- Kategori
- Gündelik Yaşam
" ADD " TERÖR ÖRGÜTÜ MÜ? ( 2 )

Evet değerli okurlar,
"ADD" TERÖR ÖRGÜTÜ MÜ? ( 1 ) yazıma, Savcılığın iddianamesini mahkemeye tevdi etmesi ve bu konuda, birçok kişi ve yayın organlarınca değerlendirmelerde bulunulması nedeniyle, ben de bu konudaki düşüncelerimi yazmaya devam ediyorum.
Sizlere 07.07.2008 tarihinde yayına giren yazımda, ADD'nin ( ATATÜRK'ÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ ) Kuruluş nedenini, derneğin amacını ve amacın gerçekleşmesi için yapılacak çalışmalarını yazmışdım.
Özetleyecek olursak, söz konusu Derneğin temel amacının, bugünlerimizi O'na borçlu olduğumuz,
" Atatürk'ü, Atatürkçülüğü ve her alandaki uygulamalarını benimseyenlerin güçlerini bu bağlamda birleştirip Atatürk'ün belirlediği erekler doğrultusunda atılımları yaygınlaştırıp sürdürmek, devrim karşıtlarının ulusal yaşamı geriye çekme çabalarından toplumu korumak için her alanda aydınlatıcı ve uyarıcı hizmetler vermelerini gerçekleştirmektir. " diyebiliriz.
Şimdi, böyle bir anlayışla kurulan bir Derneğin Genel Başkanı olan ve yıllarca TSK'nın Jandarma Genel Komutanlığı görevini Orgenerallik rütbesi ile şerefle yaparken ve aldığı madalya ile de bu teyit edilirken, terörle mücadelede gerçekten ön planda olan bir şahsiyetin, basına yansıyan bilgilere göre, TERÖR ÖRGÜTÜ KURMAK gibi bir ithama maruz bırakılması doğrumudur?
İnanın benim de çok merak ettiğim ve kendi kendime sorduğum sorular hakkındaki düşüncelerimi, Sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Soru 1- Yıllarını Atatürk ve O'nun kurduğu Cumhuriyetin korunması ve kollanması için harcayan Sayın ERUYGUR PAŞA'nın Türkiye Cumhuriyeti Devletine zarar verecek bir oluşum içerisinde TERÖR ÖRGÜTÜ kurduğu düşünülebilir mi?
Soru 2- VELEV Kİ, evet, yıllarca Ülkemizi, demokrasi, hukuk, insan hakları gibi kavramlarla ve irticai hareketlerle terör estirerek bölmek ve parçalamak isteyenlerle etkili bir mücadele içerisinde yer alan Jandarma Genel Komutanlığının en üst düzeyinde görev almış olan PAŞAMIZ, iddia edildiği üzere öyle bir yapılaşmaya gitmişse, bunu kime karşı ve niye yapmış olabilirdi ki?
Soru 3- VELEV Kİ, Sayın Paşamız gerçekten böyle bir yapılanma içerisine girmişse, bunun nedeni Ülkemizin Laik Düzeninden yana duyduğu bir takım kaygılarının olmasımıydı acaba?
Soru 4- VELEV Kİ, Sayın Paşamız gerçekten böyle bir yapılanma içerisine girmişse, bunun nedeni, DOKUNULMAZLIK ZIRHI NEDENİYLE DOKUNULAMAYAN VE YARGI KARŞISINA ÇIKARILAMAYAN VE HESAP SORULAMAYAN Üst düzey Siyasetçilerimizin geçmişde söyledikleri, Atatürk ve Cumhuriyet aleyhinde sayılabilecek nitelikteki basınımızda yer aldığı muhtelif internet sitelerinde yer alan,
Ben meclis'in dua ile açılmasından yanayım. (08.01.1996 Milliyet Gazetesinde)
Elhamdülillah müslümanım diyenlerin, şeriatçıyım demesi de gerekir. 21.11.1994-23.08.1995 Milliyet Gazetesinde)
Ben İstanbul'un imamıyım. (08.01.1995 Hürriyet Gazetesinde)
İmamlar da nikah kıysın. (09.05.1995 Milliyet Gazetesinde)
Cumhurbaşkanının imam hatipli olacağı günler yakındır. (05.02.1996 Akit Gazetesi)
Bütün okullar İmam Hatip yapılacak. (17.09.1994- Cumhuriyet gazetesinde)
Laik değilim, laikliği korumakla yükümlüyüm. 2005
Mahkemenin türbanla ilgili söz söyleme hakkı yoktur. Söz söyleme hakkı din ulemasınındır. 2005
Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor diye. Yahu millet istedikten sonra laiklik tabii elden gidecek ! (RTE'nin ART televizyonunda yaptığı bir konuşmasında)
Referansımız İslamdır.Tek hedefimiz, İslam Devletidir.
