Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
170
 

Zamanın Ötesinde

Zamanın Ötesinde
 

Elinde gazetesiyle bahçe kapısından içeri girdi Mesut Bey, yüzünde tuhaf bir mutluluk ama gözden kaçmayan bir tedirginlikle karşıladı eşi. Her zamanki gibi gülen gözleriyle önce bir güzel yıkadı elini yüzünü Mesut Bey, sonra giydi rahat penyeden ev kıyafetlerini, geçti oturdu somyasındaki başköşeye. Semra Hanım koşturarak hazırladı sofrayı mis gibi tarhana kokusu sarmıştı evin her yerini, sonra kayık tabaklara çekti mercimekli bulgur pilavını. Cam kâselerde turşu bol naneli cacık ve vişne suyunu da koydu masaya. “Hadi bey sofra hazır” çıt yok Mesut beyden, gömülmüş gazetesine sanki içinde kaybolmuştu. Merakla tekrarladı hanımı “Bey hadisene çocuklarda acıktı önemli bir haber anlaşılan bize de okusana”. Mesut bey sıyrıldı gazeteden bıraktı kenara, “Önemli hanım önemli hele yemeğe başlayalım anlatırım” dedi. Yüzlerde gülümseme şen şakalar, sohbetlerle yediler yemeklerini seslendi Mesut bey; “Hanım topla masayı mutfağı hallet gelin çocuklar sizde konuşacaklarım var bu hepimizi ilgilendiriyor” dedi. Hanımı bir koşu topladı sofrayı geçti tekrar masaya oturdu beyinin karşısına pür dikkat başladı dinlemeye. Mesut Bey heyecanlı içi kıpır kıpır “Bir otomobil almaya karar verdim ne dersin?” Büyük oğlan sevinçten bir çığlık attı “Gerçek mi baba” diye. Küçük kızın gözleri parladı “otomobil” diyordu babası. Bu küçük şehirde kaç tane otomobil sahibi olan var ki sevindi için için birazda inanamadı. Hanım söze girdi “İyi güzelde bey, hangi parayla, bir maaşla kolay mı?” “Kolay Hanım kolay, aldığım gazetenin süper bir kampanyası var.” Hanımı şaşırdı. “Hiç koca arabayı gazete aracılığıyla verirler mi? Bey” “Veriyorlar hanım veriyorlar” “Nasıl” dedi hanımı. “Her ay kura çekilecek liste gazetede yayınlanacak adını görünce gidip teslim alacaksın.” “İyide bey bedava vermiyorlar ya, ödemesi nasıl olacak.” “Teslimden sonra taksit taksit ödeyeceksin” sonra gazeteyi istedi açtı sayfasını bembeyaz mübarek güvercin sanırsın, sevinçle otomobilin resmini hepsinin ağzı açık hayranlıkla izlediler bu kutu gibi şirin arabayı.
 
Söze girdi yeniden Mesut Bey; “Taksitleri zorlamaz az az ödenecek dedim ya. Her hafta pikniklere gideriz, çarşı pazar gezeriz. Çocuklarda büyüyor iyi olmaz mı, eve mahkûm olmaktan da kurtuluruz. Hem bir eş dost ziyaretine gitsek, ayda bir kaç kez çoluk çocuk bir yığın para gidiyor dolmuşlara, fena olmayacak hanım sen rahat ol düşünme.” Sonramı? Yazıldılar kampanyaya her gün beklediler heyecanla. Küçük kızı o zaman dokuz on yaşlarında her gün sorular soruyor babasına, “Teyp de, radyosu da olacak değil mi? baba. Ben Füsun Önal, Selda Bağcan, Barış Manço kasetleri isterim tamam mı? Baba.” Babası gülümsedi, “Karda kışta okuldan dönmeyeceksin artık, Abin veya ben alırım seni okuldan. Sanki pek sevinmedin” dedi babası. “Yok, babacım ben seviyorum karı, arkadaşlarım var ya onlar ne olacak.” Gülümsedi babası, “Onları da alırız arabamıza kızım, sen merak etme.” Sevindi kızı bunu duyduğuna, hem güzelde olurdu keyifle arabayla gezmek.
 
Büyük oğlanda daha bir heyecan gençti, arkadaşlarının içinde nasıl havası olurdu. Öyle ya daha bu yaşta arabayla gidecekti her yere. Bu yıl iyi ki babası zorlamış almıştı ehliyetini. Çok akıllıydı babası canım gururlandı babasıyla içten içe. Hanımda, bir heyecan ah birde şu kuralar olmasa, mahalledeki tek araba onun kapısında olacaktı şimdiden. Önüne oyalardan süslü çiçekli örtüler hazırladı, arkasına örgüden sanki gerçek gibi kesilmiş karpuz dilimleri ördü. İkide küçük yumuşacık iki yana şirin kırlentler her şey tamamdı. Ama bu kurada da yoktu adları neyse sağlık olsun da hayırlısı ile bir dahakine kalsın, umutları İki ay üç ay dört beş altı ay artık sabır tükendi. Vaz mı geçselerdi kandırılmasınlar sakın diye de içlerini bir korku salmadı değil. Hem o ne öyle ne biçim liste, karınca küçüklüğünde yüzlerce isimler büyüteçle bile zor görünüyor. Bıktılar artık bakmaktan her ay, karınca duası gibi hazırlanan listeye.  Tam yedinci aydı, Mesut Bey elindeki gazeteyi fırlattı kızgınlıkla, “Yok hanım bu kuradada yok ismim.” Hanımı teselli etti, “Boş ver bey, hayırlısı olsun geç olsun güç olmasın” Büyük oğlan da inceledi yoktu işte babasının ismi, o da bir kez daha yıkıldı. Ne zor şeymiş eli boş kalmak ne zor şeymiş hayallerin yıkılması.
 
Küçük kız babasının kopyası, gazete okuma meraklısı ister anlasın ister anlamasın her sayfasını, her yazıyı okumaya çalışır bilmeceler bulmacalar çözmeye bayılırdı babasıyla. Yine dalmıştı gazetesine renkli şekerli çikleti ağzında, arada bir ufak şeffaf baloncuklar şişiriyordu çikletiyle. Birden çığlık attı sevinçle az kalsın boğuluyordu. Çikleti takıldı boğazına, bereket yutabildi bir sıkıntı olmadan. Koştular yanına, “Ne oldu sana” diye. Zor yutkunarak cevap verdi ellerini vurarak birbirine, “Baba çıkmış arabamız çıkmış” parmağını küçücük bir yazıya bastırarak listeyi gösterdi. “Yok, kızım kaç kez baktık yok, isim benzerliği” “baksana baba senin ismin Mesut Aslan işte.” Baktı iyice yakın gözlükleriyle defalarca babası evet mucizeydi kuradaki kendi adıydı şaşkın mutlu sarılıp kucaklaşarak kutladılar bu olayı. Mesut Bey gidip almasına alacakta büyük şehirden arabasını, yol parasını düşünüyordu, yeme, içme, yol masrafı hayli para gerekti. Büyük oğlan da ısrarcı, “bende geleceğim” diye tutturdu. Hanım koştu çeyiz sandığını açtı, mutfak masrafından artırdığı paralarla beyaz bir çıkınla geldi, uzattı beyine. Şaşırdı Mesut Bey sevindi bu berekete, minnetle baktı eşinin yüzüne. Bir hafta kadar sonra havalı kornasıyla geldi kapılarına otomobilleri. Evde bayram sevinci, hay maşallah sanki beyaz bir güvercin konmuştu akasya ağacının altına. Nasıl şirindi insanın kucağına alıp sevesi geliyordu, mümkün olsaydı keşke. Özenle heyecanla çektiler arabalarını akasya ağacının bahçe duvarının önüne sarkan dallarının gölgesinin altına.
 
