Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Kasım '14

 
Kategori
Efsaneler
Okunma Sayısı
43748
 

Yunan Mitolojisi’nde İkarus Efsanesi ve mesajı

Yunan Mitolojisi’nde İkarus Efsanesi ve mesajı
 

İkarus'un tutku ve hırsları ile güneşe hazin yükselişi


Binlerce yıl önce henüz şimdiki dinler yoktu. Aklın özgürlüğünü, aklın özgür eleştirisini, mantığını baz alan modern felsefe yoktu. Mitoloji vardı, efsaneler vardı ve bunlar ağızdan ağıza yayılarak doğa olaylarına anlam veren bir inanç sistemine dönüşüyordu, günlük hayatı şekillendiriyordu.

Uzakdoğu’da mesela Hindistan’da ise Aryanlardan gelen Vedalar’a dayanan ve kadim Hindistan’ın Olympos Tanrıları olan Deva’ları baz alan mitolojilerini içeren bir inanç sistemi vardı.

Ancak mitolojiye farklı gözlerle bakıldığında insana bilgeliğe dair güzel dersler verebilir. İkarus efsanesi de işte bu türden bir hikayedir. Özgürlük için verilen mücadelenin, özverinin ve çabanın olduğu kadar, o özgürlüğün kazanıldıktan sonra nasıl kibre ve yakıcı bir tutkuya dönüşüp  insanı yakıp küle çevirebileceğinin de güzel bir dersidir.

Olaylar Ege Denizi’nin güneyinde Girit Adası’nda geçer. Girit eskiden Minos uygarlığının beşiğiydi ve Antik Yunan kültürünün yükselmesinden evvel büyük bir güce sahiptiler; ta ki Santorini’deki yanardağ patlayana dek...

Kralı Minos’un başı Minotauros adlı boğa başlı, insan vücutlu bir canavar ile büyük dertteydi. İşin en kötüsü de kralın eşi Pasiphae'nin tanrılar tarafından cezalandırılıp bu yarı boğa, yarı insan bir çocuğu doğurmuş olmasıydı. Çevresine zarar veren bu canavar için Kral Minos çözümü onu hapsetmekte bulur.

Bunun için Yunanlı ünlü mimar Daedalus’u çağırır. Daedalus başarılı bir mucit ve mimardır. Kıskanç insanların kışkırtması sonucu, kendi ülkesinin kralı onu sürgün edince Girit Adası'na gitmişti. Kral Minos Daedalus’un adaya geldiğini duyar ve onu çağırtır. Kendisinden karmaşık yollar ve odalardan oluşan büyük bir kale yapmasını ister. Bu öyle kompleks bir yapı olacaktır ki, içeri giren tekrar dışarı çıkış yolunu bulamayacak ve böylece canavar Minotauros burada hapsolacaktı. Canavarı beslemek için de Atina’da dahil çevre gölge şehirlerinden 7 erkek, 7 kadın kurban kaleye konulacaktı.

İşte bu görevle Daedalus ve oğlu İkarus “Labyrenthos” diye adlandırılan bu muhteşem kaleyi inşa eder. Hatta namları ve başarıları öyle uzun sürer ki, o zamandan sonra yol bulmakta zorlanılan yerlere “labirent” denir. Tarih yine oyununu oynamıştı.

Çevre şehirlerden alınan kurbanlar, insanları isyan ettirir. Ama bir şeyler yapamazlar. Bir gün Thesseus adında bir kahraman Atina şehrinden çıkar, bu adaletsizliği düzeltmek ister ve Labyrenthos’a kurbanlarla birlikte girer. Daedalus’tan aldığı akılla Labyrenthos’ta yolunu bulan Thesseus ortada Minotauros’u bulur ve öldürür.  Bu başarısı sonrası ona Kral Minos’u kızı aşık olur ve birlikte adadan kaçar giderler.

Olaylara çok kızan Kral Minos, Daedalus ve oğlu İkarus’u Labyrenthos içindeki bir kuleye kapatarak cezalandırır. İyi bir amaç için bile olsa bir hapishane inşa edenler ne acıdır ki kendileri de artık hapistedirler ve kurtulmak için kuleye gelen kuşların dökülen tüylerini balmumuyla birleştirerek ve kolları ve sırtlarına yapıştırarak için kanat yaparlar ve kuleden uçarak kaçarlar.

Bu muhteşem kaçış planının başarıya ulaşması için Daedalus oğlu İkarus’a “ne alçaktan, ne de yüksekten” uçmasını tembihler. Denize yakın uçarsa, kanatlar nem alacak ve ağırlaşacaktır. Güneşe yakın uçarsa da, balmumu eriyecek ve kanatları bozacaktır. Her iki durumda da düşecektir. Bu dengeli ve ölçülü olması gerektiğine dair bir öğüttür aslında.

Ancak İkarus gençtir ve kaçmanın verdiği geçici özgürlük duygusundan gelen zafer hissi ile henüz kendi coşku ve tutkusunu kontrol edememektedir. Uçmanın ve bu özgürlüğün verdiği büyük bir zevk ve huşu içinde güneşe doğru yükselen İkarus’un kanatları, eriyen balmumu ile bozulur ve İkarus düşer.

