​ ''Can'ın Düşler'' 01 / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mart '14

 
Kategori
Deneme
 

''Can'ın Düşler'' 01

''Can'ın Düşler'' 01
 

''CAN'IN DÜŞLERİ 01''


Siz, ben bunları yazarken kimbilir ne yapıyorsunuz. Belki bir boş anınızda gazeteyi alıp vakit öldürmek için yazdıklarımı okuyorsunuz. Hayattan konuşalım istiyorum, aşktan, sevdadan, kadınlardan, çiçeklerden. Hatta biraz daha ileri gidip düşlerimizden konuşalım istiyorum. Aslında tabi benim düşlerimden. Eh, katlanacaksınız artık kalemimin ruhumdan gelen yazılarına. Haydi, isterseniz elimden tutun isterseniz tutmayın. Yazdıklarım elinizde.

Hoşgeldiniz…

Ne zaman başladı derseniz düş kurmak, pek hatırlamıyorum doğrusu. Belki sıkıntıdan, belki yaşam istediğim gibi olmadığından düş kurmaya başladım. İlk düş kurmam bir yaz gecesiydi. Tam yaşımı hatırlayamıyorum. Bildiğim tek şey karanlık bir gökyüzünde ışık saçan yıldızlardı. İlk defa yıldız olmak istercesine bakıyordum gökyüzüne. İçim buruktu, sevmiyordum yaşamayı, sevemiyordum. Yalnızdım iliklerime kadar. Sanırım on yaşlarımda falan olmalıydım. Bir yamaca küçücük büzülmüş, gözpınarlarımdan damlayan birkaç damla gözyaşının soğukluğunu hissediyordum. Başımın altında bir bavul vardı. İçinde çamaşırlarım, tam hatırlamıyorum; sanırım okul kitaplarım yoktu.

On yaşımda, sevdasını yaşım ilerleyince yitirdiğim bir kadın vardı düşlerimde. Uzaktaydı, bildiğim çok uzakta. Gökyüzünden elini uzatıyor ve ben kanatlanamıyordum ona. Çok özlüyordum onu. En çok da sarılmak istiyordum ona. Ama düş kuramıyordum işte o an. Sonra dalmışım belki de kendinden geçmişim. Üzerinde uyuyakaldığım toprak sıcaklığını yitirmiş, hatta sanırım karanlık mum ışıklarına vermişti karanlığını. Gittim, kanatlandım ve sarıldım. Mutlu muydum o an?

Evet, mutluydum. Nasıl tarif edilir nasıl yazılır öyle bir an bilemiyorum. Yazanlar hep ana rahmi tarifiyle anlatmaya çalışırlar öyle anları. Ne kadar gerçekcidir böyle bir anlatım bilemiyorum.

Ah, geçelim gelin böyle düşlerden. Şimdi, şu an’ki anlatımla yazalım en iyisi. Önce şundan başlayalım, düş kurmaya yeni başlayanlar için tabi. Belki faydamız olur kimbilir. Önce sevmelisiniz bence. Yaşamaktan başlamalısınız, sonra kadınları sevmelisiniz; sonra aşkı tadmış olmalısınız. Hepsi varsa elinde eğer, istersen okumayı bırak. Çünkü düş kurmak aslında çaresizliğinizdir. Ne acı değil mi?

Neyse, neyse geçin gerçeklerinizden. Ben cennetimi yaratmaya çalışan adam. Cennetimde kendimce mutluyum. Yazıyorum, çünkü mutluluğuma sizi de ortak istiyorum.

Yıllar önce yazılmış bir düşten başlayalım önce. Sanırım bir yirmi önce yazmıştım…

Bali…

Tam on beş gündür aynı oteldeyim.

Elimde geçen haftanın Daily News’i.

New York bir hafta önce soluyor zamanı.

O giriyor…

Elbisesinde kırmızı, mavi, yeşil, turuncu,

Rengârenk çiçekler.

Bahar estiriyor,

Loşluğa teslim olmuş restoranda.

Koşuyor garson,

Sandalyesini çekiyor.

Sırtı dönük,

Omuzbaşları sessiz;

Aşka davette acımasız.

Her şeye meydan okuyan kızıl saçlar,

O dokunulması yasak saçlar.

Sakın şarap isteme diyorum içimden,

Hele hele kırmızı;

Ne olur isteme.

Kızıl saçlı kadın sırtı dönük.

Tam yüreğimden vuruyor.

Kızıl saç,

Kırmızı şarap;

Ne eksik?

Bahçeye çıkıyorum.

Bir tomurcuk kırmızı gül koparıyorum.

Dikeni batıyor elime.

Kan bile kırmızı.

Garsonu çağırıyorum,

Gülü eline verip gönderiyorum.

Koklamıyor bile.

Şarap kadehine koyuyor gülü.

Kalkıp gidiyor,

Baharı da sürükleyip peşinden…

Bizbize kalıyoruz orada,

Gül,

Şarap;

Kızıl saçlar…

İşte böyle bir düşüm vardı yirmi yıl önce. Peki, yaşadın mı derseniz? Hayır, gerçeğini yaşamadım ama o düşün mutluluğuyla çok huzur buldum. Şimdilerde yaşım ilerledi artık. Elimden geldiğince dürüst yaşanmaya adanmış bir yaşantım var. Dostlarımı yürekli ve dürüst insanlardan seçtim. Mutlu musun diye sormayın bana. Mutluluğu kimse tarif edemez ki…

Hüzünlüyüm şu sıralar. Bir dostu kaybetmekten ne kadar korktuğumu kimse anlayamaz. Bir yol vardır görünmez ama gönülle gidilir. O yola birlikte çıkarsınız. Ellerini tutarsınız, sıcaklığını iliklerinize kadar hissedersiniz. Belki istemeseniz de çok bağlanırsınız. Bu çok farklı bir sevmektir. Bunu anlatmak da zordur. Düşlerinizi hiç bir başkasıyla içten paylaştınız mı siz?

İşte o anlarımda yazıldı aşağıdakiler…

Tamam dedi şair,

Anladım;

Sevdin de…

Yaktığın sigaraların suçu ne?

…

Bir umudu olmalı insanın,

Ceketi gibi;

Paltosu gibi.

Bir umudu olmalı insanın,

Ya da olabilir bir düşü.

Damarlarındaki kanı,

Nefesi gibi;

Sıcacık…

…

Ah bu bahar havaları,

İyi gelmiyor bana.

Sevesim geliyor,

Âşık olasım;

Ayaklarına kapanasım geliyor…

Dedim ya,

Bahar havası;

Hiç iyi gelmiyor sana…

…

Şimdilik bu kadar olsun dostlar. Beni ve düşlerimi yazmaya devam edeceğim. Belki birkaç gün sonra tekrar ikinci bölümü yazarım. Birlikte okuruz ne dersiniz?

Benim adım CAN…

Asıl adım: Mehmet ÖZCAN

 
Toplam blog
: 57
: 222
Kayıt tarihi
: 18.01.13
 
 

Emekliyim, köpekleri çok severim. Fotoğraf ama anlam saklayan fotoğraflara bayılırım. Yazmak uzun..