"Bize göre demokrasi amaç değil, ancak bir araçtır. Hangi sisteme gitmek istiyorsanız, bu düzenlerin seçiminde bir araçtır. Türkiye, kendisine din olarak Kemalizmi almış, başka hiçbir dine hayat hakkı tanımayarak kitlelere zorla dikte ettirmiştir. Oysa en üst belirleyici İslam'ın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir." ("İkinci Cumhuriyet Tartışmaları" kitabındaki söyleşisinden.)
Hem laik, hem Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın, ya laik. İkisi bir arada olunca ters mıknatıslanma yapar. Mümkün değil, ikisi bir arada olamaz. (RTE'nın ART televizyonunda yaptığı bir konuşmasında)
Saygı duruşu sap gibi durmaktır. Saygı duruşu yerine dua edilmeli. Sap gibi durmanın manasını anlayamıyorum. (11.04.1995 Milliyet Gazetesinde)
Türkiye’nin yarınında artık Kemalizme ve Kemalizm benzeri rejimlere yer yoktur. Kemalizmin yeniden kendini üretmesi söz konusu değildir. Bizim için en üst belirleyici, İslam’ın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir. Ben İslam’ın devlet planı içinde düşünüyorum.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir lafı koskoca bir yalan. Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır.(RTE'nın ART televizyonundaki yaptığı bir konuşmasında)
Demokrasi, bir tramvaydır, gideceğiniz yere kadar gider, orada inersiniz.
gibi sözlerinden ve günümüzde de, ısrarla TÜRBAN ve Atatürk devrimleri için TRAVMA gibi tahrik edici sözler ve eylemler nedeniyle, Demokratik, Laik ve Sosyal bir Hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetinin geleceğinden duyduğu endişeler olabilir miydi?
Soru 5- VELEV Kİ, Sayın Paşamız gerçekten böyle bir yapılanma içerisine girmiş ise, bu yapılanma, sadece bir düşünce ve yazı olarak mı kalmışdı, yoksa "CEK'Dİ VE CAK'DI " ların dışında, 70 milyonun duymadığı bir darbe mi geçekleştirmişdi? Ya da, "CEK ve CAK" lar suç unsurumuydu Ülkemizde?
Soru 6- VELEV Kİ, Sayın Paşamız, gerçekten böyle bir yapılanma içerisine girmişse, milyonlarca ADD'ği
üyeleri de Genel Başkanları gibi TERÖRİST'mi sayılacakdı?
Soru 7- VELEV Kİ, ADD'ği bir terör örgütü ise, Eski Cumhurbaşkanımız Sayın A.Necdet SEZER' de, ADD'ne Cumhurbaşkanlığı süreci içerisinde yapmış olduğu milyarlarca liralık nakdi yardımlar nedeniyle, terör örgütüne yardım ettiği gerekçesiyle yargı karşısına mı çıkartılacakdı?
Değerli okurlar, malumunuz olduğu üzere biz de bilinen güzel bir sözdür "Söyleyene değil söyletene bak....", ya da " yapana değil, yaptırana bak...." diye...
Ben hiç bir şeyin durup dururken ortaya çıkmayacağına inananlardanım.
Yani, Ülkemizde bir şeyler oluşmuşsa, bunlar durup dururken mi ortaya çıkmıştır, yoksa, bunlar etkiye tepki olarak mı yapılmışdı?
Yani gelişmelerden, suçlananlar mı sorumludur, yoksa neden olanlar mı?
Ya da, bir diğer deyişle, neden olanlar, annelerinin sütü kadar akmıdırlar? Olayların bu aşamaya kadar gelmesinde onların hiç mi günahları yoktur?
Bu meyanda, şunu da ifade etmeliyim ki, bu sözlerimden benim darbe yanlısı falan gibi olduğum anlamı da çıkartılmasın.
Ben, ne darbe yanlısıyım, ne de, dokunulmazlık arkasında siyaset yapan, yaptıklarının hesabını yargı karşısında vermekten kaçan siyasetçilerden yanayım.
Bu nedenle, eğer ki, Ülke menfaatleri gözetilerek, bir takım yapılanmalar söz konusu ise, pek tabi bu yapılanmanın hangi gerekçelerle yapıldığı da, bağımsız yargımızca ortaya çıkartılacak, konunun var ise, siyasi boyutu da ele alınacaktır.
Bu konuda, olur mu, olursa nasıl olur bilemem ama, gerekirse siyasilerin de, dokunulmazlık ve dönem sonuna ertelenme gibi koruyucu kavramlardan arındırılarak, koruyucu şemsiyelerinin kaldırılması bir şekilde sağlanmalı ve bağımsız yargı karşısında olay, sivil, askeri ve siyasi tüm yönleri ele alınabilmelidir.
Ülkemizde, gerçekten bir şeylerin düzelmesi samimiyetle isteniyorsa, olay, sadece sivil ve asker boyutlarıyla sınırlı tutulmamalı, Siyasi boyutlarıyla da ele alınabilmelidir.
Çünkü, iddianamede yer alan Sayın Mehmet AĞAR'ın, olasıdır ki Sayın Başbakan kastedilerek, Tayyip bey'den 60 milyon dolar aldığı iddiaları da, konunun siyasi boyutlarının varlığının da bir göstergesidir.
Aksi takdirde, yani, bu örgütlenmeler, Ülkemizi, şahsi menfaatleri uğruna kaos ortamına sokmaya yönelik ise, bu konuda sorumluluğu bulunanlara öyle bir örnek ceza verilmelidir ki, bir daha hiç kimse, benzeri hareketler içerisinde yer almaya cesaret edememelidir.
Evet, değerli okurlar, 1 yılı aşkın bir süre önce gerçekleştirilen ve adı ERGENEKON olan bir operasyonda, yanıtlanması gereken bazı soruları kendi kendimize sormaya çalıştık ve herkes de bunların yanıtını o şekilde ya da bu şekilde kendince verebilecektir ....
Ancak asıl olan ve olması gereken de tabii ki, Hukuk düzeni içerisinde tarafsızlığına inandığımız yargı mensuplarımızca da bu ve benzeri soruların ilgililere sorularak ve cevapları alınarak, ona göre de gereğinin sağlanacak olmasıdır.
Yalnız bu noktada temennim odur ki, YARGIMIZ VE YASAMA ORGANLARIMIZCA, aksi kanıtlanıncaya kadar, Atatürk, Cumhuriyet ve Vatan sevgisinden en ufak bir şüphe duymayacağımız PAŞALARIMIZ için de, daha fazlası değil ama tıpkı Sayın ERBAKAN örneğinde olduğu gibi sağlık sorunlarının ortaya çıkmaması ve benzer Kuddisi OKKIR olaylarının yaşanmaması için gerekli tedbirlerin alınması ile, sürecin bir an evvel başlatılarak, 1 yıldan beri tutuklu bulunanlardan var ise dışarıya çıkmaları gerekenlerin de, daha fazla mağdur edilmemeleri...
Çünkü, hep okuruz, dünyada ve Ülkemizde, yıllarca tutuklu kalıp, sonrasında beraat eden insanlar da olabilmektedir.
Ancak, takdir edersiniz ki, haksız yere tutukluk süresi içerisinde geçen ve geçecek olan süreler, insan yaşamı, sağlığı ve özgürlüğü açısından, PARDON, KUSURA BAKMAYIN, ÖZÜR DİLERİM gibi sözlerle AFFEDİLMEYECEK VE TELAFİSİ MÜMKÜN OLMAYACAK derecede kutsal ve hafife alınmaması gerekli bir hususdur...
Tüm bunlardan sonra, 2002'li yıllarda %28 düzeylerinde olan, günümüzde ise %74'lü seviyelere yükselen Yoksulluk ve Açlık sınırı altında yaşamaya çalışan Ülke insanının, daha huzurlu ve rahat bir yaşam sürebilmesi açısından diyorum ki,
İMTİYAZLI SINIFLARI ŞEMSİYESİ ALTINDA BARINDIRAN D O K U N U L M A Z L I K VE Z A M A N A Ş I M I KAVRAMLARI, DEMOKRASİ AYIBIDIR VE ARTIK, HUKUK LÜGATIMIZDAN ÇIKARILMALIDIR.
SON.