- Kategori
- Gündelik Yaşam
" İnananlar kardeştir... "

İnsanların ve toplumların hayatında yer eden en karmaşık şeylerden biri de din anlayışıdır.
Herkesin kolayca anlayabilmesi için benim bir " kullanma kılavuzu " na benzettiğim din, Allah' ın yarattığı her kuluna, hayatı boyunca insanlığa yakışır bir yaşam sürebilmesi için neleri yapıp neleri yapmaması gerektiğini öğütleyen bir kurallar bütünüdür. Böyle bakıldığında çok da basit bir yapısı vardır.
Peki yüzyıllardır ülkelerin, devletlerin ve bu arada milyarlarca insanın kaderini değiştiren karmaşa nereden kaynaklanıyor? Tabii ki yine insanlardan. Tamamen kişisel ve özel bir yeri olan dini, kendi siyasi çıkarları için kullanmaya kalkan insanlardan...
Dini perspektiften bakıldığırda bir sistemin yerine oturabilmesi ve akılla, mantıkla, bilimle çatışmadan rahatça kabullenilebilmesi için, tek tanrılı bir anlayışı merkeze oturtmak zorundayız. Onun ötesindeki inançların psikolojik olarak insanı rahatlatma özelliği olsa da, sistematik bir din olamayacağı âşikârdır.
İlâhî dinler diye nitelenen veya üç büyük din diye tanıtılan Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık da, bu mantık çerçevesinde, birbiriyle çelişen farklı dinler değil, tam tersine, birbirini tamamlayan, biri diğerini takip ederek bazı kuralları gelişip değişen tek bir dinin farklı versiyonları olması gerekir. Ve öyledir de...
Tek bir Tanrı' nın, tek bir dinin mensupları arasında, zamana bağlı olarak anlayış ve kavrayış farkı olsa da, yine de birbirlerine hoşgörülü davranmaları gerekmez mi?
Bazı problemlerin yaşandığı ailelerde, kardeşler arasında ihtilaf çıktığında, eş, dost ve çevredeki ileri gelenler, " Evlâdım, sonuçta o senin kardeşin. Ellerin sözüne bakarak birbirinizi kırmayın, üzmeyin. Başınıza bir iş geldiğinde, size yine birbirinizden fayda gelir, kardeşin yerini ne tutar " diye nasihat ederler.
Bu elbetteki çok doğru bir tesbittir.
Olaya biraz global açıdan bakarsanız, tarih içinde farklı kavimlerden geliyormuş gibi görünsek de, sonuçta aynı yaratıcının kullarıyız. Aynı Tanrı' ya inanıyoruz, aynı dinin içinde yer alıyoruz. Farklı düşüncelerimiz, yine bize yaratıcımız tarafından verilen aklımızın, bu arada yaşadığımız çevre şartlarının oluşturduğu nüanslardır.
Kasıtlı bir zarar verme duygusu içinde olmadığımız sürece, anlaşamamız için hiçbir neden yoktur. Kur' an' da " inananlar birbirinin kardeşidir " buyurulmaktadır. Anlama dikkat ederseniz ifade " müslümanlar birbirinin kardeşidir " şeklinde kullanılmamıştır. Mü' minlerin yani inananların kardeş olduğuna vurgu yapılmıştır.
Acaba biz gerçekten böyle hissediyor muyuz? Bu soruya olumlu cevap verebilmek bir hayli zor. Eğer öyle olsaydı, hiçbirimiz bu durumda olmazdık.
Zaman zaman ben sadece Yahudilerin, Hıristiyanların, Müslümanların değil, en küçük cemaate sahip grupların bile kendi ayrı tanrıları varmış gibi bir hataya düştüklerini hissediyorum. En azından davranışlar ortaya böyle bir görüntü çıkarıyor.
Dinin birinci temel şartı imandır. İmanın birinci şartı da Allah' ın varlığına ve birliğine inanmaktır. Lâ ilâhe illallah'ın anlamı, budur. Zaten bunu samimiyetle kalpten benimsedikten sonra, diğer şartlar kendiliğinden oluşur.
Allah' ın var olduğuna ve bir olduğuna, bütün insanları da Allah' ın yarattığına inanacaksınız, sonra da kendi dışınızdaki bir insanı, bir din kardeşinizi, suçlayacaksınız, aşağılayacaksınız, kendinize düşman bileceksiniz. Bunun kabul edilebilir, akılla mantıkla izah edilebilir bir tarafı var mı?
Papa' yla İstanbul Müftüsü' nün Sultanahmet Camii' nde, kendilerini gerçekten Tanrı' nın huzurunda hissedip dua ettikleri sahneyi görünce, bunları geçirdim aklımdan. Eğer ikisi de aynı Tanrı' nın huzurunda el bağladılarsa, aradaki problemlerin çözülmesi çok kolay olacaktır, daha doğrusu arada hiçbir problem olmayacaktır.
Yok hâlâ herkes kendi bildiğini okumaya devam ediyorsa, bilin ki ikisinin zihinlerinde tasavvur ettikleri Tanrı farklıdır. Ve bütün iddialara, cafcaflı söylemlere rağmen " Tek Tanrılı " bir anlayış kafalara yerleşememiştir.
İnsan hiç tanımasa da, yıllar sonra karşılaştığında kardeşi olduğunu ispat eden birine, bütün samimiyetiyle sarılmak ve onu bağrına basmak ister. Ona bir kötülük yapmayı da asla aklının ucundan geçirmez.
Şimdi bu durumda herkesin öncelikle imanını gözden geçirmesinde, eskilerin deyimiyle iman tazelemesinde bir fayda var sanıyorum. Ama laf olsun diye değil, gerçekten düşünerek, inanarak, benimseyerek, yüreğinde ve beyninde hissederek...