Komşular hayran, dokunmaya kıyamayarak göz aydını verdiler imrenerek. Simsiyah içindeki göğüslüğü, kırmızı beyaz göz alıcı koltuk döşemeleri, siyah deriden dış kaplama asil duruşlu tavanı, sanki kömür karası bir saç gibi tepesine kurulmuştu. Tekerleri cantları gıcır gıcır, mutluydu hepsi gerçek olmuştu hayalleri. Gezdiler eğlendiler her hafta. İncitmeden çizmeden pamuk gibi bezlerle yıkadı parlattı. Küçük kız arabalarını her defasında da kaptı babasından araba tekeri gibi iki buçuk lirasını. Yıkarken bin bir hevesle dinliyordu müzikleri arabalarının teybinden inanılmaz büyük bir mutlulukla ve zevkle. Güzeldi be arabaları hayat çok güzeldi. Arabanın teybinden Selda’yı dinliyor yaz gazeteci yaz diye eşlik ediyordu ezberlemişti  bile her satırını. Barış Manço, dağlar dağlar diye haykırıyor buğulu sesi yürekleri dağlıyordu. Füsun Önal, gel minik kuş gel buraya diye masum sesleniyordu. Şu mutluluk denen şey ne güzel ne büyük bir huzurdu yüreklere ferahlık veren. Mutluydu küçük kız ve babası kavuşmuşlardı arabalarına. Mutlukla acı maalesef sanki kan kardeşi gibi birlikte yaşayan ayrılmaz ikiliymiş sanki. Küçük kız bunu o zaman öğrendiğinde artık büyümüştü. Kısaymış yazık mutlulukları, acı kıskandı mı ne? Bu ailenin mutlulukla daha çok zaman geçirmelerini galiba, yalnız hissetti kendini kim bilir bilinmez. Ama ne yaparsın ki emir böyleymiş  kaderi kabullenip boyunlar bükülmüş mecburen teslim olmuşlardı yazgılarına. Başka çare vardı da sanki onlar mı yapmak istemediler. Kader seçenek sundu da onlar mı dikkate almadılar. Bu kader denilen şeye asla dur diyemiyor ki insan yaşanacak olan varsa istesen de istemesen de yaşanıyor maalesef.
 
Sekiz ay sonrası aniden gelen bir kalp krizi kopardı Mesut beyi bu dünyadan, eşten, evlattan güzel yuvasından.  Oysa mutluydu, her şey yolunda gidiyordu. Yoksa her şeyin yolunda gitmesi Dünyadaki yaşamda zıtlık mı oluşturuyordu. Tam bir tezattı aslında. Bu soruların cevabı hep karmakarışıktır. Adına hayat denilen ömür köprüsünde yolun nereye varacağını hiç bilemeden, yaşayıp ölmek midir? Sunulan yaşam.  Kavuşmuştu ya oda her muradına kısada olsa. Yuvası, evlatları, eşi, işi  birde gözü gibi baktığı, her lekesini bembeyaz mendiliyle sildiği otomobili daha çok güzel günleri olacaktı onlarla. Daha çok gezecek yerleri, yaşayacak çok hayalleri vardı hep birlikte.
Ama yaşayamadan bıraktı gitti, ardına bakmadan. Yalan dünya, yalan hayat bu olsa gerekti. Giderken son bir kez, son bir güçle baktı evine, çocuklarına, eşine sonra uzattı başını pencerenin arkasından akasya ağacına son kez baktı yarım kalan muradına.
Gülderen ÇETİN.
 

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 19
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 179
Kayıt tarihi
: 09.03.18
 
 

Ben 53 yaşında evli, iki çocuk, üç torun sahibi bir ev hanımıyım. Ortaokul mezunuyum. Ailevi sebe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster