Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mart '11

 
Kategori
Tiyatro
Okunma Sayısı
8546
 

Yastık Adam

Yastık Adam
 

Bir varmış bir yokmuş… Bir adam varmış, normal insanlara benzemiyormuş. Üç metre boyundaymış…

Ve o pufuduk pembe yastıklardan yapılmışmış; kolları yastıkmış, bacakları yastıkmış, bütün vücudu yastıklardan yapılmaymış; parmakları minik minik yastıkmış, başı bile yastıkmış, kocaman yusyuvarlak bi yastık. İki tane düğme gözü varmış, bi de kocaman gülümseyen bir ağzı varmış, her daim gülümsüyormuş ve dişleri görünüyormuş hep, onlar da yastıkmış. Küçük beyaz yastıklar.

Yastık Adam böyle görünmek zorundaymış, yumuşak ve güven verici görünmeliymiş, işi yüzünden, çünkü işi çok üzücü ve çok zor imiş…

Ne zaman ki biri berbat ve zor bir hayat yaşadığı için kederler içindeyken ve bunu sona erdirmek istediklerinde, kendi hayatlarına bir son verip bu acıyı dindirmek istediklerinde işte… bunu yapmak üzereyken işte, jiletle, kurşunla ya da gazla, ya da kocaman bişeyin üstünden atlayarak, onlar bu işi tam da yapacakken, Yastık Adam onlara gidecek, oturacak onlarla, sevecen sevecen sarılacak onlara ve şöyle diyecek, “Bir dakika durun bakalım” ve zaman tuhaf bir şekilde yavaşlayacak, zaman yavaşlarken Yastık Adam zamanı geri saracak, o insanların küçük çocukluklarına, onların hayatının insanı dehşete düşüren dönemi başlamadan öncesine götürecekmiş. Yastık Adam’ın işi çok acıklıymış çünkü Yastık Adam’ın işi …”


Üç nokta koyarak masalın devamını öğrenmek için Yastık Adam’ı sahnede izlemenizi şiddetle(!) öneriyorum. Çünkü bu üç noktadan sonrasını ancak ve ancak Yastık Adam’ın ta kendisi anlatmalı bence.

Orijinal adı The Pillowman olan Yastık Adam’ı İrlandalı yazar, Oscar ödüllü film yönetmeni ve senaristi Martin McDonagh 2003 yılında yazmıştır. Tiyatronun Tarantino'su olarak kabul edilen bir yazar olan Martin McDonagh, Yastık Adam’la, 2004 Laurence Olivier Award’ta “En İyi Yeni Oyun”, 2005 New York Drama Critics' Circle Award’ta “En İyi Yabancı Oyun” ödülünü kazanmıştır.
Bir kara mizah tiyatro oyunu olan Yastık Adam, Türkiye’de ilk olarak 2008-2009 sezonunda Talimhane Tiyatrosu’nda sahnelenmiştir. 2010-2011 sezonunda ise Ankara Devlet Tiyatrosu, İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi’nde oynanmaktadır.

Oyun, tam anlamıyla sizi de içine alarak gerilimlere sokuyor ve en acıklı anlarda bile bir kahkaha attırabilecek kadar da alaycı olabiliyor.

Kısaca konusu;
“Hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir yazar! Yazılan öykülerde kurgu ve gerçek karışıyor. Bu öyküler çocuklarınıza okumak isteyeceğiniz türden olmayabilir. Sanat, zekâ, polis şiddeti, çaresizlik ve masumiyet çatışıyor!
Dengeler üzerine soluksuz izlenecek bir polisiye gerilim.”
olarak geçiyor oyunun afişinde.

Ben oyunla ilgili sadece afişte yazan bu satırları okuyarak gitmiştim. Başka bir bilgim yoktu oyunla ilgili. O yüzden oyundan çok etkilendim, çok rahatsız oldum, çok sinirlendim, bir baktım gülüyorum, bir baktım ellerimi sıkmaktan yorulmuşum. İnsan davranışları, ilişkiler, aile, anne, baba, kardeş ve toplum üzerine bazı konuları irdeleyen, kesinlikle izlenmesi gereken bir oyun.

Evet, okuyucunun ve izleyicinin yolları burada ikiye ayrılsın.

