​ " Düş... " / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

25 Aralık '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

" Düş... "

" Düş... "
 

Güneşin rüzgarıyla yelkenlerini dolduran üç gemi bilinmeyene doğru yol alıyordu günlerdir. Çok uzaklarda onları bekleyen yeşil dağ, ” ayışığı ” göl, mavi kıyı, kıyıdaki insan, bir kez daha ellerini ”güneşe gölge yapıp” seyre daldılar ufuğu.

“ Acaba neredeler şu an? ” dedi “ Ayışığı ” göl. "Yaklaşmaktalar belli; rüzgara gölge olmuşlar; her zamanki aynı saatte, her zamanki anda daha sertti güneşin rüzgarları ” dedi yeşil dağ. Mavi kıyı, doğruladı…

Günler önce çıkmışlardı yola. Ağaçlarını ormandan, yelkenlerini göldeki yosundan alıp mavi kıyının insanlarını içine doldurup çıkmışlardı yola üç gemi. Onları en çok merak eden “ayışığı göldü”. Üzerinde yazılmış kitabeyi götürmüşlerdi O’na. Acaba beğenmiş miydi kör karanlıkta heybeye koydukları kitabeyi?

Acaba okumuş muydu? Aklına düşüverenlerden fazlasıydı; aklından beynine geçip orada pişen, taze ama ambarlarda beklemiş tahıllardan yapılmış ekmek gibi kokan, mis gibi kokan, çiçek kadar keskin olmayan, hafif küflü peynir, fesleğen kokusuna değip, iyotlu deniz gibi ayağa dolanan bir kokulu kapak yapmıştı ona usta. Üzerine dev bir kapı resmi ve kapının içinde baş aşığı büyük "T"; el yazmalısındandı.

Acaba yelkenlerini dolduran güneş rüzgarları; güneş bize söyler miydi neler olup bittiğini?

Hep beraber ellerini kaldırdılar güneşe doğru alınlarında. Yüzleri parladı, güneş gülümsedi onlara.

“Bilir misiniz” dedi güneş; ”her gün sizi boydan, bir sabah bir de giderken görebiliyorum. Sabahları yüzleriniz asık oluyor ama akşam tatlı bir yorgunluk hepinizde. Eve gitmenin çocuksu telaşı varken çoğunuzda, üzer beni emeğini orada bırakıp gidecek kendi evi olmayan "emanet alınmış" hayatlar. Birtek onlar gülmezler hiç. Birtek onlar bakıp sevinmez akşam gölgelerine ağaçların. Teneke kutulara doluşmuş oradan oraya sürüklenen yaşamlar, ertelemeyi öğrenmişler tüm zamanları. Yaz gelir onlar için; ”keşke kış” derler. Elleriyle kışlarlar yazı. Çünkü olmaz istedikleri, bekledikleri; ya yetişmez paraları, ya hastadır yakınlarıı, ya da keyif vermez yaz biterken çabucak tasası. Yılları ötelerler; akşam gölgesinde güzel ağacı sunduğumda keyifsiz insanlar. Öteledikleri ‘yıllar’ çalar bir gün kapılarını, yine beklenen değildir. Beklenen ölürken gelir, zoraki gelir, bulmuştur çözüm, rahat çözüm... Birgün olsun başını kaldırıp yukarı bakmadığı ‘bilinmez’ onun için gökyüzü, işte mezarıdır. Onu bulup saçlarını okşayacaktır, emindir İlahi gücü.

Sabahları mahur ve soğuk bir suda yıkanmış olmanın gerginliğinde yüzüyle güzel kızın kafası, güzleri, tedirgin dönüp-durur durmadan sağa sola; sabah meltemi yakalayamaz kirpiklerini. Tam yakalamış ışıl gözlerini, bu kez dudaklarına yerleştirdiği bir sigara: Kaçıp gider büyü, kaçıp gider kır çiçekleri, kaçıp gider akşamki bira sohbeti… Sabah sabah sigara, eğer değilsen içerde, mahpuslukta, eğer bitmemişse senin için yaşam; elinde niye ki ne?

Ayışığı göl; ”canım güneş, tenimi her gün okşayan, sularımı küçülten , yağmurlar verip çoğaltan aydınlık; haber var mı gidenlerden? ”

Mavi kıyı: Gördüklerini anlatır mısın bize hayat?

Yeşil dağ: En tepemden baktım sisler kuşatmış her yeri. Nasıllar,iyiler mi?

Kıyıda bekleşen insanlar: Öğlen nasıl görülüyoruz ‘güneş’, tepeden!

Güneş:

Önce yelkeni yapanlara yanıtım olsun…

İnsanlar, ne kadar gerginsiniz öyle. Kelimelerin içine gizlemişsiniz öfke. ”Tepeden bakma”…

Neyse…

Kuşları yemledikten sonra elini cebine soktu kadın öğle vakti. Bir çocuk kuşlara tekme atmak için kovaladı. Adam 'oğlum koş bu tarafta daha çok güvercin var, onları kovala' dedi. Adamın tepesinde saç azalmış bana gülümser: Adamın içi gülümser. Adamın bilmez içi, kötümser. Atarken oğlu tekme güvercine, tökezlesin ister çocuk ‘güvercin kralı’. Hayır derim, ipler bendeyken; bin yıllar tek geçilirken. Söylerim; ’adam işsiz kaç zamandır. Hafta içinde, oğlunun ödeyemediği kreş parasından harçlık güvercin yemleri. Hıncı içinde büyümekte. Birikmiş; anlar çocuk; isyanı yeter ancak güvercinlere…

Az ilerde,

bir kadın tabaktaki yemleri son kez döktükten sonra kuşlara(serçeler de var), geçirir içinden; ’şu lüks arabada giden kadın neler hisseder kaygısız , kedersiz yaşamdan’. Çeviririm arabadaki kadına gözlerimi. Kadın, kocasının metresi olduğunu bilir yıllardır. Bilmez sandığından kocasına aldırmış cipi. Birazdan, bekleyen, saçlarını, minik tüylerini ellerine verdiği kuaförünün dediğine uymuş; karışmamış hayata. Nasılsa doymakta karnı ve doyacak garanti. Isınacak teni ve evi. Ruhunu çıplatıp soyunca aynanın önünde, çocukluğundaki Arnavut kaldırımlarında çıtlattığı çekirdekler çağırmış onu; ’değer mi?’”

***

İnsanlar bildik şeyleri dinlerken;

“Ama ben severim” demiş güneş; “en çok ikindi…

Hele bir deniz kenarı, hele meltem eser hafiften bir de serin ederim her yeri. Radyoda Minur Nurettin, ardından 70'li yıllar hafiften müzik; hafif müzik, demli bir çay, çukulatalı pasta yanında, birde dostlar yanında, yeme de yat sevgilinle. İşte o zaman bakmak için bana, denize doğru çevrilmişken gözler, sormak için bana döner gözler: Akşam oluyorken birkaç saat sonra yesek mi balık?’İkindi şarkıları ve çukulatalı pasta biterken yaz günü günlerden cumartesi; durmuşken meltem, rengim kızıllaşır bakarım gözlerine...”

Göl atıldı; ”hadi ama güneş, söylesene gidenler nerede?”

“…hadi kalk, geç kalacaksın….”

Günaydın…sana da günaydın.

Rüya mı görüyordun az önce?

..hayır, düş…

Sağlıcakla….

resim:Aivazovsky.

 
Toplam blog
: 470
: 551
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..