Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '12

 
Kategori
Dil Eğitimi
Okunma Sayısı
3964
 

Yazılı anlatım biçimleri

Yazılı anlatım biçimleri
 

FATİH EĞİTİM ENSTİTÜSÜ 1977(ÜST), TRABZON LİSESİ 1978-1993 YILLARI


Yazı, seçilen konu ile bunu işlemede güdülen “öğretme      (Açıklama), düşünce ve kanıları  değiştirme (Kanıtlama), izlenim kazandırma (Betimleme), bir olay içinde yaşatma    (Öyküleme)” amaçlarından biri ya da birkaçı için kaleme alınır. Bu amaçlara göre yazılı anlatımın başlıca dört biçimi vardır :                     

ÖYKÜLEME (Hikâye Etme, Öyküleyici Anlatım)

BETİMLEME (Tasvir Etme)                       

Bu iki anlatım biçimi sanatsal amaçlı olup öykü, roman,      oyun gibi yazınsal türlerde görülür. Okurun yüreğine seslenerek   onu duygulandırır. Çoğu kez bu iki anlatım biçimi iç içe geçmiş    olarak yazın türlerinde bulunur.

AÇIKLAMA

KANITLAMA (TARTIŞMACI)

Bu iki anlatım biçimi de gerçek, doğru, nesnel bilgiler vermeyi amaçlar; kısaca bilimsel amaç söz konusudur. Okurun kafasına seslenir. Bunlarla makale ve bilimsel yazılarda karşılaşırız.

Şimdi sırasıyla yukarıda gösterdiğimiz yazılı anlatım  biçimlerini örnekleriyle görelim

 

                     ÖYKÜLEME 

                   Kimi konular, gerçek ya da tasarlanmış olaylara dayanır.     Amaç okurun duygu ve             coşkunluklarını etkileyerek, onu  birtakım olayların içinde yaşatmaktır. Kısaca, olayların ilgi             uyandıracak biçimde birinci ya da üçüncü kişi ağzıyla  anlatılmasıdır. Öyküleme, eylemin yazıya             geçirilmesidir. Öykülemede iç konuşmaya (monolog) ya da karşılıklı  konuşmaya (diyalog) olayların verilmesinde başvurulur.

            Öyküleme, anlatılan olayın niteliğine bağlı olarak ikiye ayrılır :

                        1. Sanatsal Öyküleme

                        Düşüncelerimizi bir olay içinde yansıtarak okuru buna  ortak eden öykülemedir. Bu öyküleme  biçiminde eylem ve    zaman uyumludur. Bu anlatım biçiminde anlatılanlar anlamsal       bir zincirlemeyle  birbiriyle çelişmeden, birbirini tamamlayan   öğeler olarak görülür.

                        Sanatsal öykülemede anlatıcı, birinci ya da üçüncü  kişidir. Yani ya anlatıcı ya da gözlemci.                       

                        Örnekler :

                        “Aldırma dayı. Boşaltalım arabayı önce gel... Neyse ki arabanın yükü beş dakikada boşaltılabilecek kadar azdı.İki denk, bir lazımlık, bir süpürge, bir leğen, birkaç parça bakır  tencere, bir çamaşır kazanı falan... Avlu kapısından bakan kadınlardan biri: ‘Uyy, elin eşyasını sokağın  ortasına   yığıverdiler!’ diye bağırdı. Gençler gülüştüler. Ali ile arabacı  yükü hafifleyen atı biraz aşağı sürüklediler. “                                                                                     (Adalet Ağaoğlu)

 

                        “Kerim Ağa evvelâ yerinden kımıldanmamayı düşündü; fakat, vaktaki, düşman Manisa’ya  doğru uzanmaya, vaktaki  Menemen faciaları ağızdan ağza dolaşmaya başladı. Kerim Ağa,   sebebini  pek iyi tayin edemediği bir telaşla nesi var, nesi    yok yüzüstü bıraktı, karısını, kızını, kızının  çocuklarını aldı,üçüncü bir hicret yoluna düştü. Evvelâ Balıkesir’e uğradı, sonra           Bursa’ya çekildi.”     