Eğer “Yastık Adam”ı izleyecekseniz yazıyı okumaya devam etmeyin lütfen. Çünkü oyundan çok etkilenen ben, bu noktadan sonra oyunla ilgili gözlemlerimi ve başkaları tarafından yapılmış yorumları paylaşacağım. Ve oyunu izlemek gibi bir niyetiniz varsa, oyunun tadına varabilmek için hiçbir şey duymamanız ve bilmemeniz daha iyidir.

Ey izleme ihtimali olan okuyucu, beraberliğimiz burada bitsin, izledikten sonra yine görüşelim.

Tüm tiyatro severlerin ve tiyatro emekçilerinin 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlu olsun.

İyi seyirler…

http://www.devtiyatro.gov.tr/web/oyunlar/oyun1058.html

Yastık Adam’ı izlemiş ve aynı gerilimi yaşamış olan tiyatro severlerle yola devam…

Sislerin içinden gelen polis ve dedektif gölgeleriyle, Hollywood filmlerine taş çıkartan bir girişle, sorgu sahnesi başladığında, siyasi olarak gözaltına alınan bir yazar hikâyesi olarak düşünmüştüm oyunu. Ve sorgu esnasında bu kadar ileri gidebileceklerini düşünmemiştim. İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi’nde, bir de en önde olunca birebir ben de işkenceye maruz kalmış kadar etkilendim.

Oyunu çeviren Prof. Dr. Yusuf Eradam, oyunla ilgili olarak "Şiddet Yastığında Bellek" başlıklı yazısında;
“Bu bellek şiddet dolu, bu bellek riya dolu. Bu masallar bizim masallarımız değil. Bu masallar, söylenenler, söylenceler hep aldatmayı, cinayeti, hep ötekileştirmeyi kışkırtıyor. Bu masallarla uyunmaz!
...
Oyun, şiddet karşıtıdır fakat müthiş bir ironiyi de barındırmaktadır çünkü oyundaki yazar Katurian şiddet dolu öyküler yazmaktadır ve bu öykülerdeki cinayetlere benzer çocuk cinayetleri işlenmektedir; haliyle totaliter rejimin adamları tarafından sorgulanmaktadır.
...
Belleğimiz hastalıklı öyküler, masallarla doludur.
...
Nefret suçları günümüzde artık herkesin bildiği bir utanç kaynağıdır. Kimi mihraklarca doğal hak gibi görülebilen bu suçlar, aynı hastalıklı bellek tarafından beslenir. Egemen güçler de bu cinayetlerin yolunu açmakla, hiç değilse tıkamamakla sorumluymuş gibi davranabilirler. Oyun, haliyle bu gaflet ve dalalet durumu ile de ilgilidir.”
demiştir.

Oyunun yönetmeni İlham Yazar ise oyunla ilgili olarak şunları söylemiştir;
“Yastık Adam birçok yan temayla birlikte, temel olarak yazının, edebiyatın, sanatın kalıcılığı ve gücünden bahseder.
McDonagh’a göre sanatçı ahlaki açıdan kusursuz değildir. Onun da zaafları vardır; o da suç işleme potansiyeline sahiptir. Bu durumda da doğal olarak sanatın, edebiyatın ve sanatçının toplumsal sorumluluğu tartışılmalıdır.
Oyundaki yazara göre “Hayat kısa ve acımasızdır. Ama öykülerin(edebiyatın) sonsuza kadar yaşama şansı vardır.”
Buradan yola çıkarak; bu kadar güçlü, etkili ve kalıcı eserler elbette otorite için tehlike oluşturur. Çünkü okuyan, seyreden, dinleyen birey düşünmeye, soru sormaya ve sorgulamaya başlar. Soru soran ve sorgulayan, görünenin altındaki asıl gerçeği anlayan bireylerden oluşan bir toplum iktidarlar için her zaman büyük tehlike oluşturmuştur. Bu sebeple tüm insanlık tarihi boyunca düşünürler, bilim adamları, sanatçılar sansürlenmiş, dışlanmış ve yok edilmek istenmişlerdir. ”

Yastık Adam, ailedeki şiddete ve bunun yansıması olan toplumdaki şiddete dikkat çekerken, bizi çok farklı açılardan düşünmeye itiyor. Şiddet nerede başlıyor? Toplum nerede zehirlenmeye başlıyor? Anne ve babaların hatta kardeşlerin yanlış davranışlarıyla, daha küçücük bir çocukken, azılı bir katile ya da suçluya çevirdiğimiz kişilerle, yıllar yıllar sonra büyüdüklerinde yüzleşmek zorunda kalıyoruz ve iş işten geçmiş oluyor.

Yastık Adam; Murat Çidamlı, Tolga Tekin, Mesut Turan, Emre Erçil’den oluşan 4 kişilik bir oyuncu kadrosuyla, 4-4’lük muhteşem bir performans sergilenmektedir.

Murat Çidamlı’nın benim izlediğim üçüncü oyunuydu bu. Diğerlerinde de gerçekten başarılıydı ama bu oyundaki Katurian rolü ile çok çok farklıydı. Oyun için gerçekten işkenceye maruz kaldı. 5-10 dakika askıda oyununa devam etti ve performansı muhteşemdi. Aslında bu noktada “oyun” demek haksızlık sayılır, oyunculuğu gerçeğin ta kendisiydi.
Ariel rolünü canlandıran “kötü polis” Tolga Tekin hepimizi korkutmayı ve germeyi başardı.
Tupolski’yi canlandıran “iyi polis(dedektif)” Mesut Turan ise hem saçlarıyla tip olarak hem de oyunculuk olarak tamamen örtüşmüştü rolüyle. Sağır dilsiz çocuğu trenin altında ezilmekten kurtaran hikâyesi ise bizi güldüren sahnelerden biriydi.
Ve Michal. İzleyenler herkesin sarılmak isteyeceği masum suçlu! Michal’ı canlandıran Emre Erçil’in kaşınmamaya çalışırken sergilediği oyunculuk muhteşemdi.
Oyuncular gerçekten 4-4’lüktü.

Makyaj, efektler ve kurgu gerçekten çok başarılıydı.

Özel tiyatrolarla, devlet tiyatrosu arasındaki farkı azaltan, hatta başarı olarak özel tiyatronun önüne geçen, Devlet Tiyatrosu oyunlarını izleyince daha çok seviniyorum.

Böyle başarılı oyunlarda emeği geçen herkesin emeğine sağlık…

Tiyatro emekçilerini, saygıyla ayakta alkışlıyorum.

27 Mart Dünya Tiyatro Gününüz kutlu olsun.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Geçen hafta oyunu seyretme şansım oldu. Normalde komedi harici tiyatrodan hoşlanmasam da oyunun sonuna kadar yerime çakılıp kaldım. Bir anne olarak kendime çok pay çıkardığım alanlar oldu. Gerçekten muhteşemdi. Anlatımınız da şahane...

Elif_A 
 09.01.2012 13:50
Cevap :
Merhaba, geç cevap için kusura bakmayın, yorumu yeni okudum :( Yastık Adam geçen sezon izlediğim en iyi oyunlardan biriydi. Bu sezon oyunculardan biri değişmiş, Michal'ı Emre Erçil yerine Buğra Koçtepe oynamış. Bu sezon izleyenler tanıdıklarım da sizin gibi çok beğendiklerini söylüyorlar. Demek ki oyun hala etkileyici... Bir kez daha izlemek istedim şimdi :) Güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Sevgiler...  16.01.2012 22:45
 

biraz geç olmakla beraber bir tiyatro aşığı olarak bu yazı içinde teşşekkür ederim.oyunu pek merak ettim adı aklımda, muhakkak takip edicem.. işallah yakalarım bir yerlerde :)

Kenan Soyalp 
 28.05.2011 15:42
Cevap :
Merhaba, okuduğunuz ve beğendiğiniz için ben teşekkür ederim. Oyun bu sezon Ankara DT'da izlediğim en güzel oyunlardan birisiydi. Sanırım İstanbul'da yaşıyorsunuz. Yastık Adam ilk olarak İstanbul'da Talimhane Tiyatrosu'nda sahnelenmiş. Hala devam ediyor mu bilmiyorum ama geçen hafta İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Tiyatro Topluluğu tarafından oynanmış. Tabiki oyuncular ve oyun kurgusu farklıdır ama hikaye aynıdır. Umarım izlersiniz ve oyun hakkındaki yorumlarınızı paylaşırsınız. Sevgi ve saygılar...  04.06.2011 1:27
 

"yazının, edebiyatın, sanatın kalıcılığı ve gücü" sayesinde "belleğimiz hastalıklı öyküler ve masallarla doludur" çünkü düşünür, tarihçi, sanatçı ve edebiyatçı çoğu zaman "bin atlı çocuklar gibi şendik, bin atlı dev gibi bir orduyu yendik" derken yaptığı gibi savaşı, katliamı, şiddeti çocuksu ve masumane bir şenlik olarak tasvir etmekten çekinmemiş ve bu günlere gelinmiştir. Kurtlar vadilerinde soluklanmadan gözümüze uyku girmez oldu. Umarım bir gün insanın tüm hayvanlar aleminin davranış bozukluğu gösteren ve şiddetten zevk alan yegane varlığı olduğunun bilincine varır ve bu sorunun gerçek nedenleri üzerinde düşünmeye, sorgulamaya ve tartışmaya başlarız. Bu seferlik kusuruma bakmazsanız 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlamalarına katılmak istemiyorum. Çünkü bu tür kutlamalarda ben nedense hep kurban ve timsah gözyaşı kokularının birbirlerine karıştığı hissine kapılıyorum. Sevgiler ve selamlar

Matilla 
 30.03.2011 13:58
Cevap :
Merhaba Mustafa Atilla Bey. İnsanın davranış bozukluklarının pek çok açıklanmış sebebi var. Psikoloji ve sosyoloji bunların cevabını veriyor aslında. Ama sanırım bununla tatmin olmadığımız için felsefeye bulaşıyoruz biz de… Ve verilen cevapların ötesinde bir cevap arıyoruz çoğu zaman. Felsefeyi de bu yüzden seviyoruz sanırım. Sizin “özel” günlere karşı duruşunuzu, göstermelik kutlamalara karşı olduğunuzu biliyorum. Tiyatrocular da sizinle aynı fikirdeydiler ve “kutlamak” yerine, 27 Mart’ta Beyoğlu’nda protesto yürüyüşü yaptılar. Haklısınız. Haklılar. Ben ise sadece iflah olmaz bir romantik olduğum için bu tarz günleri kendi kendime yaza çize kutlamaya çalışıyorum işte :) Katkınız için çok teşekkür ederim. Sevgi ve saygılar...  01.04.2011 0:29
 

Memleketim,Ankara...Sanatın ve kültürün erdemli insanlarıyla harman olduğu kent...15 yaşında, sahneye çıktığım Küçük Tiyatro...Özellikle tiyatroseverlere,tiyatro sanatını keyifle ve kolayca sunan tek kent...İzmirde oturan bir kıdemli Ankaralı olarak;tiyatro yazan ve sahneleyen olarak,Ebru Sanatçısı olarak çok özlerim o gizemli kenti...Kışın geldiğimde de ilk işim doyara doya tiyatro izlemektir.Bu sezon da harika oyunlar var...Tanıtımınız harika...Sizi tanıdığıma sevindim...teşekkürler...saygılar..

Mesut Selek 
 27.03.2011 21:35
Cevap :
Merhaba Mesut Bey. Ben de sizi tanıdığıma çok memnum oldum. Madem tiyatrocuymuşsunuz, bu vesileyle bizzat Dünya Tiyatro Gününüzü kutlarım. Evet, Ankara'yı güzel kılan en önemli şeylerden biri tiyatro. Ve geçmişten farklı olarak dikkatimi çeken şey, gittiğim her oyunda nerdeyse tüm salonlar dolu. Ve daha da önemlisi artık devlet tiyatrolarında da her sezon nerdeyse 3-5 tane muhteşem oyun sahnelenmekte. Keşke bu oyunu sizin de izleme fırsatınız olsa... Ankara'ya geldiğiniz bir zamana denk gelir ve izlersiniz umarım. Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. Sevgi ve saygılar...  27.03.2011 22:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 73
Toplam yorum
: 219
Toplam mesaj
: 49
Ort. okunma sayısı
: 5705
Kayıt tarihi
: 06.09.06
 
 

Yılın en uzun gecesinde doğmuşum. Bu yüzden midir bilinmez ruhlarımızın özgür kaldığı geceleri se..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster