- Kategori
- Kültür - Sanat
Evet evet, hepimiz delirdik!

"Türkçe'nin gururu incinmişmiş, annesinden bile özür dilesinmişmiş!" "Devletin yaşlı kadınları bir araya toplayıp bağırtmasına 'opera' denir" Peki şu anki tabloya ne denir? Buyrun okuyun...
Günlük hayatta 200 kelimeyle ömrünü geçiren, bütün mağaza isimleri İngilizce olan, bırakın -de ve -da eklerini nokta ve virgülün nasıl kullanılacağını bilmeyen, yazarlarını faili meçhul cinayetlerle öldüren veya hapislerde süründüren, kısacası kendi anadiline DÜŞMAN bir ülkenin tartıştığı şeye bakın! Sanırsın ki, bu ülkede herkes Refik Halit'i, Reşat Nuri'yi, Yakup Kadri'yi, Tanpınar'ı, Yaşar Kemal'i ve diğer yazarları sular seller gibi okumuş, Türkçe'nin tadına varmış ve tartışılacak tek bu kalmış...
"Yazmayayım yazmayayım" dedim yine duramadım. Eurovision... Yıllardır ulusal bir mesele haline getirip yırtındığımız yarışmanın hükmü ne Alla'sen? Bu yarışmayı kim takıyor, kim sallıyor? Hiç kimse... Bu yarışmadan çıkan bir şarkı dünyayı mı inletiyor, bütün yıl boyunca dünya müzik listelerini mi sallıyor? İşte geçen yılın birincisi Lordi, hanginiz hatırlıyorsunuz şarkılarını, lütfen söyleyin! Sertap Erener ve iki yıl önce birinci olan Yunan sanatçının şarkılarını hatırlıyorum ancak onun dışında bu yarışmadan bir tane bile şarkı bilmiyorum! Bilgisayarlarında 50 bin şarkı olan müzik eleştirmeni arkadaşlarım da hatırlamıyor. Kuzum nedir bu deliliğiniz, ne olacak yani Eurovision'u kazansak? Kimsenin umrunda olmayan bir yarışma için yıllardır bu kadar hır-gür, kavga-dövüş... Dünyanın en enteresan, en kompleksli milletiyiz vesselam!
Gelelim Türkçe ve Türk Dil Kurumu'na... 12 Eylül 1980 darbesinden bu yana sesi soluğu çıkmayan Türk Dil Kurumu'nun "tırto" bir yarışma için bu bu kadar cevval bir çıkış yapması sizce de komik değil mi? En basiti bizim daha bir sözlüğümüz bile yok! Evet, Türkçe'nin bir sözlüğü yok. Her konuda ortaya çıkan şapşal kamplaşmalarımız elbette dil konusunda da hezeyan derecesinde... Birilerine göre bütün eski kelimeler ortadan silinip uydurma ve sersem kelimeler bulunmalı, birilerine göre yeni kelimelerin hepsi lanetli!
Oysa dili biz üretiyoruz, biz kullanıyoruz. Değişen hayatlarımızda, şehir hayatında, modernitede bir kelime günlük yaşamda dolaşımdaysa, kullanılıyorsa yaşar, kullanılmıyorsa da unutulmaya mahkumdur. Konunun hiç tartışılmayan kısmı ise dünyadan ne kadar bihaber olduğumuzu gösteriyor. Teknolojiyi üreten ve insanların hayatlarını değiştiren ülkeler, dünyadaki diğer ülkelerin sosyo-kültürel hayatlarına da bodoslama müdahale eder. Konunun bu kısmı apayrı bir yazı konusu, geçelim...
Şu örnekle konuyu kapatmak istiyorum: 1940'larda şiir yazan, Türkçe'nin en berrak şairlerinden Orhan Veli'nin şiirlerini şu an bir üniversite öğrencisine okutsanız, anlamak için yanına bir sözlük isteyecektir. Durumun ne kadar rezillik boyutunda olduğunu buradan kavrayın. Fransa'da ise Victor Hugo'nun 1830'larda -yani 170 yıl önce- yazdığı bir yazıyı bugün bir Fransız ortaokul öğrencisi sular seller gibi okur ve 'şıp' diye hemen anlar. Buyrun burdan yakın!..