                                                         (Y. K. Karaosmanoğlu, Milli Savaş Hikâyeleri/Muhacir Ağa)

                        Her iki örnekte de üçüncü kişi ağzından olay anlatılıyor. Gereksiz ayrıntılardan kaçınılmış, okurken duygulanmalar  yaşanmaktadır.                                             

                        “Sirkeci yönüne ağır yük kamyonları gürültülerle    geçiyordu. Elleri paketli, zembilli insan  kalabalığı araçların    içinden kendilerine yol arıyor, dağınık, bakışsız bir yerlere yürüyorlardı. Mısır  Çarşısı’nın kapısında bir çığırtkan     çevresine itişen kalabalığı toplamış, son Avrupa buluşunu satmaya çalışıyordu. Annesi, “Gelmişken ucuza erzak da    alalım.” demişti. Görmediği güvenlik dolu    bir tutumla doluydu bu sözleri söylerken annesi. Nazan saatine durmadan bakmıştı o    gün alışana     dek.”                                                                                                                                                (Füruzan, Kuşatma)

 

              Bu örnekte betimlemelerden yararlanılarak anlatım sürdürülmüştür. Okurken duygulanmaları    okur duymaktadır. Bir bakıma okura olayı yaşatmaktadır. Paragraftaki olayda öğeler türlü ilgilerle   birbirine bağlanmıştır.

                        “Karşıdan karşıya geçerken son derece dikkatliydi. Trafik   ışıklarını gözleriyle takip etmiş ve  yeşil yanınca karşıya doğru yürümeye başlamıştı. Tam o anda, hızını alamayan bir taksi süratle önünden geçti. Çocuk, neye uğradığına şaşırmış  kendini son anda geriye atmıştı.”                                                                                           (Refik Halit    KARAY)

                        Yazar, düşüncelerin bir olay içerisinde yansıtırken okuru    da ortak ediyor.Eylemler zincirleme olarak sürdürülürken okur bir görüntüden bir başkasına geçiyor. Bu nedenle anlatımı sıcak,    dil etkileyici, olaylar canlı.

                        2 . Açıklayıcı Öyküleme

                        Bilgilenme amacı taşıyan öykülemedir. Sanatsal bir  kaygı taşımayıp kuru bir anlatımı       vardır.

                      Örnekler :

                        “24 Ocak 1848 yılında John W. Marshall adlı bir    marangoz biçkihanesinin yanındaki ırmakta yedi gram ağırlığında bir altın tozu bulur.Aynı yıl Guadalupe Hidalgo sarayında imzalanan barış     antlaşmasıyla bir yıl önceki savaşta yirmi yedi bin ölü veren Meksika, Kaliforniya’yı Amerika   Birleşik Devletleri’nin egemenliğine bırakmıştır. Üç ay sonra ilk    altın tozunu bulan Marshall’ın çenesini tutmaması ve The   Californian gazetesinde çıkan birkaç satırlık haber Altına       Hücüm’un depart işaretini verir.”                                                                        (Nedim GÜRSEL)

                        Yazar, Amerika’da bir dönem yaşanan “altın arama” olayının başlangıcını açıklayıcı bir             yöntemle 3. kişi ağzından anlatıyor, öykülüyor.

                    “Gönlümdeki dağlanmış yara ellesem kanıyor, ellemesem duramıyorum. Ah o Sarıkamış, yetmiş beş bin yiğidin soğuğa, kışa yenildiği savaş. Nasıl unuturum o kışı, tipiyi. Allahuekber dağlarında açlığa, fırtınaya yenik düşen yiğitler, aha buramdasınız; seksen yıldır atan, kütürdeyen yüreğimin sesinde.”                      ( Türkay KORKMAZ, Annem Aşık / Yaşanmışın En Güzeli)

                       Yazar durumu / olguyu birinci kişi ağzından vermiştir.                                                                 

                        BETİMLEME

                        Kişi, nesne ya da olaylar sözcüklerle resim çizmek canlılığı içinde belirtilir. Böylece  anlatılanlar somutlaşır,  görülür, duyulur bir nitelik kazanır.Bu anlatım biçimine      betimleme denir.

