canımı yakıyor. Çimlerin üzerinde yatmayı ne kadar özlediğimi düşünüyorum.

On beş yaşında aşkın ne kadar değerli olduğunu, böyle çimlerin üzerinde Zeliha’yı öpmek için nasıl savaştığımı. Nalan, geliyor aklıma. Aşkı nasılda buruşuk çarşaflar ve ter kokusuna indirgediği. Sonra da benden çok daha fazla zevk aldığını gösteren sesleri. Bu zevkin mayasında bir bozukluk mu var acaba? Dedirten bana. Ama sonrasında boş vermeciliğimin ve alışkanlığımın yapay tadıyla üstünde yattığım kadını zevkten deli ettiğim aldatmacasıyla gelip gidişlerim. Sabahleyin, evin en mahrem yerinde açmıştım gözlerimi yanımda çırılçıplak yatan bir bedenle. Ben de çıplaktım ama sanki ondan daha azdı çıplaklığım. Sonra şairin birinin “Önce kalbinden öpeceksin kadını…” gibi bir dizesi vardı, o geldi aklıma. Oysa ben zamanında aşık olup öpemediğim dudaklar yerine bu gece ateşe düşmüş kömür gibi yanmıştım bu şuursuzca bana sunulan bedenin karşısında. Aşk mıydı? Yoksa, bir kadının ruhunu soyabilirsen… ne olurdu? Bunların hepsini unuttuğumu anladım. Aşklar mı unuttu bizi yoksa biz mi çok hafife aldık aşkları, aşklarımızı? Belki de zaman eskidi eskiyen bedenlerle, ruhlarla. Ruhumu ben eskitmiştim.

Sonra, beynim garip bir şekilde karıştı. Aşklarım sustu. Çünkü geriye baktığımda Zeliha’dan başka kimseyi sevmediğimi, ona olduğum kadar kimseye aşık olmadığımı anladım. Bunları düşünürken, kasıklarımda bir ürperti. Uzun süredir yaşamadığım ve belki de erkekliğimi kanıtlayıp beni hayvani duygulardan arındıran bir hisle.

Aşk insana her şeyi öğretiyormuş aslında. Mesela ardından koşacak bir mücadelenin varlığını, uğruna ölünecek şeylerin seçimini ve en önemlisi vicdanının Tanrı ile senin aranda olmasının aslında çok basit bir doğa kanunu olduğunu. Belki de bu yüzden o zamanlar Tanrı yoktur, derken bile sevdiğimi, anamı, babamı Tanrı’ya emanet edip çıkıp gelmiştim şehre. Sonrasında yaşayacağım, hiç olmadı çocuklarımın yaşayacağı güzel bir dünya düşüyle.

Ne çok arkadaşımı kollarımın arasında, en çoğunu demir parmaklıklar ardında yitirdiğimi unuttum. Bir de, düşüncelerinden vazgeçmenin ne kadar pirim yaptığını görüp kollarına Tanrı’yı takmış gibi, cennetten yer ayıran arkadaşlar vardı ki,onlar için söyleyecek tek bir kelimem bile olamaz. Tanrı bilir işini… Böyle bir şeyi yaşayacak olduğumu, yaşama ihtimalimin daha bundan yıllar öncesinden belli olduğunu bilmek için müneccim olmama gerek yoktu.  Köy Enstitüleri kapandığında, sayfalar dolusu evrak SEKA’da yakıldığında, cami sayısı okul sayısından çok olmaya başladığında ve imamlar osurmaya başladığında aslında bugün neler olacağını işaret ediyordu. Aldırmadım. Sadece ben mi? Kimse aldırmadı. Bol paça pantolonları atıp gardıroptan yerine dar paça kotlar aldım. Sevdiğimi sandığım kızı sokak ortasında, güpegündüz öptüm. Mücadelem için söylenecek sözleri hep fısıldadım, olmadı içimden söyledim. Sonra da önemli bir şey yapmışım gibi böbürlenip gezdim.

George Orwell’in Hayvan Çiftliği’ndeki domuzlardan bir farkım kalmadı.”Tüm hayvanların eşitliği ilkesi Koca Reisle birlikte toprağa gömülmüştür…”

Nereden çıktı şimdi kendini suçlamak? Sağ taraf sol tarafla kavga ediyor durmadan. Ay gökyüzünde hiç olmadığı kadar çok parlıyor. Bazen de bu sarhoşa göz kırpıyor. Hiç işte, yine rakı sonrası hezeyanları. Oysa onca sorumluluk arasında geçmişin gelip kapıya dayanması da ne demek oluyor. Sana ne be kardeşim? Sen rakını iç, hayatını yaşa. Diyebiliyor muyum? Gözlerim kendiliğinden kapanıyor artık. İç sesim bile derin bir sessizliğe gömülmek üzere. İçimden çıkmak üzere olan ruhum yerini uyku perisine çoktan bıraktı. Yarın sabaha düzelirim bir şeyim kalmaz. Belki biraz mide bulantısı ve baş ağrısı o kadar…

Meltem Şahin bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 181
Kayıt tarihi
: 04.10.12
 
 

1969 İstanbul'da doğdum. ODTÜ İstatistik mezunuyum. Halen bir Kamu Kuruluşunda İstatistik Uzmanı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster