​ " Dilim... " / Kültür - Sanat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

22 Aralık '06

 
Kategori
Kültür - Sanat
 

" Dilim... "

" Dilim... "
 

Şimdilerde daha iyi anlıyorum sayın Orhan Pamuk’ un Türkçe sunum yapma nedenlerini. Şimdilerde daha çok saygı duyuyorum ona.

Sayın Can Dündar’ ın Türkçe konusunda gösterdiği duyarlılığa tüm içtenliğimle teşekkür ediyorum. Teşekkür ediyorum, çünkü bu denli zengin, saf ve renkli bir dili;dilimizi savunduğu için.Türkçe’ nin sırtına sopayla vursanız tüm gücünüzle ve sendelese yere doğru, sizden özür diler: Bilir miydiniz sayın Doğulu?

Türkçe’ yi saf haliyle anlayabilmek için türküler yol göstericidir. Yabancı dil konusunda yetkin arkadaşlarım bilirler, “ acaba türküleri tam olarak yabancı dillere çevirebilmek mümkün mü? ” Örnekleme yapmayacağım ve bu konuda yetkin de değilim. Ancak şunu çok iyi biliyorum; Türkçe laf salatası içermez. Kelimelere yüklenen sesler, vurgular, tonlar; şifreler onu.

İnanmayacaksınız belki, Türkçe inanılmaz kibardır. Kalp kırmaz, diktesi yoktur, alttan alıcıdır, gönül alıcıdır, naziktir.

Türkçe gözle konuşur. Doğu toplumlarında göze çok gerekmedikçe bakılmaz; saygısızlık kabul edilir. Göz, içeri girişin anahtarıdır ve izinsiz, saygısızca girilmez içeri.

Örneklemeliyim.

Mustafa Kemal, kurtuluş savaşının en yoğun yaşandığı günlerde karşısında emperyalistlerin besleyip üzerimize saldığı Yunan ordusuyla savaşırken birde Çerkez Ethem sorunuyla uğraşmıştır. Cahil bir adam olan Ethem’ i Mustafa Kemal, içine düştüğü yanlışları ona anlatmak ve elindeki güçleri kurtuluş mücadelesine katmak için karargaha çağırır. Ata, devleti ilgilendiren her konunun belgelenmesini istediğinden sayın Halide Edip’ i de toplantıya notlar alması için çağırır. Halide Edip karargaha girdiğinde 1,90 boylarında iri yarı, kalın sesli bir adamın masaya vurarak, bağırarak konuştuğunu görünce donup kalır. Mustafa Kemal’ e bakar bir de Çerkez Ethem’ e. Onun, bu şaşırmış yüz ifadesini gören Önder, gözlerinin içine bakarak; Halide hanım not alınız ” demezden önceki mavi gözlerindeki kararlılığı ve ateşi görüp şu notu alır: ” İşte o an anladım ki vatanımızı kurtaracak lider Mustafa KEMAL” .

Bazen nükteyle karışık TDK ile ilgili söylemlerde bulunuyorum.Tabi ki yanlış gördüklerimi yazacağım. Bir ulusun dili, onun en mahrem(gizli) yeridir. Eğer bu gizlilik (mahremiyet) yabancı sözcüklerle kirletiliyorsa ve bu konunun yetkilileri kim diye sormayacak mıyım?

Hiçbir zaman yeni kelimeler üretelim demiyorum. Benim istediğim gayet açık ve net: Türkçe henüz İstanbul surlarını geçemedi. Osmanlı döneminde de öyleydi. Osmanlının o bürokratik kafası süründü geldi günümüze.

Bürokrasi dikte eder; baktı yanlış çıktı, atar suçu halka.

Türkçe keşfedilmeyi bekliyor.

İnanın öyle saf kelimeler var ki ve çok seveceğiniz. Ama emek gerektiriyor o kelimeleri bulup ortaya çıkarmak; ve söylemeye çalıştığımda bu zaten. Bu işin uzmanları, ”nasıl halk sanatçıları Anadolu yollarını dolaşıp türkü derliyorsa” ilgililerinde Anadolu’ya yönelip Türkçe’yi keşfetmelerini beklemek hakkım değil mi?Şimdi açacağım bayramlık ağzımı ve soracağım;”nereye gidiyor o kadar paralar?”

Yazarların bu konuda sorumluluklar taşıdığını söylemek isterim. Sayın Pamuk bu sorumluluğu göstermiştir. Sayın Dündar bu sorumluluğu göstermiştir.

Şimdi yine hakkım doğacak; ”Türkçe’den ekmek yiyenler; sizlerin hiç sorumluluğu yok mu?”

Vicdan…

Gelelim şu erovizyon konusuna.

Aslında inanın erovizyonu neden bu kadar kafaya taktığımızı anlamış değilim doğrusu. Belki kendimizi uzak diyarlara kabul ettirme çabası. Ama şunu da biliyorum, bizim toplumsal anlayışımızda bize ait olanı, bize özgü olanı paylaşmayız.Bir arkadaşım çıkıp da “ sayın Sezen Aksu temsil etsin bizi” derse şaşırırım. Çünkü o bizim ve paylaşmak istemeyiz.Üstelik onun seviyesinin çok altında bir organizasyon. Sezencik hiç İngilizce saplantı içine de girmedi üstelik. Abba diyeceksiniz ama bende 70’ler diyeceğim.

Çözüm şu olabilir: Blogtaki arkadaşlarım; neden biz seçmiyoruz erovizyona gidecek sanatçıyı? Var mısınız? Hadi kalemlere…

Aslında kafamda,”yeni yıl nedeniyle herkesin bir paragraf yazıp daha sonrada damıtıldığı yeni yıl mesajı içeren bir yazı” vardı. Hem basında yer bulacak, hem de dünya barışına küçük de olsa katkı yapacağını düşünmüştüm .Ama çok uzun bir zincir olacak ve sayfalar tutacak. Çünkü her kelime sahipliyken nasıl kesilip kısaltılır. Bu yüzden yeni yılı karşılarken , bazılarımız için yılın sonu, bazılarımız için yeni gelen yıl, bazılarımız için yılbaşı gecesi anlamındayken; gelin “en”leri yazalım hepimiz sayfamızda.

Ben başlatıyorum:

1)Yılın basın,yayın ödülü:MİLİYET BLOG EDİTÖRLERİ.

İnanılmazlar, inanılmazlar…100 bin yazı… milyonlarca kelime… ne göz dayanır, ne beyin… üstelik imla hatalarını düzeltmek… üstelik nazlarımızı çekmek… üstelik saygın ve öğretici-bilge olabilmek... üstelik insan kalabilmek… üstelik ilkeli olabilmek… üstelik benim de onları çok seviyor olmam nedeniyle basın emekçisi sevgili blog editörlerimizi yılın basın yayın en iyileri diyorum.

Bir yazının daha sonuna gelmişken hemen belirteyim: İki nedenden ötürü yazılarımın içinde birkaç konu sıkıştırıyorum. Birincisi, anlatmak istediğim konuların arasındaki bağları okuyucuya bırakma arzum; diğeri ise, yazımın çok uzun olacağından.

Aslında her paragrafta açılabilecek ve genişletilebilecek, eksik bırakılmış gibi görünen konular olmasının nedeni daha sonra geri beslemeyle yazmayı düşünmemdendir. Dikkatli bakılırsa çoğu yazı giriş bölümünde bırakılmıştır. Yaşama dair kendimce zamanı hızlandırma adına ve birde ana başlıkları sunma adına böyle bir yazım dilini seviyorum. Düşünce egzersizi insanı diri tutar ve bundan da korkmayın. Zeka verilenden verilmeyeni çıkarmaktır. Her şeyden azıcık da olsa bir şeyler bilmenin zararı olmaz; üstelik yaşamı renklendirir.

Yeni yıl yazısında buluşmak dileğiyle…

Sağlıcakla kalın…

 
Toplam blog
: 470
: 551
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..