                        Anlatılacak nesne, olay, kişi gereksiz öğeler dışında ayırt  edici nitelikleriyle ele alınmalıdır. Yani tüm nitelikleri değil de  belirgin, görüleni en iyi gösteren özelliklere dayanmalıdır.

                        Betimlemede nesneler konumlarına, görünüşlerine göre  anlatılır. Bir çevredeki nesneler, o  çevredeki konumlarıyla  verilmelidir. Bu da önad ve ortaçların kullanılmasını           gerektirmektedir.Eylemleri betimlerken de belirteç ile  birlikte ulaçların kullanılması söz konusudur.

                        Betimlemede amaç sözü edilen varlıkları görünür    kılmadır. Bu da iki yönde olabilir :

                        1.İzlenimsel Betimleme (Sanatsal Betimleme)

                        2.Açıklayıcı Betimleme

 

                        1 . İzlenimsel Betimleme

                        Varlıkların duyularımız üzerindeki etkilerini görünür  kılmadır. Yazar izlenimlerini, kişisel duygu ve anlayışını    betimler.

                        İzlenimsel betimleme sanatsal kaygının amaçlandığı  roman, öykü gibi türlerde görülür.

                        İzlenimsel betimlemede duyu organlarımızdan,bunlara bağlı olarak gözlem ve       ayrıntılardan yararlanılır.   Varlıkların birbirine benzeyen ya da birbirinden ayrılan  yanları yansıtılır. Abartma, benzetme gibi anlatım yollarına da başvurulur.          

                        Örnek :

                        “ Satıcı, iskemlesine oturdu; Hasan da merakla karşısına    geçti. Bu dört yanı duvarlı, tek kat     basık ve toprak evde öyle     canı sıkılıyordu ki... Şaşarak, eğlenerek seyrediyordu.          Mukavvaya     benzettiği kalın deriyi iki tarafı keskin, incecik,sapsız bıçağıyla kesişine, ağzına bir avuç çivi  dolduruşuna,   sonra bunları birer birer, İstanbul’da gördüğü maymun gibi  avurdundan çıkarıp    ayakkabıların altına çabuk çabuk      mıhlayışına, deri parçalarını pis bir suya koyup ıslatışına, mundar  çanaktaki macuna parmağını daldırıp daldırıp  tabanlara sürüşüne, hepsine bakıyordu.Susuyordu ve bakıyordu...”                                                            

                                                                                     (Refik Halit KARAY,Gurbet Hikâyeleri / Eskici) 

                        2 . Açıklayıcı Betimleme

                        Varlıkların tanıtılmasına yönelik betimlemedir. Nesnel biçimde okura bilgi vermeyi amaçlar.

                        Örnekler :

                        “ Günlerden bir gün Ay Hatun’un gözü parladı, (Bir) oğul doğurdu. Bu oğulun yüzü mavi idi, ağzı ateş kızılı idi; gözleri   ala, saçları, kaşları kara idi. Güzel perilerden daha güzel idi. Bu    oğul  anasının göğsünden ilk sütü içip bundan sonra içmedi;çiğ et, aş, şarap diledi. Dile gelmeye başladı. Kırk günden sonra   büyüdü, yürüdü, oynadı.”

                                                                                                                    (Oğuz Kağan Destanı)

                        PORTRE : Betimleyici bir yazın türüdür. Bu türle kişinin fiziki ya da ruhsal yönlerinin             betimlemesi yapılır.

           

                        “ İki kaşının ara yerinden başlayıp yadırganmaz, karşı  durulmaz bir eğilimle aşağıya uzanan,bittiği noktada ansızın yukarı kalkıp kendini tanımlayan ve en ön sıraya     geçiveren bir burnu vardı.”                                                                                 (Burhan GÜNEL, Fiziki Portre)

                        “ Kahramanımızın rengi sütlü kahvedir. Derisi yeni doğmuş bir yavrununki gibi kaygandır. Siyah saçları kıvırcık sayılmazsa da yine çalı gibidir. Burnu, pat burun dedikleri.             Deliklere doğru iyisinden yassılır. Gözler kestane. Alageyik gözleri gibi ışıl ışıl. Çene kemiği betonarme karkas. Eller    kürek, parmaklar puf böreği. Serçe parmağı, işaret parmağı kadar     uzun. Buna hokkabaz ya da   yankesici eli dense de olur.”