Güneşe ulaşma hırsı sonucu düşer. Ege Denizi’nde Sisam Adası yakınlarına düşerek hayatını kaybeder. Bu yüzden bu bölgeye İkaron Denizi de denir.

İnsan zekasının kıvrak ve şeytani yönünü gösterdiği kadar denge, ölçülülük, sabır ve sebatı da içeren hüzünlü bir hikayedir bu.

Haydi şimdi bazı dersleri kendimiz bu hikayeden çıkaralım...

İnsan aklı öyle büyük bir potansiyele sahiptir ki yeter ki onu odaklasın. Her şey önce niyet ile başlar. Niyet-gayret-kısmet ile hayaller gerçeğe dönüşür. İşte bu yüzdendir ki, Daedalus Labyrenthos gibi üstün bir mimarlık başarısını hayata geçirebilmiştir.

Uyum ve esneklik insanın en büyük becerilerinden biridir. Kadim Çin’de Taocular “Tao ile uyumlanmak” derler hayat rüzgarına uyumlanma sürecine. Ama sadece gelen zor koşullara uyumlanmak diye bir şey yok. Ayrıca bir de sonuçlar, hayaller ve istekler için kendini mevcut durum, koşul ve zorluklara uyarlama, uyumlama süreci var ki bu daha da zor. İnanılmaz bir içsel güç, tutku, aşk ve sabır gerektirir. Öz kontrolü gerektirir çünkü insan aynı Star Wars’un kötü karakteri “Darth Vader” gibi tutku ve hırsının esiri olup hele bir de bunlar acılar ve adaletsizlik hissi ile de insanı yakarsa “karanlık taraf”a kayabilir. Thesseus gibi güçlü, metin olmayı nasip etsin Allah herkese.

Hayat risk almadan bizi büyütmez. Daedalus ve oğlu İkarus risk almasalar uçamazlardı. Uçma korkusu yaşasalar uçamazlardır. O yüzden hep büyük düşünüp, sıradan olmak yerine büyük sonuçlar peşinde koşmalı insan...Hayalleri peşine koşmalı. Zaten bir hayal için gelmedik mi bu dünyaya? Ama tabii ki kendini İkarus gibi kaybetmeden, tutku ve hırsının kölesi olmadan. Ya da her şeyin Allah’a ait olduğu bu emanet dünyada sahibin kendisi olduğu illüzyonu ve şirkine saplanmadan.

İnsan ne yerinde saymalı ve risk almamalı ve de bilinçsiz ve aptalca risk alıp dibe vurmalı. Riskleri öngörüp yola koyulmalı insan ve yolda kervanı da düzebilmeli. %80 planlama, %20 kısmet yani.

İnsan hayattaki belirsizlikleri yönettiği ölçüde başarılıdır. Uçmak da öyledir işte. Bazen durgun ve güzeldir hava, bazen de fırtınalı. Fırtına olabilir diye uçmayanlara ne yazık...

İnsanın bir hayat amacı, bir hayali olmalı. Bu insanın pusulasıdır. Pusulanın gösterdiği yönde mücadele et, aynı Thesseus gibi.

İnsan tutku ve hırslarının esiri olmalı. Makam, mevki, paye, ün; hepsi geçip gidici. Çıplak geldik çıplak gideceğiz. Yükselme hırsı ile İkarus da tutkularının esiri oldu ve geldiği yere döndü.

Ne kadar yükselirsen o denli de büyük düşersin. Alçaktan düşen yaralanabilir, ama yüksekten düşen ölebilir de. O yüzden yükselirken insan çevresinden kopmamalı, kendini bilmeli, çevresi ve koşullar ile uyumlanmalı. Nefsine hiç olmadığı denli sahip çıkmalı aynı Hz.Mevlana’nın kendi yolunda ilerledikçe daha fazla dua etmesi, ibadet etmesi gibi.

Ben kısaca bunları yazdım, gerisi size kalsın ve herkes kendi kaşığı kadar alsın.

Sevgiler,

Kenan

 

https://twitter.com/Naacel

https://www.facebook.com/public/Kenan-Kolday

http://naacel.blogspot.co.uk/

http://www.felsefetasi.org/author/kenan-kolday/

 

Mitoloji ile ilgili diğer yazılarım

Yunan mitolojisinde Yaradılış http://blog.milliyet.com.tr/Yunan_Mitolojisi_nde_yaradilis/Blog/?BlogNo=460666&ref=milliyet_anasayfa

"Titanomachia" kozmik savaş ve Titanların yenilişi http://blog.milliyet.com.tr/-titanomachia---kozmik-savas-ve-titanlarin-yenilisi/Blog/?BlogNo=461777

Rodos Heykeli "Collossus" http://blog.milliyet.com.tr/rodos-heykeli--colossus-/Blog/?BlogNo=499827

Odin'den Thor'a hayat dersin http://blog.milliyet.com.tr/odin-den-thor-a-hayat-dersi/Blog/?BlogNo=451000

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 237
Toplam yorum
: 48
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1033
Kayıt tarihi
: 29.10.12
 
 

Çocukluğumdan beri kendimden büyük bir şeyleri arayıp durdum. Ve 1999 yılında yaşadığım şoklar il..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster