- Kategori
- Siyaset
“Aklı” tutulanın “Ahlakı” da tutulur…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasasının “Devletin temel amaç ve görevleri” ana başlığı altındaki 5. Maddesi aynen şöyle:
“MADDE 5: Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Yine anayasamızın “Düşünce ve kanaat hürriyeti” ana başlığı altındaki 25. Maddesi de aynen şöyle:
“MADDE 25.– Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.”
Anayasanın 5. Maddesinde belirtilen “Devletin görevi”ni, 25. Madde ile sağlamlaştırıyor.
Diğer yandan, “Devletin görevi” olarak sıraladığı görevleri korumak için aynı anayasamızda “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” ve “Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması” başlığı altında da bu özgürlükleri kullanırken, neden ve hangi amaçlara yönelik sınırlandırılacağını da açıkça ifade etmektedir.
Bütün bu özgürlüklere karşın, bir takım “Aklı tutulan” kişiler, devletin “…Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak…” olan görevini engellemeye yönelik “Adli” çalışmalarını, “Özgürlükleri kısıtlamaya” yönelik çalışma olarak kabul ederler.
Aynı zamanda bu “Aklı tutulan” kişiler, gerek televizyon ekranlarında, gerekse gazetelerdeki köşelerinde “Akıl tutulmalarını” sergilerler.
Bunlardan biri de Radikal Gazetesi yazarı, televizyonların tanınan yüzlerinden biri olan Cengiz Çandar isimli gazetecidir. Bu kişi, Fransa parlamentosundan geçen son kanunu değerlendirirken, Hrant Dink’in kardeşinin Fransa parlamentosundan geçen yasa üzerine yaptığı açıklamadan yola çıkarak şöyle yazıyor köşesinde…
“Bu büyük tepkinin nedeni, Türkiye’nin “düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması”na ilişkin duyarlılığı olsa amenna. Türkiye, henüz, bilinen “inkârcı” tutumun devamı olarak, “soykırım olmamıştır” noktasından hareket ederek, tepki veriyor.”
Yukarıda maddelerini verdiğim anayasanın “Özgürlükleri kısıtlamayan” maddelerini yok sayıyor, ama olmadığı tarih sayfalarında yazılı “Soykırım”ın olduğunu savunarak yersiz tepki verdiğimizi söylüyor. Yani özgürce “Soykırım vardır” diyebiliyorken, “Akıl tutulmasına” uğrayarak “Türkiye’de düşünce özgürlüğü yoktur” demeye getirebiliyor.
Bu kadarı ile de yetinmiyor bu bey…
“Evet, Fransa’da yapılan kabul edilemez bir yanlışlık. Ama biz, Fransa’ya bu konuda “ahlaki bir üstünlük sağlamış” halde de değiliz henüz” diyerek kendi “ahlaki zafiyetini” ve “İnkârcılığını” da ortaya koyuyor.
Demeye getiriyor ki “Fransa, kabul ettiği bu yasa ile düşlünce özgürlüğünün önüne set koymuştur, ancak Türkiye’de de düşünce özgürlüğü yoktur, o zaman bu tepki niye?…”
Dünü “dünde” değerlendirseniz doğru karar verirsiniz…
Osmanlı’nın “Tebaası” iken “Vatandaş” olurken, ”Cumhuriyet” ve “Demokrasi” bugünlere zembille havadan düşerek gelmedi. Elbette geçmişte birçok yanlışlar yapıldı, elbette birçok yaralar aldı. Sonuçta amaç, cumhuriyeti ve özgür demokrasiyi yerine oturtmaya çalıştık ve bugünlere geldik.
Geldiğimiz noktadan geriye bakarak “Özgürlük yok” demek kadar “akıl tutulması” olabilir mi?
Tarihi, o günün gerçekleri ile bilmek ve kabul etmek, hatta yüzleşmek (Ki nasıl bir kavramdır bu bilemiyorum, anlayamıyorum da) ayrı bir şey, tarihi saptırarak geçmişle hesaplaşmaya kalkmak ayrı bir şey.
Tarihin içinde “Acıların yaşanmış olduğunu” kabul etmek ve yüreğinde hissetmek bir şey, tarihi saptırarak ulusların üzerine “Suç” yapıştırmaya çalışmak ve bununla da baskı kurmaya kalkışmak ayrı bir şey.
Ancak “Aklı” ve “Ahlakı” tutulanlar bunu hep yapıyorlar.
Hem de olmadığını savundukları “Özgürlük” içinde…
"Yok" dedikleri özgürlük olmasaydı, ülkemin ve milletimin ahlakını sorgulamaya cesaretleri olabilir miydi?
Bizim, "Devlet" ve "Millet" olarak ahlaki birçok üstünlüğümüz var. Buna "Yok" diyenler, kendi ahlaki ölçülerini denetlesinler...
23 ARALIK 2011
İBRAHİM PEKBAY