                                                                                                       (Salâh BİRSEL, Bir Zavallı Sarı At)

                        “ Hep  . Yapayalnızım. Çıt yok. Odaya şimdiye   kadar hiç tanımadığım yabancı bir    akşam giriyor.Gittikçe  artan karanlık, iki parça eşyayı da benden uzaklaştırıyor ve beni    yalnız   bırakıyor.

                        Odadan gündüz ışığıyla beraber bana ait her şey çekiliyor. Evime ait hatıralar, kalabalıklar, sevdiklerimin sesleri, birçok şekiller, hayatımın parçaları, Erenköy, köşk, tren, vapur,     fakülte, doktorlar, hastabakıcılar, hayatın gürültüleri, şehir, gündüzün sesleri, her şey uzaklaşıyor. İçimde bir  boşluk. Garip ve büyük bir his, derinliklerime doğru kaçıyor, gizleniyor. Ruhun        karaltılarla, sessiz ve şekilsiz gölgelerle, eşya arkasına saklanan  hayaletler gibi kendilerini göstermeden korkutan meçhul  varlıklarla dolu.”                                          

                                                                                   (Peyami SAFA, 9. Hariciye Koğuşu / Ruhsal Portre)

                        .  BETİMLEMENİN İLKELERİ

                        Betimlemede uyulması gereken ilkeleri dört başlık altında toplayabiliriz. Bunlardan seçme yaparak betimleme türlerine   uyanı uygulamamız gerekir.

                   .S omuttan Soyuta Gitme

                   . Soyuttan Somuta Gitme

                    . Bütünden Ayrıntıya Gitme (Tümdengelim)

                     . Önemliden Önemsize Gitme

         

                        1 . Somuttan Soyuta Gitme

                        İlkin dış görünüş verilir, sonra iç özelliklere geçilir. Kişi  ve hayvan betimlemelerine     başvurulur.

                        Örnek :

                        “ Köylüler, ölüyor sanarak çömelmişler, bekleşiyorlardı.Lâkin hasta iyileşiyor, canlanıyordu. Abani   sarıklı, mor cübbeli, fıkara kılıklı bir ihtiyardı. Sert, kır bir   sakalın örttüğü çehreden  meydanda duran kısmı, sıcak  ovaların güneşiyle kavrulmuş, buruşukluklar, kıvrımlar içinde   kalmıştı. Sarkık, şiş kapaklarının altında beyaza yakın açık       mavi, ufacık gözleri vardı ki insana bir çocuk   bakışıyla   dimdik takılıyordu.Yavaş yavaş bu çehreye renk, bu  gözlere renk geliyordu. Aynı vaziyette,sırtı ahlata dayalı, ölgün sadasıyla bir şeyler söylüyor, galiba uzaklardan  geldiğini anlatıyordu.”                 

                                                                                           (Refik Halit KARAY, Memleket Hikâyeleri

 

                        2 . Soyuttan Somuta Gitme

                        İlkin sevinç, üzüntü, özlem, inanış, anlayış gibi tinsel özellikler verilir; bundan sonra dış             görünüşle ilgili özelliklere  geçilir.

                        Örnek :

                        “ Eyüpsultanlı Nakiye Hanım. Oradaki Mevlevi tekkesi ile ailesi ilgilidir. En çok bağlı olduğu    ve belki de karakterini en  çok etkileyen adam, oranın türbedarı olan dayısıdır. Babası, şekercibaşı, yahut tatlıcıbaşı imiş. Yıllar geçtikçe Haminne’nin  ruhuna Mevleviliğin hakim olduğunu küçük kız sezmiştir. Kimseye fena lakırdı söylemez, kızmaz, en kuvvetli itirazını yahut    beğenisini ‘Yedi nane macununa bak!’ diye ifade    eder.    Namazını muntazaman kılar ve oruç tutar, fakat dini gösteriş hiç    yapmaz. Bazı namazlarda küçük kız, Haminne’nin başına arakiye aldığını görmüştür.

                        Kıyafeti de kendine özeldir. Saçları kesiktir ve hep    kırmızıdır. Fakat acaba hangi devre kadar   tabii, hangi devri      kına olduğu bilinmez. Malum ya, eski ihtiyar kadınlar için kına,      dini bir zorunluktur. Ak saç onlara göre, sadece    kokonalara      yaraşır. Entarisinin altında, kolları uzun, yenleri  dışarıya  çevrilmiş ince beyaz bir gömlek vardır, beline de bir şal    bağlar. Her sokak dönüşü mutlaka    su dökünür, çamaşır değişir. Yüzü, o günün çok güzel telakki ettiği simalarındandır. Teni hakiki süt  gibi, gözleri açık maviye kaçan elâ, ağzı küçük, dudakları pembe, ince bir sanatla işlenmiş kıvrımları var.”                                                                                   

                                                                                                    (Halide Edip ADIVAR, Sinekli Bakkal)

 

                        3 . Bütünden Ayrıntıya Gitme

                        Önce genel görünüm çizilir, sonra basamak basamak  öğelere, ayrıntılara inilir. Çevre ve  görünümbetimlemelerinde uygulanır.

                        Örnek :

                        “ İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

                          Serin serin kapalı Çarşı;

                           Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa;

                           Güvercin dolu avlular

                           Çekiç sesleri geliyor dolardan,

                           Güzelim bahar rüzgarında, ter kokuları”

                                                                                (Orhan Veli KANIK, İstanbul’u Dinliyorum)

                        Yukarıdaki şiirde bütünden ayrıntıya gitme yöntemine  uyulmuştur. Önce genel durum, sonra basamak basamak diğer   ayrıntılara iniliyor. Bu şiirde dokunma (Serin serin Kapalı Çarşı), işitme (Çekiç   sesleri geliyor doklardan), koklama (Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları) duyularıyla edinilen   ayrıntılara yer verilmiştir.

                        4 . Önemliden Önemsize Gitme

                        Betimlemeye en ilginç yönden başlanır, sonra öteki  yönlere geçilir. Bu ilginç noktayı seçmek bizim   duyarlılığımıza, kültürümüze bağlıdır biraz da.

                        Örnek :         

                        “... İmam ? Şöyle bir bakılırsa herhangi bir mahalle imamına benze;  fakat gerçekte o, kendisinden başkasına  benzemez.

                        Kirpi kılları gibi ayakta duran iki kalın kaş; içeriye çökmüş kömür gibi siyah, kor gbi yakıcı,burgu gibi keskin iki ufak göz. Burun uzun ve tilkininki gibi. Kara sakal hayli kırlaşmış. Boyu kısa, vücudu cılızdır. Fakat beyaz sarığın   kallâviliği, geniş yeni lâtanın içinde ağır ağır, sallana sallana   yürüyüşü ona hususi bir heybet verir.

                        İri yarı erkeklerin bile kıskanacağı gür, kalın bir ses   vardır. Va’zeder gibi şiddetli talâkatle  konuşur, gündelik  lâkırdıları bile Kur’an okur gibi tecvitle söyler; her ‘elif’ onun        ağzından ‘dallın’deki ‘elif miktarı’ çekilir.”

                                                                                                    (Halide Edip ADIVAR,Sinekli Bakkal)

                         AÇIKLAMA

                     Herhangi bir konuda doğrudan bilgi vermek, görüş  bildirmektir. Kapalı olan bir düşünce ya  da kavramı açık, anlaşılır duruma getirir; bilinmeyeni bilinir kılar. Makale, fıkra, söyleşi, deneme,eleştiri gibi türlerde başvurulur. Açıklamada bilinmesi gereken ana noktalar şunlardır :

                        . Konuyu anlamaya çalışmak

                        . Anadüşünceyi belirlemek

                        . Yardımcı düşünceleri belirlemek

                        . Düşünceleri, örnekleri sıralama

                        . Açık olmayan kavramları tanımlama

                        Örnekler :

                        “Hurma ağacının boyu 15-20 metreyi geçer. ‘Ayağı suda, tepesi ateşte’ diye nitelenen bu ağaç, hem nemli toprak, hem  kuvvetli güneş ister. 15-30 derece enlemler arasında yetişir. Etli,    tatlı  ve besleyici meyveler verir. Bir hektara genellikle 200   ağaç dikilir. Odunu yakacak olarak işe yarar; özsuyundan palmiye şarabı, yapraklarından hasır, sepet vb. yapılır...”

                        Yukarıdaki parçada hurma ağacı hakkında açıklayıcı bilgi verilmektedir. Bu yöntemde  öğretmek, bilgi vermek temel amaçtır. Kişi metine duygularını, kişisel görüşlerini    katmamıştır. Bu  nedenle nesneldir. Sözcükler gerçek anlamlarıyla kullanılmış, düşünce doğrudan yalın olarak  anlatıldığından “düz” bir anlatımı da içermektedir.

                        “Namık Kemal’in Şinasi ile tanışmasına kadar yazdığı şiirler aldığı klasik edebiyat  kültürünün tesiri ile     tamamiyle Divan nazmı çerçevesindedir.Gerek şekil, gerekse          zihniyet ve içerik akımından Divan nazmını sürdürenlere  büyük bir rağbet gören tasavvuf felsefesine uygundur.”                                                                                                                                                                                                                                                                                                                           ( Kenan AKYÜZ )

                        Bu örnek de açıklama anlatım biçimi özelliklerini taşımaktadır. Ancak önceki örnekten ayrılıklar  taşımaktadır. Bunlar ne olabilir? Yazar metne kişisel duygularını, görüşlerini katmış mıdır?

                       KANITLAMA  

                        Eğitim, bilim, teknik,sanat kollarına ilişkin bir gerçeği kanıtlara dayanarak ortaya koyan anlatım biçimine kanıtlama   (tartışmacı) denir Temelde doğrudan anlatmaya dayanır.            Kanıtlara  dayanarak okurun kanılarını değiştirmeyi, ona yeni bir görüş benimsetmeyi amaçlar.        

                        Kanıtlamada şu aşamalardan geçilir :

                        . Sorunun ortaya konması

                        .Sorunun çözümlenmesi

                        . Kanıtların sıralanması

                        . Karşıt düşüncenin çürütülmesi

                        . Sonuç (varılan yargı, yazarın görüşü)

           

                        Bu aşamalardan geçerken anlatım yöntemlerinden  özelden genele (tümevarım), genelden  özele (tümdengelim)   başvurulur. Bu yöntemlerden tartışmacı bir tutumla yararlanılır.     Ayrıca  düşünceyi geliştirme yöntemlerinden örneklendirme, karşılaştırma, tanımlama, tanık göstermeden de yukarıda gösterilen beş aşamada yararlanılır. Kanıtlama, makale  gibi düşünce yazılarında geçerli bir   anlatım biçimidir.

                       Örnekler :

                        “Hayatın daimi bir mücadeleden ibaret olduğunu    söyleyenler var. Ben bu görüşe katılmıyorum. Önemli olan,   hayatın güzel ve yaşanabilir taraflarını görmektir. Devamlı bir  mücadele  amacıyla etrafı görmemek, tabiattan ve toplumdan uzak olmak kişiyi robotlaştırır. Bu ise, insanlığın  özüne   aykırıdır. Vücudun merkezi olan kalp güzel duygularla   çarpmazsa hayatın ne anlamı olur.”                                                                                               (Sait Faik ABASIYANIK )

                        “Hayvanda, bilim de, sanat da doğuş halinde vardır. Dişileri kandırmaya çalışmak, düşmanlardan korumak,etkin hayvanın karşısındaki hayvanda duygu değişikliği yapma   zorunluluğunu gösterir. Karşı cinsin gönlünü çelme hareketleri ve bir kavganın başlangıcındaki         kabarmalar tohum halinde   sanattır. Ama, her ikisi de içgüdüsel olarak yapılır. Özgünlükten     yoksundur ve dolayısıyla bilinçsizdir.”                                                     

                                                                                                       (Christopher CAUDWEL)

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1064
Toplam yorum
: 308
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 698
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster